Gaziantep Avukat Ali Tümbaş Anlaşmalı ve Çekişmeli Boşanma Avukatı

CİNSİYETE GÖRE BOŞANMA SONRASI BEKLEME SÜRESİ

 

BOŞANDIKTAN SONRA ERKEK:

Erkek için boşandıktan sonra beklenmesi gereken bir süre yoktur. Erkek, boşandıktan sonra istediği zaman evlenebilir.

BOŞANDIKTAN SONRA KADIN:

Kadın boşanmasının kesinleşmesinden 300 gün sonra evlenebilir. Bu kadar beklemek istemiyorsa ve hamile değilse ya da son boşandığı kocası ile tekrar evlenmek istiyorsa aile mahkemesinden alacağı kararla bu süreyi beklemeden evlenebilir. Bekleme süresine iddet süresi de denir.

boşanma avukatı gaziantep anlaşmalı çekişmeli

İddet Müddeti Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

İddet Müddeti Nedir?

İddet müddeti, ya da bekleme süresi, Türk Medeni Yasasına göre boşanan kadının tekrar evlenmesi için beklemesi gereken üç yüz günlük süredir.
Yasa hazırlanırken; boşanmanın kesinleşmesinden önce her iki tarafın cinsel ilişkiye girmiş olma ihtimalini düşünerek, doğacak çocuğun babasının kim olduğunun ortaya çıkarılması ve karışıklıkları engelleme amacıyla koyulan şarttır. Azami gebelik süresi olarak belirlenen 300 günlük sürede doğacak çocuğun babasının boşanan koca olabileceğine dayanan babalık karinesinden doğan bu süre, kesin olmayan evlenme engeli hükmünde olup bir kadının bu süre içinde evlenmesi halinde evliliğinin iptal edilmesine sebep olmamaktadır.
Kadının hamile olmadığının ispatı ya da boşandığı eşiyle tekrar evlenmesi halinde bu süre şartı aranmamaktadır. Erkekler için ise boşandıktan sonra tekrar evlenebilmek için böyle bir kısıtlama yoktur.

İddet Müdedeti Nasıl Kaldırılır?

Bu süre beklenmeden evlilik yapmak isteniyorsa, kadının aile mahkemesinde iddet müddetinin kaldırılması için dava açması gerekmektedir. İddet müddetinin kaldırılması için dava açılacak görevli mahkeme aile mahkemesidir. Dava sırasında, müddetin kaldırılmasını isteyen kadının, hastaneden alınacak rapor ile hamile olmadığını kanıtlanması sonucunda, iddet müddetinin kaldırılmasına karar verilebilecektir.

İddet Müddeti Hesaplama Yönetemi Nasıl Yapılır?

İddet süresinin hesaplanabilmesi için her şeyden önce boşanma kararının ne zaman kesinleştiğinin bilinmesi gerekmektedir. Eğer boşanma kararının kesinleştiği tarih net olarak biliniyorsa bu tarihin üzerine 300 gün eklenerek iddet süresinin ne zaman sona erdiği hesaplanabilir. Ancak Medeni Kanun iddet süresi için “10 ay” terimi yerine “300 gün” ifadesi kullandığı için iddet süresi hesabında ay bazlı hesap yapmak yanıltıcı olabilir ve iddet süresinin hesaplanmasında her zaman gün bazlı yöntem kullanılmalıdır.

İddet Müdedetinşn Kaldırılması davası Ne Kadar Sürer?

Dava süresi davanın nasıl yürütüldüğü, gerekli hukuki prosedürlerin ne şekilde izlenildiğine göre değişiklik göstermektedir. Davaların hızlı bir şekilde sonuçlanması için hukuki gerekliliklerin ve işlemlerin yerinde, süresinde ve usulünce yapılması gerekmektedir. Bu hususta uzman bir avukattan destek alınması dava sahibine oldukça avantaj sağlayacaktır.
Açıklamış olduğumuz etmenler yerine getirildiğinde bir hafta ile bir ay içerisinde iddet müddetinin kaldırılması davasının sonuçlanabilmesi mümkündür. Ancak hukuki yardım alınmadan bu davaların altı aya kadar uzaması da söz konusu olabilir.

Boşanmadan sonra iddet müddeti kaldırma davası açılmalıdır. Karar hastanelerden gelen ‘hamile değildir’ raporuna göre verilir. Örneğin iddet Müddeti kaldırılmadan gayrıresmi evlilikten doğan çocuk ilk eş üzerine kayıt edilir bu da günlük hayatta bir çok sorunu beraberinde getirir.

anlaşmalı boşanma çekişmeli boşanma gaziantep avukat dna

Kanuni Dayanak

Boşanan bir kadının yeniden evlenmeden önce 300 gün beklemesi gerekir. Bunun sebebi Medeni Kanun ve Evlenme Yönetmeliği’nin konuya yönelik emredici hüküm ile, kadının hamile olma ihtimaline karşılık doğacak çocuğunun soybağının korunmasının amaçlanmasıdır. İddet müddeti diye adlandırılan bu süre içerisinde kadının hamile olması olasılığı gün yüzüne çıkabileceğinden, daha sonra soybağının kurulması veya babalık davası gibi çetrefilli davalarla uğraşılmaması için böyle bir çözüm düşünülmüştür.

Madde 132 – Evlilik sona ermişse, kadın, evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün geçmedikçe evlenemez.

Doğurmakla süre biter.

Kadının önceki evliliğinden gebe olmadığının anlaşılması veya evliliği sona eren eşlerin yeniden birbiriyle evlenmek istemeleri hallerinde mahkeme bu süreyi kaldırır.


Yorumlarınızı Önemsiyoruz

Sorularınız ve yorumlarınızı aşağıda paylaşabilirsiniz. Boşanma Avukatlarımız kısa sürede size dönüş sağlayacaktır.

Konuya ilişkin arama kavramları:

  • erkek bosandiktan kac ay sonra resmi nikah kiyilir,
  • boşandıktan sonra evlenme süresi erkek,
  • boşandıktan sonra evlenme süresi,
  • bosandiktan sonra ne zaman evlenir,
  • erkekler boşandıktan ne kadar süre sonra evlenebilir,
  • boşandiktan sonra evlenme süresi erkek 2021,
  • anlaşmalı boşandıktan sonra ne zaman evlenebilirim,
  • boşanan erkek ne zaman evlenebilir,
  • boşanma davası bittikten sonra ne zaman evlenebilir,
  • erkek boşandıktan sonra ne zaman evlenebilir?
  • Boşandıktan sonra evlenme süresi,
  • Kadın boşandıktan sonra ne zaman evlenebilir,
  • Boşandıktan sonra evlenme süresi erkek,
  • Boşandıktan sonra ne zaman evlenilir,
  • Boşandıktan sonra evlenme süresi kadın 2021,
  • Boşanan kadın ne zaman evlenebilir,
  • Erkek boşandıktan sonra ne zaman evlenebilir,
  • Boşandıktan sonra evlenme süresi kadın,
  • Bosanmadan sonra ne zaman evlenebilir,
  • Boşanan erkek ne zaman evlenebilir.

CİNSEL SUÇLAR

Cinsel istismar veya cinsel saldırıya ilişkin dava dosyaların her biri farklıdır. Nasıl ki aynı kıyafetin herkesin üzerine tam oturması mümkün değilse cinsel suçlarda her beraat gerekçesi de her dosyaya uymaz ve her dosya için geçerli olmaz.

Çünkü her dosyanın;

  • Mağduru ve  mağdur iddiaları, İddiaya konu olayın geçtiği yer,
  • Mahkemelere  yansıma şekli ve zamanı,
  • Tanık anlatımları, sanığın beyanları ve gösterdiği deliller,
  • Sosyal inceleme ve Adli muayene raporları ile görüşme tutanaklarının içeriği farklıdır.

Bu nedenle dosyanızdaki tüm özellikler değerlendirilip durumunuza uygun düşecek şekilde savunma yapılması, ceza almanız halinde de mahkemenin neden mahkumiyet verdiği ceza hukukunda uzman avukatlarımızca doğru tespit edilerek istinaf veya temyiz başvurusunun da “dosyanızdaki onlarca hususta inceleme yapılarak” size özel hazırlanması gerekmektedir.


Cinsel Suçlara ilişkin önemli hatırlatma!

Bu makale Bölge Adliye Mahkemelerini ve Yargıtay Ceza Dairelerinin sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğinden bahisle verdiği binlerce bozma kararı incelendikten sonra hazırlanmış olup yukarıda izah ettiğim sebeple aşağıda yer verdiğim birkaç örnek karar dahil cinsel suçlara ilişkin internette bulacağınız hiçbir kararın dosyanızla birebir örtüşmesini, size doğrudan fayda sağlamasını  beklemeyiniz.

gaziantep ağır ceza avukatı

Delil yetersizliği

Cinsel suçlarda en sık  genel beraat gerekçesidir; esasen gerekçe de değil sonuçtur.
Çünkü bu gerekçe dosya kapsamındaki taraf ve tanık beyanları, raporlar, deliller, tutanaklar hep birlikte değerlendirildikten sonra yalnızca sanığın cezalandırılmasına yeterli vicdani kanaate ulaşılamadığını ifade eder ve kararlara

Sanığın mahkûmiyetine yeter, her türlü şüpheden uzak, somut, tarafsız, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı anlaşıldığından müsnet suçtan beraatine karar verilmesi”

şeklinde yansır. Bu nedenle aşağıdaki örneklerde sanık lehine bu sonuca ulaşılmasında en etkili olduğu düşünülen hususa yer verilmeye çalışılmıştır.


ceza avukatı gaziantep boşanma avukatı

Husumet

Yargıtay 14. Ceza Dairesi
2016/11974 E. 2017/735 K.
16.02.2017

Özel Daire burada sanığın müşteki ile arasında boşanma davasına da konu olan bir husumetin bulunduğu yönünde tanık anlatımları ile de desteklenen savunmasını mağdurenin çelişkili beyanlarına üstün tutarak sanığın, mağdureye yönelik beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun basit cinsel istismarı suçundan beraatine karar verilmesi gerektiğinden bahisle mahkumiyet hükmünün bozulmasına karar vermiştir.


Mağdure beyanlarının yetersizliği

Yargıtay 14. Ceza Dairesi
2016/10597 E. 2017/530 K.
07.02.2017

Özel Daire burada Mağdurenin yaşı sebebiyle ifade verememesi, diğer mağdurenin de beyanlarının içerikten yoksun olup suçun unsurlarını açıklayamamasını nazara alarak sanığın çocuğun cinsel istismarı suçundan beraatine karar verilmesi gerektiğinden bahisle mahkumiyetine ilişkin hükmün bozulmasına karar vermiştir


Mağdurenin çelişkili beyanları

Yargıtay 14. Ceza Dairesi
2016/10138 E. 2017/200K.
17.01.2017

Özel Daire burada mağdurenin aşamalardaki çelişkili beyanlarını dikkate alarak sanığın eyleminde cinsel amaç bulunup bulunmadığı hususunda şüpheye düşmüş ve sanığın beraati gerektiğinden bahisle mahkumiyet hükmünün bozulmasına karar vermiştir.


Mağdurenin olaydan çok uzun süre sonra şikayette bulunması

Yargıtay 14. Ceza Dairesi
2016/7823 E. 2017/11 K.
09.01.2017

Yukarıda delil yetersizliği başlığı altında özel beraat gerekçelerinden dördüne örnek verilmiş olup Ceza Dairelerinin kararlarında ön plana çıkardığı, burada zikredilmeyen sayısız farklı beraat gerekçesi mevcuttur. Belki başka bir makalemizi sırf bu örneklere ayırabiliriz.


Suçun unsurlarının oluşmaması

Cinsel suçlar TCK.’da oldukça yüksek hapis cezaları öngörülen ciddi suçlardandır. Cinsel suçla yargılanan bir sanığa kasten adam öldürme ve uyuşturucu madde ticareti suçundan daha yüksek cezalar rahatlıkla verilebilmektedir. Bu nedenle beraatiniz mümkün olmadığı takdirde üzerinize atılı suçun niteliğinin lehinize değişmesi bile ceza miktarının lehinize ciddi miktarda azalmasını sağlayabillir. Diğer yandan suç vasfının aleyhinize hatalı şekilde tayini (basit cinsel istismar yerine organ sokmak suretiyle nitelikli cinsel istismar, cinsel taciz yerine basit cinsel istismar gibi), şartları oluşmadığı halde hakkınızda suçun nitelikli hallerinin (TCK. 103/4 cebir nedeniyle artırım gibi)  veya zincirleme suç hükümlerinin uygulanması, teşdide gidilmesi, teşebbüs yerine tamamlanmış suçtan hüküm kurulması da ceza miktarının aleyhinize anormal şekilde artmasına yol açabilir.

Eğer “haksız yere” böyle ciddi bir ithamla karşılaştı iseniz yapabileceğiniz tek şey edinebileceğiniz en iyi ceza avukatıyla mümkün olan en kısa sürede çalışmaya başlamaktır.

CEZA AVUKATLARIMIZA CİNSEL SUÇLAR İLE İLİGLİ SIK SORULAN SORULAR

Cinsel İstismarda Şikayetten Vazgeçilmesi Mahkumiyete Sebep Olabilir Mi ?

Cinsel suçlarla ilgili mahkumiyet kararı verilmiş yüzlerce dosyada karşı tarafın – mağdur veya ailesinin- şikayetten vazgeçme dilekçesi vermiş olduğunu fark etmekteyim.
Müvekkillerin bir çoğu önceki avukatlarının yönlendirmesi doğrultusunda karşı tarafın bu tür bir dilekçe vermesini temin ettiklerini, dilekçede mağdurun suça konu olayı uydurduğu/iftira attığı  kabul edildiği ve şikayetten vazgeçildiği halde neden ceza aldıklarını bilmediklerini ifade etmektedirler. Onlara mahkum edilmelerinin sebeplerinden birinin de bu dilekçe olduğunu söylediğimde ise şaşırmaktadırlar.

  • Ciddi nitelikteki cinsel suçlar yani;
    TCK. 102/2 Nitelikli Cinsel Saldırı,
  • TCK.103/1 Çocuğun basit cinsel istismarı
  • TCK. 103/2 Çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçları

istisnai 2 hal  (TCK. 102/2-2. cümle Nitelikli cinsel saldırının resmi nikahlı eşe karşı işlenmesi ve TCK 103/1-son cümle sarkıntılık düzeyinde kalmış basit cinsel istismar suçunda failin yani suçu işleyenin de çocuk olması hali) dışında zaten şikayete bağlı değildir.

Dolayısıyla cinsel suçlarda karşı tarafın şikayetten vazgeçme dilekçesi vermesinin hatta içeriğinde kullanılan lehinize ifadelerin size hukuken hiçbir faydası olmayacaktır.

Aksine bu durum mahkemenin aleyhinize kanaat edinmesine, mahkumiyetinize karar vermesine sebep olacaktır.

Peki neden?

Öncelikle cinsel suçlarda mahkemeye sunulan şikayetten vazgeçme dilekçelerinin bir avukatın elinden çıktığı, imzalayanların iradesini yansıtmadığı dilekçenin her yerinden anlaşılmaktadır. Dilekçenin bilgisayarda hukuki terimlerle yazılması (şikayetten vazgeçme zarureti hasıl olmuştur, mahkemenizin şu sayılı dosyasında katılan sıfatını haiziz, mağdurenin anne babasıyız ve sair dilekçedeki hemen her cümle), mağdureye  ve anne babasına imza açılarak basit karalamadan ibaret (öyle bir dilekçeyi hazırlayacak eğitime sahip olmadıklarını gösterir şekilde) imzalarını atmalarının sağlanması gibi.

Yine sandığınızın aksine ceza mahkemeleri cinsel suçlarda bu tür dilekçelerle yüzlerce kez karşılaşmaktadır. Makalenin ilk paragrafında belirttiğim sebeple şikayetten vazgeçme dilekçesi verilmesi zaten hukuken hiçbir şey ifade etmediği  gibi dilekçedeki lehinize ifadeler de aleyhinize kanaat oluşturacaktır.

Yani verilmesinin lehinize olduğunu düşündüğünüz belki de temin edebilmek için oldukça yanlış şekilde; bir sürü para harcadığınız, yakınlarınızın mağdurenin ailesine yalvarmasını ya da onları tehdit etmelerini göze aldığınız bu şikayetten vazgeçme dilekçesi sizin için

TAM TERSİ YÖNDE bir etki doğuracak,

mahkumiyet sebeplerinizden biri olacaktır.

Şikayetten vazgeçme dilekçesi “Mağdurun/ailesinin bu dilekçeyi sanığın yakınlarının para vermesi, yalvarması, psikolojik baskı-tehdit uygulaması ve sair iradeleri dışında bir sebeple verdiğini” deyim yerindeyse HAYKIRMAKTADIR. Özetle mağdurun şikayetten vazgeçme dilekçesi vermesi her halukârda aleyhinizedir. Peki karşı yanın yani mağdur ve ailesinin insafa gelip de suçsuzluğunuzu kanıtlamanızda size yardımcı olmak istemesi faydanıza olmaz mı? Tabii ki ancak asla bu şekilde değil. Cinsel İstismarda Şikayetten Vazgeçilmesi Mahkumiyetinize Sebep Olabilir.


Cinsel tacizi suçunun oluşması için hareketlerin mağdurun rızası dışında yapılmış olması şarttır!

Yargıtay karar örneği şöyledir:

“Sanığın temyiz dilekçesi ekindeki fotoğrafın mağdureye ait olup olmadığı ve yine dilekçe ekindeki mektupların mağdure tarafından yazılıp yazılmadığı sorulup, inkâr halinde aidiyeti araştırılarak, mağdureye ait olduğu anlaşılırsa, mağdurenin onaylı nüfus kağıdı istenerek , 15 yaşından büyük olması halinde kendi fotoğrafını sanığa veren, sevdiğini belirten mektuplar yazan ve sanığı eve alan mağdurenin, kardeşi tarafından görülmesi ve babasının şikayetinden sonra şikayetçi olma durumunda kaldığı nazara alınarak, sarkıntılık olarak kabul edilen sanığın mektup yazma eylemlerinin, mağdurenin rızası dâhilinde gerçekleştiği, suç oluşturmayacağı ve sanığın beraatına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden eksik soruşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması.”

(Yargıtay 5. CD. 13.10.2003–7536–4974)

CİNSEL TACİZ SUÇUNA İLİŞKİN EMSAL YARGITAY KARARI

KARŞILIKLI ATILAN SEVGİ MESAJLARI ve SUÇUN UNSURLARI

Yargıtay 14. Ceza Dairesi
Esas : 2013/5387
Karar : 2015/2239
Karar Tarihi : 26.02.2015

Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Sanık hakkında tehdit ve hakaret suçlarından verilen beraat hükümlerinin incelenmesinde,

Delilleri, takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraat hükümleri usul ve kanuna uygun olduğundan, katılanın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA, Sanık hakkında cinsel taciz suçundan ceza verilmesine yer olmadığına dair verilen hükmün temyiz incelemesine gelince, Mağdure beyanları, sanığın aşamalardaki istikrarlı savunması, mesaj tespit tutanağı ve tüm  dosya kapsamına göre,  telefonda tanışarak arkadaşlık kuran sanık ile mağdurenin, birbirlerine karşılıklı olarak sevgi mesajları attıklarının anlaşılması karşısında, sanığın kanuni unsurları oluşmayan müsnet suçtan beraati yerine yazılı şekilde ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi,

Kanuna aykırı, katılanın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK.nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 26.02.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Cinsel suçlar sıkça sorulan sorular

Cinsel saldırı nedir?

Bir kimsenin vücut dokunulmazlığının, kişinin rızasına dayalı olmayan cinsel nitelikli davranışlarla süreklilik arz etmek zorunda olmaksızın ihlal edilmesi olarak tanımlanmıştır.

Cinsel saldırı iki biçimde ortaya çıkabilir:

  1. İlk şeklinde, cinsel saldırı kişinin vücut dokunulmazlığının ihlali şeklinde gerçekleşir. Bu tür cinsel saldırı örnekleri arasında sarılmak, okşamak, dokunmak, makas almak, öpmek, elini tutmak, saçını okşamak sayılabilir.
  2. İkinci tür cinsel saldırıda ise, kişinin vücut dokunulmazlığının vücuda cinsel organ veya sair bir cisim sokulmasıyla ihlal edilmesi yani tecavüz söz konusudur.

Cinsel taciz nedir?

Fiziksel temas olmaksızın gerçekleştirilen, kişinin rızasına dayalı olmayan ve süreklilik arz etmesi gerekmeyen cinsel nitelikli söz, tavır veya diğer davranış biçimleri olarak tanımlanmıştır.

Bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla, aşağıdaki örnekler cinsel taciz olarak değerlendirilir:

  • Cinsel içerikli laf atmak, şaka yapmak veya iltifatta bulunmak ya da argo sözcükler kullanmak,
  • Flört etmek için olağanın ötesinde ısrarcı davranışlarda bulunmak,
  • Pornografik materyal ile rahatsız etmek, bunları göndermek veya göstermek,
  • Kişiyi görüntü, ses vb. kayıtlarını rızası hilafına kullanmakla veya bu kayıtları yaymakla tehdit ederek yakınlaşmaya veya cinsel ilişkiye zorlamak,
  • Kişinin cinsellik içeren davranışlarını rızası olmadan kaydetmek ve yaygınlaştırmak,
  • Kişinin cinsel yaşamıyla ilgili sorular sormak veya dedikodu üretmek,
  • Cinsiyete veya cinsel yönelime ya da cinsiyet kimliğine ilişkin ayrımcı söz ve eylemlerde bulunmak,
  • Tehdit, şantaj ya da hakaret ve benzeri fiillerle ortaya çıkan hareketlerde bulunmak,
  • Fiili takip,
  • İstenmeyen bakış ve mimiklerle rahatsız etmek,
  • Telefon, e-posta veya benzeri iletişim araçları kullanarak cinsel içerikli mesajlar veya talepler iletmek,
  • Facebook, Twitter, Instagram, Snapchat ve benzeri sosyal ağlar dâhil elektronik ortamda, cinsel içerikli mesajlar veya talepler ileterek rahatsız etmek ya da kişinin rızası hilafına cinsel yaşamıyla ilgili görüntü, ses vb. kayıtlarını paylaşmak veya dedikodu üretmek,
  • Cinsel ilişki ısrarında bulunmak.

Israrlı takip nedir?

Fiili, sözlü, yazılı olarak ya da herhangi bir iletişim aracı kullanılarak kişinin güvenliğinden endişe etmesine neden olacak şekilde kişide fiziki veya psikolojik açıdan korku ve çaresizlik duygusu yaratan ve kişiyi baskı altında tutan her türlü cinsel tutum ve davranıştır. Gaziantep ceza avukatı

Misilleme nedir?

Kişinin cinsel ya da duygusal amaçlı davranış veya teklifi reddetmesi ya da cinsel tacize ya da saldırıya uğradığını düşünerek şikâyet etme yoluna gitmek istemesi veya gitmesi nedeniyle ya da kişinin tanık olduğu cinsel taciz veya saldırı olaylarıyla ilgili şikâyet etme yoluna gitmek istemesi veya gitmesinden ötürü örtülü veya açık şekilde iş ya da eğitim yaşamının intikam amacıyla zorlaştırılmasıdır. Misilleme örnekleri:

  • Misillemeye maruz kalan kişi öğrenci ise; notunu düşürmek, görmezden gelmek, sorularını engellemek veya yanıtsız bırakmak, akademik içerikli görüşme taleplerini reddetmek, olumsuz etkilenmesine neden olabilecek söylentiler yaymak, akademik ve maddi desteklere (örneğin burs, referans mektubu vb.) erişimini zorlaştırmak veya engellemek.
  • Misillemeye maruz kalan kişi çalışan ise; terfiini engellemek, görmezden gelmek, mesleki gelişimini engellemek, mesleki görüşme taleplerini reddetmek, olumsuz etkilenmesine neden olabilecek söylentiler yaymak, özlük haklarının  kullanılmasında zorluk çıkartmak, iş tanımına girmeyen işleri yapmaya zorlamak.

Cinsel saldırı veya cinsel taciz durumunda neden hızlı müdahale edilmelidir?

Derhal işlem yapılmadığı ya da önlem alınmadığı takdirde cinsel taciz veya saldırının önlenememesi, başvurucunun can güvenliğinin veya hak ve hürriyetlerinin korunmasının tehlikeye girmesi, başvurucunun zarar görmesi, cinsel taciz veya saldırı eyleminin delillerinin kaybolması ihtimalleri ortaya çıkabilir.

Yargıtay kararlarında cinsel taciz sayılan davranış ve sözler şunlardır

  • “Bana bir defa verecen mi?” (E.1996/1293; K: 1996/1799, 23.5.1996),
  • “Seni öpebilir miyim?” (E.1996/2889; K: 1996/3249, 7.10.1996),
  • “Fıstık gibisin çok hoşuma gittin, bir gece beraber olabilir miyiz?” (E.1996/2330; K: 1996/2480,19.6.1996),
  • “ Ben annen ile 2 yıl yaşadım seninle de yaşayacağım.” (E.1997/2370; K: 1997/2536, 30.6.1997)
  • “Sanığın yolda yürümekte olan mağdure nin bir süre peşini ısrarla takip ettikten sonra ona yaklaşarak “senin adın ne, niye kaçıyorsun benden” şeklinde sözler sarf etmesi,..” (E.1998/3882; K: 1998/4518, 26.11.1998),
  • “Beş bin lira vereyim seninle yatalım”(E.1999/6954;K: 2000/3008, 5.6.2000),
  • “Sanığın müştekiyi telefonla arayarak “buluşalım gözlerin çok güzel, beni öldürüyor” diyerek telefonu kapatması” (E.2000/5344; K: 2001/2746, 26.4.2001)
  • “Sanığın kalbini göstererek “şuramda bir şey var, senden hoşlanıyorum, çok güzelsin” demesinden ibaret sözleri” (E.2001/4929; K: 2002/2466, 11.4.2002);
  • “Bayan almaya geldim, istersen seninle de çıkabiliriz” (E.2001/3338; K: 2002/1046, 27.2.2002);
  • “Haydi birlikte kaçalım” (E.2002/866; K: 2002/6357, 15.10.2002);
  • “Sanığın müştekinin cep telefonuna “sizinle tanışmak ve buluşmak istiyorum, sevgiler iclal” şeklinde bir kez mesaj göndermesinden ibaret eyleminin…” (E.2002/5072; K: 2003/2834, 13.5.2003);
  • “Mağduru bir kez telefon ile arayıp “arkadaş olmak istediğini” söylemesinin…” (E.2002/4732;K: 2003/3053, 22.5.2003)

Avukatlarımız için bu konuda en çok arama başlıklar:

  • Nitelikli cinsel istismarda beraat yargıtay kararları,
    basit cinsel saldırıda beraat,
  • Cinsel istismarda delil yetersizliği yargıtay kararları,
  • Nitelikli cinsel saldırıda beraat,
  • Cinsel istismarda delil,
  • Cinsel istismarda beraat kararları,
  • Nitelikli cinsel saldırıda yargıtay kararları,
  • Yargıtay’da cinsel istismarda beraat edenler,
  • Nitelikli cinsel istismarda delil yetersizliği,
  • Cinsel suçlarda beraat.
  • Cinsel istismarda beraat kararları,
  • Basit cinsel saldırıda beraat,
  • Nitelikli cinsel saldırıda yargıtay kararları,
  • Cinsel suçlarda yargıtay ve istinaf dairelerinin beraat gerekçeleri,
  • Nitelikli cinsel istismarda beraat yargıtay kararları,
  • Yargıtayda cinsel istismarda beraat edenler,
  • Yargıtay’da cinsel istismarda beraat edenler,
  • Cinsel istismarda delil yetersizliği yargıtay kararları,
  • Cinsel suçlarda beraat,
  • Nitelikli cinsel istismarda delil yetersizliği,

1.UZMANLIK VE GÜNCELLİK

Ceza avukatının kaliteli hizmet verebilmesi keskin bir uzmanlaşmaya giderek sadece ceza davalarını üstlenmesi ve sürekli mevzuat değişikliklerinin yaşandığı ceza hukukundaki tüm gelişmeleri takip ederek bilgilerini güncel tutabilmesi halinde mümkündür.

Sade vatandaş için dahi kanunu bilmemenin mazeret sayılmadığı bir ülkede ceza hukukundan başka alanlarda da iş yapmaya çalışan bir avukatın güncel uygulamaya hakim olması ve iyi bir ceza avukatı olarak anılması güçtür.

2.BİREYSELLİK (ÖZGÜNLÜK)

Ceza avukatlığı herkesin aynı kalitede standart hizmet verebileceği bir meslek değildir. Ceza avukatı ceza dosyaları ile “BİZZAT” ilgilenir, kurumsallaşmaktan yani çalışan sayısını artırıp standart  ve vasat hizmet verecek şekilde büyümekten kaçınır.

Kurumsal (çok kişinin çalıştığı), her davaya bakan bir hukuk bürosundan kaliteli bir ceza avukatlığı hizmeti almanız “kanaatimce” zordur. Çünkü iyi bir ceza avukatının hitabet gücü, yazım dili, bilgisi, zekası, dosyaya bakışı BENZERSİZDİR. Bu nedenle ceza avukatı müvekkilinin savunmasının hazırlanmasını ya da önemli bir duruşmasını yanında çalışan başka bir avukata havale edemez. Yani örneğin siz ünlü ceza avukatı Av. X’e vekalet veriyorsunuz ancak dosyanız o büroda çalışan ve mesleki tecrübesi, kabiliyeti kısıtlı Av. Ahmet Bey’e havale ediliyor, savunmanızı da o yazıyor, duruşmanıza da Ahmet Bey giriyor. Aslında sizin bunu o çok büyük büroya ilk girdiğinizde, o büroda 10 kişinin çalıştığını gördüğünüzde anlamış olmanız, bu kadar kişinin çalıştığı bir büroda “benim vekalet verdiğim avukat esasen yöneticilik, işletmecilik yapıyor demek ki” diye düşünmeniz gerekirdi. Bu arada bahse konu örnekte siz dosyanızı Av. Ahmet Bey’e verir miydiniz?

Vatandaşlarımız eğer hayati önem taşıyan bir ceza dosyaları varsa her aşamada doğrudan muhatap olabilecekleri ve dosyaları ile bizzat ilgilenecek, duruşmalarına bizzat katılacak, savunma, istinaf, temyiz dilekçelerini bizzat hazırlayacak “BİR” ceza avukatı edinsinler.

3.İLERİ DERECEDE EMPATİ YAPABİLME YETENEĞİ

Ceza avukatının savunmasını üstlendiği sanık dosyada yazan bir isimden ibaret değildir. Dosyada mahkumiyet tehdidi altında veyahut cezaevinde, ailesi, sevdikleri olan ve geleceğini size emanet etmiş bir İNSANIN olduğu unutulmamalıdır. Ceza avukatı kendi kardeşi, annesi, babası veya eşi sanık olsa ve savunmasını üstlense dosya üzerindeki çalışması için en az 10-15 gününü harcayacaksa, o konuda son dönemde verilmiş tüm Yargıtay kararlarını tek tek okuyacaksa, uygulamaya yönelik varsa eksiklerini tamamlayacaksa yani elinden gelenin en iyisini yapacaksa dosyasını üstlendiği müvekkili için de aynı şeyi yapmalı, üstlendiği manevi sorumluluğun farkında olmalıdır.

Uygulamada yarım saatte matbu bir evrak üzerinden isim soyisim ve belli bölümler değiştirilerek savunma, tutuk itirazı, istinaf ve temyiz dilekçeleri hazırlanmakta önceki dilekçelerin başlığı değiştirilerek kanun yolu başvuruları yapılmakta dosyada adı geçenin İNSAN olduğu unutulmaktadır. Bu şekilde hareket eden meslektaş müvekkilinin yerinde kendisi olsa verdiği hizmeti kendisine layık görür müydü? Eğer iyi bir ceza avukatı olmak istiyorsanız öyle titiz ve iyi bir savunma yapmalısınız ki dava sonucu olumsuz dahi olsa Müvekkiliniz gayretinizden şüphe duymamalı, rahatlıkla teşekkür edebilmelidir.

4.ŞEFFAFLIK

İyi bir ceza avukatı “son derece kaliteli hizmet verdiği için” üstlendiği dosyaya sunduğu savunma, tevsi-i tahkikat, mütalaaya beyan, istinaf, temyiz v.b. dilekçelerin örneğini en kısa  sürede Müvekkiline (Müvekkil yakınına) ulaştırarak bilgilendirir. Hem müvekkilini hakkını nasıl savunduğu konusunda haberdar etmesi gerekir hem de o çalışma için ciddi vakit ve emek harcamıştır, içten içe takdir görmek ister.

İyi bir ceza avukatı mesleki gayretine karşın dosya olumsuz neticelenmiş veyahut kanun yolu başvurusu reddedilmiş ise bunu da derhal müvekkiline bildirir, yapılabilecek başka bir hukuki müdahale olup olmadığı konusunda görüşünü açıklar. Uygulamada temyizde cezası onanan, istinaf başvurusu reddedilen, hakkında mahkumiyete karar verilen vatandaşların bunu avukatlarından değil de aylar sonra ve çoğu kez cezaevine götürülmek üzere yakalandıklarında öğrendiklerini görmekteyiz.

5.MESLEK AHLAKI VE PRENSİP SAHİBİ OLMAK

Meslek ahlakı; bir avukatın mesleki bilgisi ve kabiliyetinin yeterli olmadığı bir işi üstlenmemesi, eksik ya da geç yapmaması, Müvekkilinin güvenini sarsmamasıdır. Ceza avukatı, her türlü dosyayı alan ve sürümden kazanma mantığı ile hareket edenlerden farklı olmak ve üstlendiği dosyaya oldukça ciddi vakit ayırmak zorundadır. Bu nedenle fiilen ceza davaları dışında dosya üstlenmesi ASLA mümkün olmadığı gibi ayda üstlenebileceği dosya sayısı da sınırlıdır.

Son olarak; ceza davalarında dosyasını vermek için “cezanı kesin bozdururum, kesin beraat edersin, kardeşini ilk duruşmada tahliye ederim” gibi güzel cümleler duymak ve taahhüt isteyen vatandaşlar maalesef avukatın en kötüsüne mahkumdur.  Çünkü iyi bir ceza avukatı asla elinde olmayan bir şeyi taahhüt etmez, zor durumdaki bir insana duymak istediklerini söyleyip umut tacirliği yaparak para kazanmaz. Çünkü İyi bir ceza avukatı her şeyden önce iyi bir insan olmak zorundadır.

Özgürlüğünüz Önemlidir

Paylaşmak istediğinizi ve yorumlarınızı aşağıdan yapabilirsiniz. Ceza Avukatlarımız en kısa sürede dönüş yapacaktır.

5/5

Örnek İcra Hukuk Mahkemesi Kararı

HAGB KARARINDAKİ VEKALET ÜCRETİ İCRA TAKİBİNE KONULABİLİR

T.C.
UŞAK İCRA HUKUK MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR
ESAS NO : 2017/139
KARAR NO : 2017/135

İcra Dosya No: Uşak 3. İcra Müdürlüğü 2017/908 Esas

HAKİM :
KATİP :
DAVACI :
VEKİLİ :
DAVALI :
VEKİLİ :
DAVA : Şikayet (Takibin İptali)
DAVA TARİHİ : 16/03/2017
KARAR TARİHİ : 03/04/2017
GEREKÇELİ KARAR TARİHİ : 03/04/2017
Mahkememizde görülmekte bulunan Şikayet (Takibin İptali) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili mahkememize vermiş olduğu dilekçesi ile müvekkili aleyhine Uşak 3. İcra Müdürlüğü’nün 2017/908 esas sayılı dosyasında Uşak 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/127 esas 2016/289 karar sayılı ilamına dayalı olarak ilamlı icra takibi yapıldığını, dayanak ilamda mahkumiyet kararı verilmediğini, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini, CMK 231/5. maddesine göre hüküm hukuki sonuç doğurmayacağına göre ferilerinin de hukuki sonuç doğuramayacağını, karar kesinleşmediğinden infaz kabiliyeti bulunmadığını ileri sürerek takibin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

Uşak 3. İcra Müdürlüğü’nün 2017/908 esas sayılı takip dosyası getirtilmiş, incelenmesinde; alacaklı ………… tarafından borçlu …………… aleyhine Uşak 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24/11/2016 tarih ve 2016/127 esas 2016/289 karar sayılı ilamında yazılı 3.600,00 TL vekalet ücretinin 28,41 TL faizi ile tahsili amacıyla 07/03/2017 tarihinde ilamlı icra takibi başlatıldığı görülmüştür.
Takip dayanağı ilam ve eklerinin incelemesinde borçlu sanık hakkında yapılan yargılama sonucu üzerine atılı suçlardan ceza verilerek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, 3.600,00 TL vekalet ücretinin sanık Melike’den alınarak katılana (………) verilmesine karar verildiği, kararın 02/02/2017 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.

Tüm dosya kapsamı mahkememizce değerlendirildiğinde;

Müşteki/borçlu vekili mahkememize başvurusunda dayanak ilamda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini, CMK 231/5. maddesine göre hükmün ferileri ile birlikte hukuki sonuç doğuramayacağını, karar kesinleşmediğinden infaz kabiliyeti bulunmadığını ileri sürerek takibin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun’un 4. Maddesinde “Mahkûmiyet hükümleri kesinleşmedikçe infaz olunamaz.” Bu düzenlemeye göre mahkumiyete ilişkin ceza ilamlarının tazminat ve yargılama giderlerine ilişkin kısımlarının ilamlı takibe konulabilmesi için kesinleşmesi gerekmektedir.

Somut olayda takip dayanağı ilam sanık hakkında kurulan mahkumiyet hükmününün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin olup;
CMK’nın 231. Maddesinin 5. Fıkrasının son cümlesinde “Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.” şeklinde düzenleme yer almaktadır.

Yine CMK’nın 231. Maddesinin 10 ve 11 fıkraları da;

“(10) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir.

(11)Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir.” şeklinde düzenlenmiştir.

CMK’nın 231. Maddesinin 5. Fıkrasının son cümlesindeki düzenleme sanık hakkında verilen hüküm yönünden geçerli olup, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı takipten önce 02/02/2017 tarihinde kesinleşmiş olduğundan kararda katılan lehine hükmedilen vekalet ücretinin tahsilini engelleyen bir kanuni düzenleme bulunmadığı gibi bu amaçla yapılan ilamlı icra takibinde de usul ve kanuna aykırılık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenle şikayetin reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM : Nedenleri yukarıda açıklandığı üzere;
1-Şikayetin REDDİNE,
2-Alınması gereken harç peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
3-Davacı tarafça yapılan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4-Karar kesinleştiğinde yatırılan gider avansının harcama yapılan kısmı düşüldükten sonra kalan miktarın talep halinde yatırana iadesine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu takip miktarı İİK 363/1. Maddesinde yazılı 7.260,00 TL altında olduğundan kanun yolu kapalı olmakla KESİN OLARAK karar verildi.03/04/2017

Örnek Yargıtay Hukuk Dairesi Kararı

T.C.
YARGITAY
8.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2012/13031
KARAR NO: 2012/11753
KARAR TARİHİ: 04.12.2012

(5271 S. K. m. 231) (1136 S. K. m. 164) (2004 S. K. m. 363, 365, 366)

ÖZET: Somut olayda, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu hükümlü hakkında kurulan ceza hükmüne ilişkin olup sadece ceza hükmünü kapsamına almaktadır. Hüküm usulünce kesinleşmiş olup kesinleşen bu hükümde geçen yargılama gideri ve bu arada katılan lehine hüküm altına alınan vekalet ücretinin tahsiline yasal bir engel bulunmamaktadır. Zira ortada yargılama gideri ve vekalet ücreti ile ilgili kesinleşmiş bir karar bulunmaktadır.

Dava ve Karar: Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davacılar tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

SONUÇ: İlk karar İİK.nun 363. maddesi gereğince temyizi kabil olmayan bir karardır. Bu nedenle temyiz isteğinin reddine ilişkin son karar İİK.nun 365 ve HUMK.nun 432. maddeleri gereği yasaya uygun bulunmakla ONANMASINA, taraflarca HUMK.nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve İİK.nun 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 21,15 TL onama harcı temyiz edenden alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına 04.12.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Örnek Yargıtay Ceza Dairesi Kararı

Hagb Kararının Kesinleşmesiyle Vekalet Ücretinin İcra Edilebilir

Özet : Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yönelik mahkeme kararına, vekalet ücretinin hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının yeniden ele alınıp yeniden hüküm verilmesi halinde icra edilebilir olduğuna karar verilmesinin CMK 325/1-2’ye aykırı olduğu.

Yargıtay
18. Ceza Dairesi
Esas : 2019/3550
Karar : 2019/11227
Karar Tarihi : 26/06/2019

“İçtihat Metni”

KARAR

Hakaret suçundan sanık …’ün 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125/1 ve 62. maddesi uyarınca 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile katılan kendisini vekille temsil ettirdiğinden takdiren 2.180,00 Türk lirası vekâlet ücretinin sanıktan tahsil edilerek katılana verilmesine ancak bu hükmün, deneme süresi içinde suç işlenip hükmün açıklanması hâlinde icra edilebilir olduğuna dair İstanbul Anadolu 29. Asliye Ceza Mahkemesinin 25/10/2018 tarihli ve 2018/83 esas, 2018/563 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii İstanbul Anadolu 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 14/11/2018 tarihli ve 2018/1435 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.

İstem yazısında; “Dosya kapsamına göre; İstanbul Anadolu 29. Asliye Ceza Mahkemesince hükmün açıklanmasının geri bırakılması üzerine katılan lehine vekâlet ücretine hükmedilmişse de bu hükmün, deneme süresinde suç işlenmesini hâlinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının yeniden ele alınıp hüküm verilmesi halinde icra edilebilir olduğuna karar verildiği, ancak 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 325/2. maddesinde yer alan hükmün açıklanmasının geri bırakılması hâlinde vekâlet ücretini de kapsayan yargılama giderlerinin sanığa yükleneceğine ilişkin kural ile vekâlet ücreti ile diğer yargılama giderleri yönünden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının mahkûmiyet kararı gibi değerlendirildiği ve hükmedilen vekâlet ücretinin tahsilini engelleyen bir hükmün bulunmadığı gözetilmeksizin, itirazın bu yönden kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir.

Hukuksal Değerlendirme : 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinde düzenlenen “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” müessesesinin uygulanabilmesi için, anılan maddenin 6. fıkrasında belirtilen objektif ve subjektif koşulların bulunması ve öncelikle sanığın isnadedilen suçu işlediğinin yapılan yargılama sonucu belirlenmesi gerekmektedir.

CMK’nın 231. maddesinin 12. fıkrasına göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı itiraz yoluna başvurulabilecektir.

Olağan kanun yollarından olan itiraz, 5271 sayılı CMK’nun 267 ila 271. maddeleri, arasında düzenlenmiş olup “İtiraz olunabilecek kararlar” başlıklı 267. maddesinde; “Hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir” şeklindeki düzenlemeye göre, kural olarak sadece hakim kararlarına karşı gidilebilecek olan itiraz yoluna, kanunlarda açıkça gösterilmiş olunması kaydıyla mahkeme kararlarına karşı da başvurulması mümkündür.

CMK’nın 270 ve 271. maddelerine göre, itiraz incelemesi kural olarak duruşmasız ve dosya üzerinden yapılacak, merci gerekli görürse Cumhuriyet Savcısı, müdafii veya vekili de dinleyebilecektir. Bunun yanında merci, yazı ile cevap verebilmesi için itiraz istemini Cumhuriyet Savcısı ve karşı tarafa bildirebilecek, kendisi de inceleme ve araştırma yapabileceği gibi gerekli gördüğünde bunların yapılması konusunda emir de verebilecektir.

CMK’nın itirazla ilgili yukarıda yer verilen maddelerinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yönelik itirazın yalnızca şekil yönünden inceleneceği, esasın inceleme dışı bırakılacağına dair bir düzenleme bulunmamaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu da 22/01/2013 tarih ve 2012/10-534 esas, 2013/15 sayılı kararında; “İtiraz mercii, O Yer Cumhuriyet Savcısının suç vasfına yönelik aleyhe başvurusu üzerine incelemesini sadece şekli olarak değil, hem maddi olay hem de hukuki yönden yapmalı, gerekli gördüğünde cevap vermesi için itirazı sanık müdafiine tebliğ etmeli ve Cumhuriyet Savcısı ile sanık müdafiini dinlemeli, yine ihtiyaç duyduğu konular varsa gerekli araştırma ve incelemeyi yapmalı ya da bunların yapılmasını sağlamalı ve bunun sonucunda da TCK’nun 191/2. maddesi gereğince verilen tedavi ve denetimli serbestlik kararının isabetli olup olmadığına karar vermelidir.” şeklindeki gerekçesiyle itirazın hem maddi hem hukuki yönden ele alınması ve her yönden hukuka uygunluğunun denetlenmesi gerektiğine karar vermiştir.

1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 168. maddesinin 1. fıkrasında “Baronun yönetim kurulları, her yıl Eylül ayı içerisinde, yargı yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin asgari hadlerini gösteren birer tarife hazırlayarak Türkiye Barolar Birliğine gönderirler.” 2. fıkrasında “Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca, baro yönetim kurullarının teklifleri de göz önüne alınmak suretiyle uygulanacak tarife o yılın Ekim ayı sonuna kadar hazırlanarak Adalet Bakanlığına gönderilir.” hükümlerine yer verilmiş,

5271 sayılı CMK’nın 324. maddesinin 1. fıkrasında “Harçlar ve tarifesine göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleri ile soruşturma ve kovuşturma evrelerinde yargılamanın yürütülmesi amacıyla Devlet Hazinesinden yapılan her türlü harcamalar ve taraflarca yapılan ödemeler yargılama giderleridir.” 2. fıkrasında, “Hüküm ve kararda yargılama giderlerinin kimlere yükletileceği gösterilir.” hükümleri düzenlenmiştir.

Aynı Kanunun 325. maddesinde;

“(1) Cezaya veya güvenlik tedbirine mahkûm edilmesi hâlinde, bütün yargılama giderleri sanığa yüklenir.

(2) (Değişik fıkra: 06/12/2006-5560 S.K.27.md) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve cezanın ertelenmesi hallerinde de birinci fıkra hükmü uygulanır.” hükümlerine yer verilmiştir.

İncelenen somut olayda; katılan vekilinin yönelik itirazının, itirazı inceleyen mercii tarafından CMK’nın 325/2. maddesinin yollaması ile 325/1. maddesi gereğince kabul edilmesi gerekirken itirazın reddine karar verilmesi hukuka aykırıdır.

Sonuç ve Karar : Yukarıda açıklanan nedenlerle;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden,

1- İstanbul Anadolu 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 14/11/2018 tarihli ve 2018/1435 değişik iş sayılı kararının, 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA,

2- Aynı Kanun maddesinin 4-a fıkrası gereğince, sonraki işlemlerin mahallinde tamamlanmasına, dosyanın Yüksek Adalet Bakanlığına sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na TEVDİİNE, 26/06/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

5/5

Konuya ilişkin arama detayları:

  • hagb vekalet ücreti,
  • hagb de vekalet ücreti,
  • hagb kararında vekalet ücreti,
  • hükmün açıklanmasının geri bırakılması vekalet ücreti,
  • hagb katılan lehine vekalet ücreti,
  • hagb karşı vekalet ücreti,
  • hagb vekalet ücreti icraya konulabilir mı,
  • hagb halinde katılan lehine vekalet ücreti,
  • hagb kararı vekalet ücreti icra takibi,
    hagb vekalet ücreti itiraz.

Yargıtay

9. Hukuk Dairesi

Esas : 2012/32048

Karar : 2014/29723

Karar Tarihi : 15.10.2014

“İçtihat Metni”

DAVA : Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkeme, isteğin reddine karar vermiştir.

Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR

Davacı isteminin özeti : Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirkette yazılı hizmet akdi ile 25.06.2006 tarihinden işine son verildiği 22.06.2010 tarihine kadar çalıştığını, davacının aynı zamanda özel güvenlik görevlisi kimlik belgesi sahibi olması nedeniyle şirkette özel güvenlik görevlisi görevi verildiğini, 22.06.2010 tarihinde şirketin İzmir Şube müdürünün davacıya iş arkadaşının da hazır bulunduğu bir ortamda “Senin güvenlik görevlisi belgenin süresi doldu. Sana iş akdinin feshi için belge düzenlemiyorum. Kendiliğinden istifa etmiş gibi işten ayrıl git. Sana hiçbir tazminat da ödenmeyecek. Nereye şikayet edersen et” diyerek kovaladığını, davacının şirket görevlisi müdürün bu söz ve davranışları için hazır bulunan arkadaşı ile tutanak düzenlediğini ve imzaladıklarını, davacının bu nedenle işe devam imkanı kalmadığını ve doğmuş hak ve alacakları için dava açmak üzere hazırlık yapmakta iken davalı şirketin bu defa 25.06.2010 tarihinde noterden düzenlediği ihtarnamenin 02.07.2010 tarihinde davacıya ulaştığını, davalı şirketin bu ihtarnamede davacıya 10 gün süre tanıyarak eğitim ve sertifika almak üzere bir eğitim kurumuna müracaat ettiğini belgelemesini aksi takdirde işçinin yapmakla ödevli bulunduğu görevleri kendisine hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrarı nedenine dayalı olarak iş akdinin feshedileceğinin bildirildiğini, davalı şirketin davacı işçiyi işyerinden kovaladıktan 2 gün sonra yeniden bir ihtarname tanzim etme ihtiyacı duymasının kendisini haklı kılacak bir belge elde etme çabasından başka bir şey olmadığını, ancak böyle bir belgenin de onu haklı kılmayacağını, çünkü iş akdi incelendiğinde görüleceği üzere davacının münhasıran güvenlik görevlisi olarak çalıştırılmak üzere işe kabul edilmiş olmadığını, şirketin iş akdini bu şekilde hiçbir dayanak göstermeden feshinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, davacının 4 yıl boyunca davalı şirkette çalıştığını, işten atıldığı tarihte aldığı net maaşın 759,98 TL olduğunu, yol ve yemek yardımı yapıldığını iddia ederek kıdem ve ihbar tazminatının faiziyle tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı cevabının özeti : Davalı vekili, müvekkili şirketin 5188 Sayılı Özel Güvenlik Kanunu kapsamında güvenlik hizmeti veren bir kuruluş olduğunu, anılan kanunun çalışacak özel güvenlik personelinin hangi şartları taşıması gerektiğini, taşımayan güvenlik görevlilerini çalıştıran şirketlere uygulanacak yaptırımları ve özel güvenlikle ilgili vecibeleri saydığını, anılan kanun gereği özel güvenlik kimlik kartının 5 yıl süreli olarak verildiğini ve süre

sonunda yenilenmesinin şart olduğunu, 5188 Sayılı Kanunun uygulanmasına dair yönetmelikte özel güvenlik görevlisi kimlik kartının süresi dolan personelin yenileme eğitimi alması gerektiği, almadığı veya kimlik kartını yenilemediği takdirde görev alamayacağı ve yine şirkete cezai müeyyide uygulanacağının açıkça anlatıldığını, süre sonunda yenileme eğitimi almayan personelin çalışma izni ve kimlik kartlarının valilikçe iptal edileceğinin açık olduğunu, bu nedenle özel güvenlik kimlik kartının süresi dolan güvenlik personelinin yenileme eğitimi alarak kimlik kartının yenilenmesi için valiliğe başvurması gerektiğini, aksi halde özel güvenlik görevlisi olarak çalışmasının mümkün olmadığını, davacının da çalışabilmesi için özel güvenlik kimlik kartını yenilemesinin kanuni bir zorunluluk olduğunu, özel güvenlik görevlisi olarak çalışabilme şartı olduğunu, davacının iddiasının aksine güvenlik görevlisi olarak işbaşı yapıp çalıştığını, özel güvenlik kimlik kartının süresi 24.06.2010 tarihinde dolacak davacıdan defalarca özel güvenlik kimlik kartını yenilemesinin istendiğini, ancak davacının yenilemeye yanaşmadığını, Özel Güvenlik kimlik kartının süresinin dolmasını müteakip davacıya noter kanalı ile ihtarname keşide edilerek 5188 Sayılı Kanun kapsamında ihtarnamenin tebliğinden itibaren 10 gün içinde eğitim ve sertifika almak üzere bir güvenlik eğitim kurumuna müracaat etmesi gerektiğinin tekrar hatırlatıldığını ve eğitim almadığı takdirde İş Kanununun 25/II-h maddesi hükmü gereğince iş akdinin feshedileceğinin ihtar olunduğunu, davacının çalışmama iradesinin çok açık olduğunu, yapılan tüm bildirim ve ihtarlara rağmen davacının kimlik kartını yenileme yoluna gitmediğini, 10 günlük sürenin dolmasını müteakip davacıya noter kanalı ile ihtarname keşide edilerek iş akdinin İş Kanunu madde 25/II-h uyarınca tek taraflı olarak feshedildiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.

Yerel Mahkeme Kararının Özeti : Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.

Temyiz : Karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Gerekçe : 1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı yasal gerektirici nedenlere göre davacının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2-Davacının özel güvenlik belgesinin süresinin dolmasına rağmen yenisini almaması, buna göre de özel güvenlik belgesinin süresi sona eren davacı işçinin bu hali ile çalıştırılmasına devam imkanı bulunmaması nedeniyle İş Kanununun 25/3 maddesindeki zorlayıcı neden kapsamındaki gerekçe yerine başka bir madde gösterilerek işverenlikçe gerçekleştirilen fesih haklı olmakla birlikte, İş Kanununun 25/2 maddesindeki hallerden birine istinat etmediğinden kıdem tazminatı talebinin kabulü yerine reddi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.

Sonuç : Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 15.10.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi. Gaziantep işçi avukatı

5/5

Bu konuda sıkça yapılan aramalar:

  • güvenlik kimlik kartı yenilenmezse ne olur,
  • özel güvenlik kimlik kartı yenilenmezse ne olur,
  • kimlik süresi biten güvenlik tazminat,
  • güvenlik kimlik kartı süresi bitti,
  • özel güvenlik kimlik kartı süresi dolan,
  • guvenlik kimlik suresi dolan tazminat,
  • güvenlik kimlik kartı süresi bitti tazminat,
  • özel güvenlik kimlik süresi dolan tazminat,
  • süresi dolan özel güvenlik kartı,
  • özel güvenlik kimlik kartı süresi dolan tazminat alabilir mi?

Uyuşturucu Madde Kullanma Suçu

Türk Ceza Kanunu Madde 191 : Uyuşturucu maddeyi kişisel kullanım amacıyla satın alan, herhangi bir surette uyuşturucu maddeyi kabul eden ve kullanma amacıyla bulunduran kişi uyuşturucu madde kullanma veya bulundurma suçunu işlemiş olur.

İşlenen fiilin kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma mı yoksa uyuşturucu madde ticareti mi olduğunun tespiti için sanığın amacının değerlendirilmesi gerekir.

Kişinin kişisel ihtiyaç sınırını aşacak uyuşturucu madde bulundurması, uyuşturucu maddeyi kişisel kullanım amacı dışında  bulundurduğunun göstergesidir.Adli Tıp Kurumunun mütalaalarında esrar kullananların her defasında 1-1,5 gram olmak üzere günde üç kez esrar tüketebildikleri bildirilmektedir. Buna göre yıllık kullanım miktarının üzerinde uyuşturucu madde bulunduran sanığın, uyuşturucu maddeyi kullanma amacı dışında bulundurduğu kabul edilmektedir.

uyuşturucu madde Gaziantep Ceza Avukatı ağır ceza esrar kubar

Uyuşturucu Madde Kullanma veya Bulundurma Suçunun Cezası

Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunun; okul, yurt, hastane, kışla veya ibadethane gibi tedavi, eğitim, askerî ve sosyal amaçla toplu bulunulan bina ve tesisler ile bunların varsa çevre duvarı, tel örgü veya benzeri engel veya işaretlerle belirlenen sınırlarına 200 metreden yakın mesafe içindeki umumi veya umuma açık yerlerde işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır. Yani, bu halde suçun cezası 3 yıldan 7,5 yıla kadar hapis cezasıdır.

Kullanmak İçin Uyuşturucu Madde Bulundurma Suçunda Kamu Davası Açılmasının Ertelenmesi
Uyuşturucu madde kullanma suçu nedeniyle başlatılan soruşturma neticesinde, toplanan delillerle kamu davası açmak için yeterli şüphe olduğunu tespit eden Cumhuriyet savcısı şüpheli hakkında 5 yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verir. Cumhuriyet savcısı, bu durumda şüpheliyi, erteleme süresi zarfında kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmaması veya yasakları ihlal etmesi halinde hangi sonuçların doğacağı konusunda uyarır.

Erteleme süresi zarfında şüpheli hakkında asgari bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanır. Bu süre Cumhuriyet savcısının kararı ile üçer aylık sürelerle en fazla bir yıl daha uzatılabilir. Hakkında denetimli serbestlik tedbiri verilen kişi, gerek görülmesi hâlinde denetimli serbestlik süresi içinde tedaviye tabi tutulabilir.

yargıtay kararı gaziantep ceza avukatı boşanma avukatı

ARŞİV KAYDININ SİLİNMESİ YARGITAY KARARI

Yargıtay

10. Ceza Dairesi

Esas : 2006/3596

Karar : 2006/9809

Karar Tarihi : 19.7.2006

• KULLANMAK AMACIYLA UYUŞTURUCU MADDE BULUNDURMAK
( Sanık Hakkında Ceza Yaptırımına Ek Olarak Denetimli Serbestlik Tedbiri Uygulanmasına Karar Verilmesiyle Yetinilmesi Gerektiği )

• ERTELENEN MAHKUMİYET HÜKMÜ
( Sanık Deneme Süresi İçinde Suç İşlemediği Takdirde 765 Sayılı TCK’nin 95/II Ve 5352 Sayılı Adli Sicil Kanununun Geçici 2/2. Maddesi Gereğince “Esasen Vaki Olmamış” Sayılacak ve Arşiv Kaydının Silinmesine Karar Verileceği )

• ARŞİV KAYDININ SİLİNMESİ
( 765 Sayılı TCK’ye Göre Verilip Ertelenen Ceza İle İlgili Mahkumiyet Hükmü Sanık Deneme Süresi İçinde Suç İşlemediği Takdirde Suç “Esasen Vaki Olmamış” Sayılacak ve Arşiv Kaydının Silinmesine Karar Verileceği )

• TEDAVİ VE DENETİMLİ SERBESTLİK
( 5237 Sayılı TCK’ye Göre Verilen Ceza Sanık Tedavi ve Denetimli Serbestlik Tedbirinin Gereklerine Uygun Davrandığı Takdirde İnfaz Edilmeyeceği – Mahkumiyet Hükmü Adli Sicilden Silinerek Arşiv Kaydına Alınacağı )

• KISMEN İNFAZ
( 765 Sayılı TCK’ye Göre Hükmolunan Hapis Cezası Ertelenmiş Olan Hükümlü Deneme Süresi İçinde Suç İşlediği Takdirde 5237 Sayılı TCK’nin 7/3 Ve 51/7. Maddeleri Uyarınca Hapis Cezasının “Kısmen İnfazına” Da Karar Verilebileceği )

ÖZET : 765 sayılı TCK’ye göre verilip ertelenen ceza ile ilgili mahkumiyet hükmü, sanık deneme süresi içinde suç işlemediği takdirde; 765 sayılı TCK’nin 95/II ve 5352 sayılı Adli Sicil kanununun geçici 2/2. maddesi gereğince “esasen vaki olmamış” sayılacak ve arşiv kaydının silinmesine karar verilecektir.

5237 sayılı TCK’ye göre verilen ceza, sanık tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davrandığı takdirde infaz edilmeyecek, bu konudaki mahkumiyet hükmü adli sicilden silinerek arşiv kaydına alınacak; ancak arşiv kaydı hükümlü ölmedikçe veya kayıt tarihinden itibaren 80 yıl geçmedikçe silinmeyecektir.

765 sayılı TCK’ye göre hükmolunan hapis cezası ertelenmiş olan hükümlü, deneme süresi içinde suç işlediği takdirde 5237 sayılı TCK’nin 7/3 ve 51/7. maddeleri uyarınca hapis cezasının “kısmen infazına” da karar verilebilecektir. 5237 sayılı TCK uygulanarak hükmolunan hapis cezası ise, hükümlü tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranmadığı takdirde tümüyle infaz edilecektir.

DAVA : Kullanmak amacıyla uyuşturucu madde bulundurmak suçundan sanık Ç… hakkında Akçadağ Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonunda, 25.10.2005 tarih ve 2005/174 esas, 2005/160 karar sayısı ile mahkûmiyet kararı verildiği; hükmün üst C.Savcısı ve sanık tarafından süresi içinde temyiz edildiği; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca bozma isteğiyle dava dosyasının tebliğname ekinde 14.03.2006 tarihinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:

KARAR : Yapılan duruşmaya, toplanılıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

1-5271 sayılı CMK’nın 232/2-c maddesi uyarınca kararda suçun işlendiği yer ve zaman diliminin gösterilmemesi,

2-Sanık hakkında dairemizce bozulmasına karar verilen 06.04.2004 tarihli ilk hükümle 765 sayılı TCK’nın 404/2 ve 59 maddeleri gereğince verilen 10 ay hapis cezası 647 sayılı Kanunun 4. maddesi uyarınca 3.467.100.000 TL ağır para cezasına çevrilerek aynı kanunun 6. maddesi uyarınca ertelenmiştir.

Bozmadan sonra kurulan 25.10.2005 tarihli hükümle ise 5237 sayılı TCK’nin 191. maddesinin 1. ve 2. fıkraları ile 62. maddesi uyarınca 10 ay hapis cezası verilmiş, ayrıca sanık hakkında tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanması öngörülmüştür. uyuşturucu avukatı

Bu iki sonuçtan ilki para cezası, ikincisi hapis cezası olduğu için ilk uygulamanın sanığın lehine olduğu açıktır.

5237 sayılı TCK uygulanarak belirlenen hapis cezasının da paraya çevrilmiş olduğu varsayılarak değerlendirme yapıldığında aşağıdaki durumlar ortaya çıkacaktır.

765 sayılı TCK’ye göre verilip ertelenen ceza ile ilgili mahkumiyet hükmü, sanık deneme süresi içinde suç işlemediği takdirde; 765 sayılı TCK’nin 95/II ve 5352 sayılı Adli Sicil kanununun geçici 2/2. maddesi gereğince “esasen vaki olmamış” sayılacak ve arşiv kaydının silinmesine karar verilecektir.

5237 sayılı TCK’ye göre verilen ceza, sanık tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davrandığı takdirde infaz edilmeyecek, bu konudaki mahkumiyet hükmü adli sicilden silinerek arşiv kaydına alınacak; ancak arşiv kaydı hükümlü ölmedikçe veya kayıt tarihinden itibaren 80 yıl geçmedikçe silinmeyecektir.

Gerek 765 ve gerekse 5237 sayılı TCK’ye göre belirlenen cezanın hapis olması durumunda, yukarıda yapılan açıklamalara ek olarak şu sonuçlara ulaşılacaktır: 765 sayılı TCK’ye göre hükmolunan hapis cezası ertelenmiş olan hükümlü, deneme süresi içinde suç işlediği takdirde 5237 sayılı TCK’nin 7/3 ve 51/7. maddeleri uyarınca hapis cezasının “kısmen infazına” da karar verilebilecektir. 5237 sayılı TCK uygulanarak hükmolunan hapis cezası ise, hükümlü tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranmadığı takdirde tümüyle infaz edilecektir.

Bu karşılaştırmalara göre, 765 sayılı TCK’nın 404/2. maddesi ile 647 sayılı Kanunun 4. ve 6. maddelerine göre yapılan uygulama sanığın lehinedir.

765 sayılı Türk Ceza Kanununun sanığın lehine sonuç verdiği gözetilmeden 5237 sayılı TCK’nin 191/1, 2. maddelerinin uygulanması,

3- Kabule göre de;

A- 5237 sayılı TCK’nın 191/2. maddesi uyarınca uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi hakkında tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine, kullanmamakla birlikte kullanmak için uyuşturucu yada uyarıcı madde bulunduran hakkında denetimli serbestlik tedbirine hükmolunacağı düzenlenmiş olması karşısında, aşamalardaki ifadelerinde daha önce uyuşturucu madde kullanmadığını ve tadına bakmak için kullanmak amacıyla hazırlayarak bulundurduğunu beyan eden sanık hakkında uyuşturucu veya uyarıcı madde kullandığına ilişkin delil bulunmadığı halde tedaviye hükmedilmesi,

B- TCK’nın 191. maddesinin ( 3 ), ( 4 ) ve ( 5 ) numaralı fıkralarında öngörülen kararlar ve işlemler hüküm kesinleştikten sonra infaz aşamasında verilecek kararlar ve yapılacak işlemlerdir. Mahkûmiyet hükmü ile birlikte bu konularda infazı kısıtlayacak bir karar verilmesi doğru değildir. Ancak, bir zorunluluk olmamakla birlikte, sözü edilen konularda sanığın uyarılması mümkündür.

Somut olayda, kullanmak için uyuşturucu madde bulunduran sanık hakkında, ceza yaptırımına ek olarak denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilmesiyle yetinilmesi gerektiği gözetilmeden ve Devlet hastanelerinin denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması yönünden herhangi bir yetki veya sorumlulukları bulunmadığı halde 20.07.2005 tarihli Resmi Gazete de yayınlanarak yürürlüğe giren 5402 sayılı “Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri ile Koruma Kurulları Kanununa” aykırı olarak infazı kısıtlayacak biçimde “5237 sayılı TCK’nın 191/2. maddesi gereğince sanığın halen ikamet etmekte olduğu yerdeki Devlet Hastanesinde şayet burada tam teşekküllü hastane yoksa bu yere en yakın devlet hastanesinde denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulmasına” karar verilmesi, gaziantep ceza avukatı

SONUÇ : Yasaya aykırı, üst C.Savcısı ve sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün istem gibi BOZULMASINA, 19.07.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Özgürlüğünüz Önemlidir

Yorumlarınızı bizimle paylaşırsanız ceza avukatlarımız sizlere yardımcı olacaktır

Konuya ilişkin arama kavramları:

  • uyuşturucu arşiv kaydı silinmesi,
  • uyuşturucu denetimli serbestlik sicile işler mi,
    uyuşturucu sicil kaydının silinmesi,
  • uyuşturucu sabıkası kaç yılda silinir,
  • uyuşturucu adli sicil kaydı ne zaman silinir,
  • uyuşturucu sabıkası sicilden ne zaman silinir,
    denetimli serbestlik adli sicil kaydı,
  • uyuşturucu sabıka kaydı sildirme,
  • denetimli serbestlik gbt de çıkar mi,
  • denetimli serbestlik sabıka kaydına işlenir mi?

ŞEHİT YAKINLARININ YARARLANABİLECEKLERİ HAKLAR NELERDİR ?

Şehit yakınlarına yönelik olarak mevzuatta yer alan haklar ve sağlanan yardımlar aşağıda belirtilmiştir.

-Ölüm yardımı ve harcırah ödenmesi (Erbaş/Er hariç): 3713 ve 2330 sayılı kanunlar kapsamında,

-Nakdi tazminat ödenmesi: 3713 ve 2330 sayılı kanunlar kapsamında,

-Sosyal Güvenlik Kurumunca (SGK) aylık bağlanması,

-SGK tarafından emekli ikramiye ödenmesi (erbaş/er hariç),

-SGK tarafından emsal aylık bağlanması: 3713 sayılı kanun kapsamında,

-SGK tarafından kademe ilerlemesi ve derece yükselmesine tabi tutulma,

-SGK tarafından 30 yıl hizmet yapmış gibi emekli ikramiyesi ödenmesi (erbaş/er hariç): 3713 sayılı kanun kapsamında,

-SGK tarafından ek ödeme yapılması,

-SGK tarafından öğrenim yardımı yapılması,

-Sağlık hizmetlerinden katılım payı alınmaması,

-Ulaşım araçlarından ücretsiz yararlanma,

-Askerlik muafiyeti,

-Kira bedelinin devlet tarafından ödenmesi(erbaş/er hariç): Sadece 3713 sayılı kanun kapsamında

-Faizsiz konut kredisi verilmesi

-Şehit çocuklarının parasız yatılı öğrenciliğe alınması: 3713 ve 2330 sayılı kanunlar kapsamında,

-Şehit çocuklarının orta dereceli özel öğretim kurumlarından ücretsiz yararlanması

-Şehit çocuklarının yükseköğrenim kredi yurtlar kurumuna (YURTKUR) bağlı yurtlardan, yükseköğrenim kredilerinden öncelikle yararlanması: 3713 ve 2330 sayılı kanunlar kapsamında,

-Şehit çocuklarına YURTKUR tarafından karşılıksız burs verilmesi: 3713 sayılı kanun kapsamında,

-Şehit çocuklarından yükseköğretimde katkı payı alınmaması

-İstihdam (iş) hakkı verilmesi

-Şehitlerden intikal eden silahlar ile malullere ait silahlardan, silah bulundurma ve taşıma yetki belgelerinin vergi ve harç muafiyeti: 3713 ve 2330 sayılı kanunlar kapsamında,

-Mesken Vergisi muafiyeti:3713 ve 2330 sayılı kanunlar kapsamında,

-Gelir Vergisi indirimi: 3713 ve 2330 sayılı kanunlar kapsamında,

-Gümrük Vergisi muafiyeti: 2330 sayılı kanun kapsamında,

-Elektrik enerjisi ücret indirimi

-Su ücret indirimi

-Hususi Damgalı Pasaport verilmesi: 3713 ve 2330 sayılı kanunlar kapsamında,

-Devlet memuru olarak görev yapan şehit yakınlarının atanması ile şehit eşi öğretmenlerin yer değiştirmeleri: 3713 sayılı kanun kapsamında,

-Şehit çocuklarının ilköğretim ve ortaöğretim okullarına elektronik ortamda kayıt yaptırmaları: 3713 ve 2330 sayılı kanunlar kapsamında,

-Şehit yakınlarının “ 18 Mart Şehitler Günü’nde İdari İzinli sayılmaları: 3713 ve 2330 sayılı kanunlar kapsamında,

-Milli Piyango İdaresi Genel Müdürlüğünce sayısal oyunlar bayiliği ruhsatı verilmesi: 3713 sayılı kanun kapsamında,

-İlk destek yardımı ödenmesi: 3713 ve 2330 sayılı kanunlar kapsamında,

-Devlet Övünç Madalyası verilmesi

-Şehit çocuklarının askeri okullara öncelikle alınması: 3713 sayılı kanun kapsamında,

-Kamu kurum ve kuruluşlarına ait sosyal tesislerden yararlanma

Evlilik Birliği İçinde Doğan Çocukların, Başkasından Olduğu Anlaşılana Kadar Baba Tarafından Yapılan Masraflarının Biyolojik Babadan Tazmin Edilebilecektir

Evlilik Birliği İçinde Doğan Çocukların, Başkasından Olduğu Anlaşılana Kadar Baba Tarafından Yapılan Masraflarının Biyolojik Babadan Tazmin Edilebilecektir

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

Esas : 2019/85

Karar : 2019/314

Karar Tarihi : 19.03.2019

EVLİLİK BİRLİĞİ İÇİNDE DOĞAN ÇOCUKLARIN, BAŞKASINDAN OLDUĞU ANLAŞILANA KADAR BABA TARAFINDAN YAPILAN MASRAFLARININ BİYOLOJİK BABADAN TAZMİN EDİLEBİLECEĞİ -Soybağının Reddi Davası İle Çocukların Davacıdan Olmadığı Ve Biyolojik Babalarının Tespit Edilinceye Kadarki Dönemde, Davacının Velâyet Hakkına Sahip Olan Baba Sıfatıyla Çocukların Bakımı, Eğitimi Ve Korunması İçin Gerekli Giderleri Karşılamış Olması Hayatın Olağan Akışına Uygun Olduğu – Davacının Maddi Zararını Kanıtlaması Ve Miktarının Tam Olarak Tespiti Mümkün Değilse De, Yerel Mahkemece Çocukların Yaşı, Eğitim Durumu Ve Diğer Şartlar Birlikte Değerlendirilip, Takdir Edilecek Uygun Bir Miktar Maddi Tazminatın Davalı Biyolojik Babadan Tahsiline Hükmedilmesi Gerektiği – Yerel Mahkeme Direnme Kararının Bozulması Gerektiği

ÖZETİ: Soybağının reddi davası ile çocukların davacıdan olmadığı ve biyolojik babalarının tespit edilinceye kadarki dönemde, davacının velâyet hakkına sahip olan baba sıfatıyla çocukların bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderleri karşılamış olması hayatın olağan akışına uygundur. Şu durumda, davacının maddi zararını kanıtlaması ve miktarının tam olarak tespiti mümkün değilse de, yerel mahkemece yukarıda açıklanan ilkeler dikkate alınarak çocukların yaşı, eğitim durumu ve diğer şartlar birlikte değerlendirilip, takdir edilecek uygun bir miktar maddi tazminatın biyolojik babadan tahsiline hükmedilmesi gerekmektedir. Yerel mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Taraflar arasındaki “maddi ve manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Afyonkarahisar 2. Asliye Hukuk Mahkemesince maddi tazminat talebine ilişkin asıl davanın ve birleşen 2010/456 E., 2010/336 K. sayılı davanın reddine, manevi tazminat istemine ilişkin birleşen 2010/386 E.- 2010/396 K. sayılı davanın kısmen kabulüne dair verilen 28.10.2011 tarihli ve 2009/277 E. 2011/479 K. sayılı kararın davacı vekili ile davalılar A.K…….. ve E.Ç…….. vekilince temyiz edilmekle, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 12.02.2013 tarihli ve 2012/838 E., 2013/2297 K. sayılı kararı ile,

“…1-) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalılardan E.Ç……..ve A.K……..’nin tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.

2-) Davacının diğer temyiz itirazlarına gelince;

Dava haksız eyleme dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davacı ile davalılardan E.Ç….ve A.Ç….tarafından temyiz edilmiştir.

Dosya kapsamından; davalılardan E.Ç……..’nin davacı ile evli olduğu sırada davalılardan A.V….ile davacının bilgisi dışında birlikteliğinden diğer davalı çocukların doğduğu anlaşılmaktadır. Davacının kendinden olduğunu sandığı çocuklar için gelişim süreçleri boyunca masraf yaptığı tartışmasızdır. Davacı bu giderleri davalı E.Ç….ile olayda kusurları bulunmayan davalı çocuklardan isteme imkanı bulunmasa da, çocukların biyolojik babası olan davalılardan A.Ç……..’den tazminini isteyebilir. Zira, davalı tarafından yapılması gereken harcamalar, durumdan haberi olmayan davacı tarafından yapılmıştır. Davacının maddi zararının tam olarak kanıtlanması ve tespiti mümkün değilse de, BK’nun 42/2 maddesinde hâkime tanınan “adalete tevfikan tayin” yetkisi istisna bir hükümdür. Haksız eyleme dayalı tazminat davalarında BK’nun 42/1 maddesi uyarınca ve genel olarak zararın varlığını ve miktarını ispat yükü davacıya aittir. Zarar miktarının ispatının mümkün olmaması halinde BK’nun 42/2 maddesi hakime adalete tevfikan tayin yetkisi tanımıştır. Şu hâlde, çocukların yaşı, eğitim durumu ve diğer şartlarla birlikte hayatın olağan akışı da gözetilerek takdir edilip, uygun bir miktar maddi tazminata da hükmedilmesi gerekirken reddedilmesi doğru değildir. Karar bu nedenle bozulmalıdır…” gerekçesiyle oy çokluğuyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, haksız fiilden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; müvekkilinin davalılardan eski eşi E.Ç….ile boşandıklarını, bu evliliklerinden iki çocukları olduğunu, daha sonra açılan nesebin reddi davaları ile çocukların babasının davalı A.Ç….olduğunun belirlendiğini, evlilik boyunca davalı E.Ç……..’nın çalışmadığını, müvekkilinin asgari ücretin iki – üç katı oranında gelir temin edip çocukları yetiştirdiğini belirterek müvekkilinin kendisinden olmayan çocuklar için yaptığı masraflara karşılık fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla çocukların doğumlarından velâyetlerinin anneye verildiği tarihe kadar yaptığı masraflar için şimdilik 15.000,00TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davacı vekili birleşen dava (2010/386 E.- 2010/396 K. sayılı) dilekçesinde; müvekkilinin evlilik birliği içerisinde doğan çocukların babası olduğunu düşünerek yetişkin yaşa kadar büyütüp tüm babalık görevlerini yerine getirdiğini, bu çocukların başkasından olduğunu öğrenen müvekkilinin travma yaşadığını, durumun öğrenilmesi üzerine Uşak’ta duramayıp Antalya’ya yerleştiğini belirterek 100.000,00TL manevi tazminatın babalık davasının karar tarihi olan 03.07.2009 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılar A.Ç….ve E.Ç……..’dan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davacı vekili birleşen ek dava (2010/456 E.- 2010/336 K. sayılı) dilekçesinde; asıl davada belirtilen iddialarla çocukların bakım ve yetiştirilmesi için yapılan masraflara ilişkin olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 60.000,00TL ek maddi tazminatın davalılardan yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.

Davalılar vekili; davacı ile davalı E.Ç….arasında yapılan evliliğin kâğıt üzerinde yapılan formalite bir evlilik olduğunu, E.Ç….ile A.Ç….arasındaki ilişkinin davacı ile evliliğinden daha eski olduğunu, davacının evlilik tarihi itibariyle bu ilişkiden haberdar olduğunu, çocukların tüm bakım giderlerinin ve masraflarının doğumlarından itibaren davalı Ahmet tarafından yapıldığını, sünnet düğünü masraflarının ve çocukların özel kolejdeki eğitim ücretinin davalı Ahmet tarafından karşılandığını, davacının kazancının çocuklar için yapılan harcamaları karşılamaya yetmeyeceğini, davacının yapmadığı masraflar ve başından beri haberdar olduğu bir olaydan dolayı zarara uğramasının mümkün olmadığını, maddi ve manevi tazminat talep etmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece; davalı eşin davacı ile evlenmeden önce de diğer davalı A.Ç….ile beraberliğinin olduğu, evlendikten sonra da bu beraberliği devam ettiren davalının aldatma şeklinde gerçekleşen eyleminin boşanmaya neden olduğu, bu nedenle manevi tazminat isteminin haklı olduğu gerekçesiyle davalılar A.Ç….ve E.Ç….yönünden manevi tazminat istemine ilişkin birleşen davanın kısmen kabulüne, maddi tazminat yönünden ise; davacı tarafından çocuklar için yapıldığı iddia edilen masrafların kanıtlanamadığı, davacının geçiminin annesi tarafından sağlandığı, iş bulduğu zaman çalıştığı, ne iş yaptığının tespit edilemediği, davalı çocukların herhangi bir eylemlerinin bulunmadığı ve oluşan zarar ile illiyet bağının kurulamadığı, ayrıca diğer davalılar açısından annenin çocuklarla ilgili ortak giderlere katılımının hayatın olağan akışına uygun olduğu, tanık anlatımları ile de diğer davalı A.Ç……..’un çocuklarına ve eşine çeşitli yardımlarda bulunduğunun ispatlandığı gerekçesiyle maddi tazminat talebine ilişkin asıl davanın ve birleşen ek davanın tüm davalılar yönünden reddine karar verilmiştir.

Davacı vekili ile davalılardan E.Ç….ve A.Ç….vekillerinin temyizi üzerine karar Özel Dairece yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.

Yerel Mahkemece; önceki gerekçeler tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararının davacı vekili tarafından temyizi üzerine, Hukuk Genel Kurulunca, yerel mahkemenin kısa kararında usulüne uygun hüküm fıkrası oluşturulmadığı, sadece “önceki kararda direnilmesine” denilmekle yetinildiği, usulüne uygun olarak oluşturulmuş teknik anlamda bir direnme hükmü de bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel mahkemece; Hukuk Genel Kurulunun bozma ilamına uyulmasına karar verildikten sonra ilk karardaki gerekçeler tekrarlanarak direnme kararı verilmiştir.

Davacı vekilinin ikinci direnme kararını temyizi üzerine, Hukuk Genel Kurulunca, Özel Dairece bozulan ilk karar ile direnme kararı arasında farklılık bulunduğu, yerel mahkemece kurulan direnme hükmünün usulüne uygun olmadığı gerekçesiyle direnme kararının usul yönünden ikinci kez bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel mahkemece; Hukuk Genel Kurulunun bozma ilamına uyulmasına karar verildikten sonra ilk karardaki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, davacı Ö.B….ile davalı E.Ç……..’nin evlilik birliği içinde doğan, daha sonradan biyolojik babalarının davalı A.Ç….olduğu anlaşılan çocuklar için davacının yaptığı masrafları ispat edip edemediği, diğer bir deyişle maddi zarar tam olarak ispatlanamasa dahi 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 42. maddesi uyarınca davalı A.Ç……..’un uygun bir maddi tazminat ile sorumlu tutulup tutulamayacağı noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle eldeki davada sorumluluğun kaynağını oluşturan haksız fiil ile ilgili yasal düzenlemelerin ve ilkelerin irdelenmesinde yarar vardır.

Haksız fiilden doğan borçlar; 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 41.–60. maddeleri arasında, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49.–76. maddeleri arasında düzenlenmiştir.

Olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) “Mesuliyet şeraiti” başlıklı 41. maddesinde;

“Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur.

Ahlaka mugayir bir fiil ile başka bir kimsenin zarara uğramasına bilerek sebebiyet veren şahıs, kezalik o zararı tazmine mecburdur.” hükmü yer almaktadır.

“Zararın tayini” başlıklı 42. maddesinde; “Zararı ispat etmek müddeiye düşer, zararın hakiki miktarını ispat etmek mümkün olmadığı takdirde hakim, halin mutat cereyanını ve mutazarrır olan tarafın yaptığı tedbirleri nazara alarak onu adalete tevfikan tayin eder.”

“Tazminat miktarının tayini” başlıklı 43. maddesinde ise; “Hakim, hal ve mevkiin icabına ve hatanın ağırlığına göre tazminatın suretini ve şümulünün derecesini tayin eyler. Zarar ve ziyan irad şeklinde tayin olunduğu takdirde borçludan icabeden teminat alınır.” düzenlemesine yer verilmiştir.

Haksız fiil, kusurlu ve hukuka aykırı bir eylemle başkasına zarar verilmesidir. Bir haksız fiil sonucu zarara uğrayan kimse, uğradığı zararın tazminini bu haksız fiilden sorumlu olan kimseden veya kimselerden talep edebilir.

Haksız fiilden söz edilebilmesi için BK’nın 41. maddesine göre şu dört unsurun birlikte bulunması zorunludur: Öncelikle hukuka veya ahlaka aykırı bir fiil bulunmalı, bu fiili işleyen kusurlu olmalı, kusurlu şekilde işlenen ve hukuka aykırı olan bu fiil nedeniyle bir zarar doğmalı ve sonuçta doğan zarar ile hukuka aykırı fiil arasında nedensellik bağı bulunmalıdır.

Bu unsurların tümünün bir arada bulunmadığı, bir veya birkaç unsurun eksik olduğu durumlarda haksız fiilin varlığından söz edilemez.

Haksız bir fiil sonucunda oluşan zararı ispat etme yükümlülüğü kural olarak iddia edene ait ise de, gerçek zararın ve miktarının ispat edilemediği durumlarda 818 sayılı BK’nın 42. maddesi gereğince hâkim bu zararı, hâlin olağan gelişimini ve zarar gören tarafın aldığı tedbirleri gözeterek takdir yetkisini kullanmak suretiyle belirler.

818 sayılı BK’nın 42/2. maddesi hükmü zararın gerek miktarını ve gerekse varlığını kesinlikle ispat edecek deliller getirilemediği takdirde uygulanacaktır. Böyle hâllerde, dosyada mevcut deliller, olayların normal gidişine göre bir zararın vukuunu kabule elverişli görünüyorsa, zarar ispatlanmış sayılır. Buna karşı BK’nın 42/2. maddesi hükmünün uygulanabilmesi için bir zarar vukuunun sadece “muhtemel” görülmesi yeterli değildir. Diğer taraftan, zarar miktarının BK’nın 42/2. maddesi çerçevesinde yargıç tarafından takdir edilebilmesi, davacının – bir zarar doğduğunu somut delillerle ispat edememiş de olsa – böyle bir zararın doğumunu kabule esas olan ve miktarının tespitini kolaylaştıran olayları ispat etmesine ihtiyaç gösterir (Tekinay/Akman/B….oğlu/Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 1993, s. 579).

Hakimin takdir yetkisini kullanacağı olaylarda, hâlin mutad cereyanını ve mağdurun aldığı tedbirleri dikkate alacaktır. Hâlin mutad cereyanının dikkate alınmasından maksat davacının ortaya koyduğu delillere göre haksız fiilin işlendiği şartlarda, hayatın normal akışına göre meydana gelebilecek zararların hesaba katılmasıdır. Zarar görenin aldığı tedbirlerin dikkate alınmasından maksat, mahrum kalınacağı ileri sürülen kazançların elde edilmesini kuvvetli ihtimal dahiline sokan unsurlardır (Oğuzman, M.K./Öz, M.T.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 2009, 6. Bası, s. 552).

Zararı böylece belirleyen hâkim, hal ve mevkiin icabına ve hatanın ağırlığına göre tazminatın şeklini ve kapsamını tayin ve tespit eder. Kaynağına, sebebine, zarar veren ile zarar gören arasındaki hukuki ilişkiye ve her somut olayda farklı şekillerde gündeme gelebilecek benzeri ölçütlere göre, zararın niteliği, kapsamı ve miktarı, her somut olayın kendine özgü yapısı içerisinde, değişen bir özellik gösterecektir.

Maddi tazminat ise, bir kimsenin mal varlığında iradesi dışında meydana gelen eksilmenin, eş söyleyişle maddi zararın, sorumlu olan kişi tarafından giderilmesidir. Tazminat hukukunun bir ilkesi olarak, sorumluluk şartları gerçekleştiği takdirde, zarar veren, zarar görenin malvarlığında oluşan eksilmeyi gidermekle yükümlüdür.

Zararın ispatı davacıya düşmekte ise de, hâkim gerçek zararın miktarının ispat edilip edilemediğini gözeterek, ispat edilememişse bu zararı kendisi yasada belirtilen koşullarla tespit edecek; ardından da bu zararın giderilebilmesi için tazminat miktarını yine kanunda aranan usul ve esaslar çerçevesinde belirleyecektir. Ancak hükmedilecek tazminat, hiçbir şekilde zarar miktarından fazla olamaz (Turgut Uyar, Açıklamalı-İçtihatlı Borçlar Kanunu Genel Hükümler, Birinci Cilt, 1990 bası, s.549).

Tazminat miktarının belirlenmesinde, zarar görenin gerçek zararının esas alınması zorunlu olup; burada ilke, zarar doğurucu eylem, zarar görenin mal varlığında gerçekten ne miktarda bir azalmaya neden olmuş ise, zarar verenin tazminat borcu da, o miktarda olmalıdır.

Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 18.12.2010 tarihli ve 2010/7-530 E., 2010/636 K. sayılı kararında da vurgulanmıştır.

Tüm bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler ışığında somut olay incelendiğinde;

Davacı Ö.B….,’nin davalılardan E.Ç….ile evlilik birliklerinin devamı sırasında M.B….ve B.B….isimli çocukların doğduğu, davacı Ö.B….tarafından açılan boşanma davasında, Karahallı Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesinin 28.01.2004 tarihli ve 2004/2 E., 2004/1 K. sayılı kararı ile evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı gerekçesiyle TMK’nın 166/3. maddesi uyarınca boşanmalarına, müşterek çocuklar B…. ve M….’nin velâyetlerinin davacı babaya verilmesine karar verildiği, verilen kararın temyiz edilmeksizin 02.04.2004 tarihinde kesinleştiği, daha sonra E.Ç….tarafından açılan velâyetin değiştirilmesi davasında Uşak Aile Mahkemesinin 29.06.2007 tarihli ve 2007/409 E., 2007/454 K. sayılı kararı ile çocuklar B…. ve M….’nin velâyetlerinin babadan alınarak anneye verildiği, verilen kararın 11.07.2007 tarihinde kesinleştiği, açılan nesebin reddi davaları ile de çocukların biyolojik babasının davalı A.Ç….olduğunun belirlendiği anlaşılmaktadır.

Davacı vekili asıl davada ve birleşen ek davada, müvekkilinin kendisinden olmadığını sonradan öğrendiği çocukların doğumlarından velâyetlerinin anneye verildiği tarihe kadar bakım ve yetiştirilmesi için yaptığı masraflar nedeniyle uğradığı maddi zararın tazminini istemiştir.

4721 sayılı TMK’nın “Babalık karinesi” başlıklı 285. maddesine göre, evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün içinde doğan çocuğun babası kocadır. TMK’nın 286. maddesinde ise soybağının reddi davası açılarak babalık karinesinin çürütebileceği belirtilmiştir.

Eldeki davada, soybağının reddi davası ile çocukların davacıdan olmadığı ve biyolojik babalarının davalı A.Ç….olduğu tespit edilinceye kadarki dönemde, davacının TMK’nın 327. ve 328. maddeleri gereğince, velâyet hakkına sahip olan baba sıfatıyla çocukların bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderleri karşılamış olması hayatın olağan akışına uygundur.

Şu durumda, davacının maddi zararını kanıtlaması ve miktarının tam olarak tespiti mümkün değilse de, yerel mahkemece yukarıda açıklanan ilkeler dikkate alınarak çocukların yaşı, eğitim durumu ve diğer şartlar birlikte değerlendirilip, BK’nın 42/2. maddesi gereğince takdir edilecek uygun bir miktar maddi tazminatın davalı A.Ç……..’dan tahsiline hükmedilmesi gerekmektedir.

Hâl böyle olunca; yerel mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 19.03.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Türk Ceza Kanunu Madde 167 Şahsi cezasızlık sebebi veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebepler:

(1) Yağma ve nitelikli yağma hariç, bu bölümde yer alan suçların;

a) Haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşlerden birinin,

b) Üstsoy veya altsoyunun veya bu derecede kayın hısımlarından birinin veya evlat edinen veya evlatlığın,

c) Aynı konutta beraber yaşayan kardeşlerden birinin,

Zararına olarak işlenmesi halinde, ilgili akraba hakkında cezaya hükmolunmaz.

(2) Bu suçların, haklarında ayrılık kararı verilmiş olan eşlerden birinin, aynı konutta beraber yaşamayan kardeşlerden birinin, aynı konutta beraber yaşamakta olan amca, dayı, hala, teyze, yeğen veya ikinci derecede kayın hısımlarının zararına olarak işlenmesi halinde; ilgili akraba hakkında şikayet üzerine verilecek ceza, yarısı oranında indirilir..

MADDE GEREKÇESİ

MADDE 167.– İzlenen suç politikası nedeniyle, aralarında belli akrabalık ilişkisi bulunan kişilerin birbirlerinin malvarlığına karşı işlemiş bulundukları suçlardan dolayı cezalandırılmamaları kabul edilmiştir. Ancak, yağma ve nitelikli yağma suçları açısından bu şahsî cezasızlık sebebinden yararlanma kabul edilmemiştir. Şahsî cezasızlık sebebinin söz konusu olduğu durumlarda, ilgili kişinin sadece cezaî sorumluluğuna gidilemez. İşlenen fiil, suç oluşturma özelliğini devam ettirmektedir.

Maddenin ikinci fıkrasında ise, malvarlığına karşı işlenen ve birinci fıkra kapsamına giren suçlardan dolayı cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsî nedenler gösterilmiştir.

EMSAL YARGITAY KARARI

T.C.

YARGITAY

15. CEZA DAİRESİ

Esas : 2012/12300

Karar : 2013/1092

Karar Tarihi : 23.1.2013

• MALA ZARAR VERME ( Temel Ceza Tayin Olunurken Aynı Anda İşlenen Hakaret ve Yaralama Suçları Bakımından Hapis Cezası Alt Sınırdan Belirlendiği Halde Meydana Gelen Zararın Azlığı Sanığın Suçunu İkrar Etmesi Hususları Dikkate Alınmadan Alt Sınırdan Uzaklaşılarak Ceza Tayin Edilemeyeceği )

• AYNI KONUTTA BERABER YAŞAMAYAN KARDEŞİNİN MALINA ZARAR VERME ( İndirim Uygulanmadan Ceza Tayin Edilemeyeceği )

• KARDEŞİNE KARŞI YARALAMA SUÇU ( Sanık İle Katılanın Kardeş Olduğuna İlişkin Nüfus Kaydı Getirtilmeden Verilen Cezanın Artırılmasının Hukuka Aykırı Olduğu )

• YARALAMA ( Sanık İle Katılanın Kardeş Olduğuna İlişkin Nüfus Kaydı Getirtilmeden Verilen Cezanın Artırılmasının Hukuka Aykırı Olduğu )

• TEKERRÜR ( Hakaret ve Yaralama Suçlarından Hüküm Kurulurken Tekerrüre Esas Mahkumiyeti Bulunan Sanık Hakkında 5237 S.K. Md. 58 Uygulanması Gerektiği )

5237/m.58, 86, 151, 167/2

ÖZET : Mala zarar verme suçundan temel ceza tayin olunurken aynı anda işlenen hakaret ve yaralama suçları bakımından hapis cezası alt sınırdan belirlendiği halde, meydana gelen zararın azlığı sanığın suçunu ikrar etmesi hususları dikkate alınmadan yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeksizin alt sınırdan uzaklaşılarak ceza tayini, sanığın mala zarar verme eylemini, aynı konutta beraber yaşamayan kardeşinin zararına işlediği halde indirimin uygulanmaması, hakaret ve yaralama suçlarından hüküm kurulurken tekerrüre esas mahkumiyeti bulunan sanık hakkında TCK`nun 58. maddesinin uygulanmaması, yaralama suçu açısından uygulama yapılırken sanık ile katılanın kardeş olduğuna ilişkin nüfus kaydı getirtilmeden, verilen cezanın artırılması hukuka aykırıdır.

DAVA : Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : Mala zarar verme, hakaret ve yaralama suçlarından kurulan hükümlere yönelik incelemede;

Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma, yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma, suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.

Hakaret suçunun oluşabilmesi için, bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını incitecek ölçüde, somut bir fiil veya olgu isnat etmek yada yakıştırmalarda bulunmak yada sövmek gerekmektedir. Kişiye isnat edilen somut fiil veya olgunun gerçek olup olmamasının bir önemi yoktur. İsnadın ispatın konusu ayrıdır. Somut bir fiil ve olgu isnat etmek; isnat, mağdurun onur şeref ve saygınlığını incitecek nitelikte olacaktır. Mağdura yüklenen fiil ve olgunun belirli olması şarttır. Fiilin somut sayılabilmesi için, şahsa, şekle, konuya, yere ve zamana ilişkin unsurlar gösterilmiş olmalıdır. Bu unsurların tamamının birlikte söylenmesi şart değildir. Sözlerin isnat edilen fiilî belirleyecek açıklıkta olması yeterlidir. Çoğu zaman isnat edilen fiil ve olgunun, hangi zaman ve yerde meydana geldiğinin belirtilmesi, onur ve saygınlığı incitecek niteliği tespit için yeterli olmaktadır. Tarafların sosyal durumları, sözlerin söylendiği yer ve söyleniş şekli, söylenmeden önceki olaylar nazara alınarak suç vasfı tayin olunmalıdır.

Hakaretin kişiyi küçük düşürmeye yönelik olması gerekir. Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amaçlı belli bir siyasi kanaatin isnat edilmesi hâlinde de suç oluşacaktır. Bir kişiye yönelik sözlerin veya yapılan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, topluma hâkim olan anlayışlar, örf ve adetler göz önünde bulundurulmalıdır.

Somut olayda; Sanığın kardeşi olan müşteki ile ortak kullandıkları alana misafirinin otosunu park ettiği bahanesiyle müştekinin evinin camlarını kırıp sinkaflı sözlerle hakaret ederek taş vurmak suretiyle basit tıbbi müdahale ile giderilebilir şekilde yaralamaktan ibaret eyleminin mala zarar verme, hakaret ve yaralama suçlarını oluşturduğu yönündeki kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre,diğer temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

1- Mala zarar verme suçundan 5237 Sayılı TCK`nun 151/1 maddesi gereği temel ceza tayin olunurken aynı anda işlenen hakaret ve yaralama suçları bakımından hapis cezası alt sınırdan belirlendiği halde, meydana gelen zararın azlığı sanığın suçunu ikrar etmesi hususları dikkate alınmadan yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeksizin alt sınırdan uzaklaşılarak ceza tayini,

2- Sanığın mala zarar verme eylemini, aynı konutta beraber yaşamayan kardeşinin zararına işlediği halde 5237 Sayılı TCK`nun 167/2 maddesinde öngörülen indirimin sanık hakkında uygulanmaması,

3- Hakaret ve yaralama suçlarından hüküm kurulurken tekerrüre esas mahkumiyeti bulunan sanık hakkında 5237 Sayılı TCK`nun 58. maddesinin uygulanmaması,

4- Yaralama suçu açısından uygulama yapılırken sanık ile katılanın kardeş olduğuna ilişkin nüfus kaydı getirtilmeden, verilen cezanın 5237 Sayılı TCK`nun 86/3-a maddesi gereği artırılması,

Bozmayı gerektirmiş,

SONUÇ : O yer Cumhuriyet Savcısı ve sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK. nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 23.01.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Özgürlüğünüz Önemlidir

Paylaşmak istediklerinizi veya yorumlarınızı bizimle paylaşabilirsiniz. Ceza avukatlarımız en kısa sürede size dönüş yapacaktır.

5/5

Konuya ilişkin Arama Kavramları:

şahsi cezasızlık sebepleri,
şahsi cezasızlık,
şahsi cezasızlık sebebi,
şahsi cezasızlık nedir,
cezayı kaldıran şahsi sebepler,
cezasızlık sebepleri,
şahsi cezasızlık sebepleri nelerdir,
şahsi cezasizlik sebepleri örnek,
şahsi cezasızlık sebebi nedir,
cezayı kaldıran şahsi sebep,

ANKESÖR soruşturması kapsamında dava açılan eski üsteğmen F.U. beraat ederken gerekçeli kararda, FETÖ mensuplarınca aranmış her kişinin “Örgüt üyesi sayılamayacağı” belirtildi.

Dava dosyasına göre eski üsteğmen F.U., ankesör soruşturması kapsamında 15 Ekim 2018’de tutuklandı. F.U.’nun 2014 yılında 3, 2015 yılında 4 kez sabit hattan arandığı, aynı hattan bir başka askerin ardışık olarak arandığı, örgütün yurtlarında ve evlerinde kaldığı gerekçesiyle hakkında örgüt üyeliği suçlamasıyla Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Gaziantep

F.U. savunmasında,

Örgütün bir yurdunu 2011 yılında üniversite öğrencisiyken ziyaret ettiğini ancak kalmak istemediğini, örgüt evlerinde kalma teklifini kabul etmediğini, babasının emekli albay olması nedeniyle bazı örgüt üyelerinin kendisini sabit hatlardan arayarak ısrarla görüşmeye çalıştığını, ancak reddettiğini anlattı.

ceza avukatı gaziantep boşanma avukatı

ISRARLA ARARLAR

Mahkeme sanığın beraatına karar verirken gerekçeli kararında, Banka Asya’da hesabının bulunmadığını, örgütün haberleşme sistemlerini kullanmadığını, himmet, kurban bağışı gibi bir yardımda bulunmadığını, örgütle irtibatlı bir sosyal medya paylaşımı olmadığını vurguladı. Kararda şu tespitlere yer verildi:

“FETÖ’nün mensubu yapmayı düşündüğü ya da takibini hedeflediği kişileri ısrarla aradığı, gerektiğinde tehdit ve baskıyla görüşmeye zorladığı bir gerçektir. FETÖ yargılama dosyalarından anlaşıldığı üzere kişiyi GSM hattını değiştirmeye mecbur edecek derecede aramaya devam ettikleri ve hattını öğrenerek yine aradıkları bilinen bir gerçektir. FETÖ mensuplarınca aranmış olan her kişinin örgüt üyesi kriterlerini taşımış olduğunu da kabul etmek hukuki olmadığı gibi ayrıca örgütün zamanla ortaya çıkarılan gerçekliklerine ve kodlamalarına da uygun değildir.”

Savcılık ise beraat kararına itiraz etti.

Mor Beyin uyarısı

Mahkemenin gerekçeli kararında ‘Mor Beyin’ programıyla ilgili de şu tespit yapıldı: “FETÖ kendi örgüt mensuplarının iç haberleşme programı olan ByLock programının, bu örgütle hiçbir bağı olmayan kişiler tarafından da kullanılmış olduğu görüntüsü vermek suretiyle, soruşturmalarda hedef saptırmak, masum insanları mağdur etmek ve kendi mensuplarına zaman kazandırmak amacıyla farklı programlar oluşturduğu da (Mor Beyin) zamanla ve hatta kimi mahkûmiyet kararlarından sonra anlaşılmıştır.”

Ankesör duruşmalarında 8 önemli kriter

  1. Mahrem imamların büfe/ankesörlü sabit telefon hattı ile hedef şahıslarla görüşmelerinde gizliliği sağlamak için arayacağı kişinin telefon numarasını çeşitli şifreleme metotları kullanarak kaydetmesi,
  2. Aramaların tek taraflı ve kısa süreli olması veya sadece çağrıdan ibaret bulunması,
  3. Aranan askerlerin genellikle rütbelerinin ve bağlı bulunduğu kuvvetlerin denk olması,
  4. Aramanın mesai saatleri dışında yapılması,
  5. Sorumlu şahsın, hedeflerin kaybolmasını sağlamak amacıyla askeri personeli aradıktan sonra tedbir amaçlı ilgisiz ve alakasız kişileri de ankesörle araması,
  6. Aramanın 15 gün, ayda veya 2 ayda bir kez olmak üzere periyodik olması,
  7. Mahrem imamın sorumlusu olduğu asker şahıs veya şahıslarla aynı ilde ikamet etmesi ve aynı ildeki sabit hatlarla iletişim kurması,
  8. Aranan asker şahısların hatların takılı bulunduğu cihazların toplantı yerine götürülmemesi veya götürülse bile kapalı tutulması.

Fakat aramaların bu kriterleri Salt sağlamış olması da Aramanın iddia edildiği gibi Örgüt üyesi biri tarafından yapıldığını göstermemektedir. Özellikle Ankesör dosyalarında aramaların Ardışık olması verilen cezaların en büyük gerekçesini oluşturmaktadır.

Fakat mevcut dosyalarda görüldüğü üzere BTK dan getirilmeden Emniyet tespiti şeklinde sunulan verilerin birbiriyle çelişkiler görülmektedir.

Bu aramaların Ne amaçla yapıldığı özellikle belli bir sıklıkla gerçekleşen aramaların Neden Sıklıkla gerçekleştiği de mevcut dosyalarda önem arz etmektedir.

gaziantep ceza avukatı boşanma avukatı

Masumiyet karinesi

“Herkes suçluluğu ispat edilinceye kadar masumdur” temel kaidesi yerini “Suçsuzluğun ispat edilmesine” bırakmıştır.

Dokuz soruda FETÖ yargılamaları

1- Darbe girişiminin yaşandığı 15 Temmuz’dan önce örgütün terör örgütü ilan edilmesi ceza verilmesi için gerekli mi?

Örgütün ustaca gizlenen amacını bilenler ve bu amaçla örgütte görev alanlar açısından suç tarihinden önce bir terör örgütü kararı verilmesine ihtiyaç yoktur.

2- Örgütün gerçek amacını bilen mensuplarının hukuki durumu nasıl değerlendirilmeli?

Kuruluş amacı silahlı ya da silahsız yöntemlerle suç işlemek olan, bu amaç ve yöntemlerini açıkça deklare eden ya da örgüt faaliyeti kapsamında işlenen bu durumu açıkça bilinen örgütlere üye olan veya bu örgütlere bilerek yardım edenlerin kusurluluğunda tartışılacak bir husus bulunmamaktadır.

3- Yedi katman halinde çalışan örgütün kaçıncı tabakasındakilerin cezai sorumluluğunda tereddüt yoktur?

Örgütün amaç ve yöntemlerini bilen örgüt mensuplarının örgütteki konumları gözetilerek cezalandırılacağı açıktır. Örgütlenme piramidine göre üç, dört, beş, altı ve yedinci tabakalarda bulunan örgüt mensuplarının bu durumda olduklarının kabulü gerekir.

4- Örgüt, eğitim ve ahlak hareketi olarak algılanmış olabilir mi?

Önce dini bir kült, ardından bir terör örgütü haline dönüşen, eğitim-öğretim faaliyetleri, sivil toplum ve meslek kuruluşları, yerel ve uluslararası ticari işletmeler, basın-yayın medya organları gibi legal yapılar, Abant toplantıları, Türkçe olimpiyatları benzeri organizasyonlar üzerinden oluşturulan sempatizan halkasından insan ve maddi kaynak devşiren FETÖ’nün başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanının büyük bir kesimince böyle algılanması da toplumsal bir gerçekliktir.

5- Örgüte bilmeden katılanların hukuki durumu nasıl değerlendirilmeli?

Örgüte bilmeden katılanların, ceza kanununda benimsenen kusur ilkesi karşısında hukuki durumlarının belirlenmesi gerekir. Bir suç örgütü başından itibaren suç işlemek üzere kurulmuş illegal bir yapı olabileceği gibi legal olarak faaliyet göstermekte olan bir sivil toplum örgütünün sonradan bir suç örgütüne hatta terör örgütüne dönüşmesi de mümkündür.

Legal zeminde faaliyet gösteren, nihai amacın gizli tutulması nedeniyle açıkça bilinmeyen yapılara dahil olan ya da yardım edenlerin bu suçların doğrudan kast ve özel saikle işlenebilen suçlar olduğu hususu da gözetildiğinde hukuki durumlarının kusurluluk ve hata bağlamında değerlendirilmesinde zaruret vardır.

6- TCK’nin hata hükümleri nasıl uygulanabilir?

Örgütün, silahlı terör örgütü olduğu gerçeğinin, örgütün kurucusu ve yöneticisi Fetullah Gülen hakkında Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun kararı ile kesinleşen beraat kararı da nazara alındığında özellikle örgütün sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan diğer tabakalardaki örgüt mensupları tarafından bilinip bilinmediğinin olaysal olarak toplanan deliller muvacehesinde TCK’nin hata hükümlerini düzenleyen 30. maddesi kapsamında değerlendirilmesi lazımdır.

7- Hata hükümleri uygulanırken neler göz ardı edilmemeli?

Bu değerlendirme yapılırken, 2012 yılı ve sonrasında örgüt mensubu kamu görevlileri tarafından yapılan operasyonlar gibi örgütün nihai amacını açıkça ortaya koymaya başladığı sansasyonel olaylar sonrasında, Milli Güvenlik Kurulunun 30 Ekim 2014, 29 Nisan 2015 ve 26 Mayıs 2016 tarihli toplantılarında alınan ve kamuoyu ile paylaşılan kararlarda sözde “hizmet hareketi” adlı, legal görünümlü illegal yapının, paralel bir devlet kurma amacında olan, devletin varlığına ve anayasal düzenine karşı ciddi tehdit oluşturan bir örgüt olarak kabul edilmesi, aynı tespit ve açıklamaların devlet ve hükümet yetkililerince en üst düzeyde benimsenip, kamuoyuyla paylaşılması gibi olguların da göz ardı edilmemesi gerekir.

8- Örgütü hizmet hareketi zannedenlerin, cezai yönden sorumlu tutulmasında kriter nedir?

Örgütün birinci ve ikinci katmanında yer alanlar ile yardım edenlerin sorumlulukları kusurluluk ilkesi doğrultusunda belirlenmelidir. Yani bu yapıyı cemaat zannederek yer alanlar, ancak örgüt olduğunu ortaya koyan olaylar ortaya çıkmasından sonraki tarihlerde örgüte bağlılıkları devam ediyorsa cezai yönden sorumlu olacaklardır.

9- Örgütün gerçek amacını bilenler için suç tarihi bakımından milat var mı?

FETÖ’yü anayasal düzeni zorla değiştirmek için oluşturulan bir terör örgütü olarak kuran, yöneten veya örgütün gerçek amacını bilerek hiyerarşisine dahil olan için suç tarihi bakımından bir milat söz konusu değildir. Dava zaman aşımı süresince yargılanabilirler. Gaziantep ceza avukatı

Konuya ilişkin sıkça aramalar:

  • Ankesör beraat,
  • Ankesör beraat kararları 2021,
  • Ankesör beraat 2021,
  • Ankesör beraat kararları,
  • Ardışık arama beraat 2021,
  • Ankesör davaları 2021,
  • Ankesör davaları beraat,
  • Ankesörlü beraat,
  • Ankesörlü telefon beraat,
  • Ankesör beraat kararları 2020,
  • Ardışık arama beraat,
  • Ankesör beraat kararları 2021,
  • Ardışık arama beraat 2021,
  • Ankesör beraat,
  • Ardışık arama beraat yargıtay kararı,
  • Ardışık arama beraat kararları,
  • Ankesörlü telefon davaları beraat,
  • Ankesör beraat emsal karar,
  • Ankesörlü telefon davaları sonuçları,
  • Ankesörlü telefon davaları sonuçları 2021,

Özgürlüğünüz Önemlidir

Paylaşmak istediğiniz konu ve görüşlerinizi aşağıdan bizimle paylaşabilirsiniz

Gaziantep Avukatlık Ofisimizde, Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, iş Davası Avukatı, İdari Dava Avukatı olarak faaliyetlerinin yanında Uzman Arabulucu olarak ihtiyari ve zorunlu arabuluculuk hizmeti de vermektedir. Ofisimiz Gaziantep dışında, Kahramanmaraş, Kilis ve Şanlıurfa'da da dava takibi yapmaktadır.

© Copyright 2004-2021 
Avukat Ali Tümbaş - Her hakkı saklıdır.
Call Now Buttonenvelopephone-handsetmap-marker
Whatsapp
Avukata Soru Sor
Merhaba,
Hukuki sorularınız için bizim ile iletişime geçebilirsiniz.
linkedin facebook pinterest youtube rss twitter instagram facebook-blank rss-blank linkedin-blank pinterest youtube twitter instagram