Gaziantep Avukat Ali Tümbaş Anlaşmalı ve Çekişmeli Boşanma Avukatı

Taahhüdü İhlal suçu ile ilgili olarak zamanaşımı süresi İcra iflas kanununun 347. Maddesinde;

“Bu bapta yer alan fiillerden dolayı şikâyet hakkı fiilin öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıl geçmekle düşer.”

Şeklinde düzenlendiğinden, bu suçlarda dava zamanaşımı süresi 1 yıl olarak kabul edilmektedir. Ceza zamanaşımı süresi ise İcra İflas Kanunun 354/2 maddesi uyarınca kararın kesinleşmesinden itibaren iki yıldır.

Yargıtay Ceza Avukatı Gaziantep boşanma avukatı

Konu ile ilgili yargıtay kararı aşağıdadır.

YARGITAY 

11. Ceza Dairesi

Esas : 2013/12962 Karar : 2013/10299

Karar Tarihi : 18.06.2013

ÖDEME ŞARTINI İHLAL SUÇU

TAAHHÜDÜ İHLAL

TAAHHÜT TUTANAĞINDA TAHSİL HARCININ GÖSTERİLMEMESİ

TAAHHÜDÜ İHLAL SUÇUNDA CEZA ZAMANAŞIMININ 2 YIL OLDUĞU

Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 19.04.2013 gün ve 2013/6373/25836 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 13.05.2013 gün ve KYB 2013/142588 sayılı ihbarnamesi ile;

Ödeme şartını ihlal suçundan sanık Ş… hakkında yapılan yargılama sonucunda beraatine dair İstanbul 9. İcra Ceza Mahkemesinin 21/12/2010 tarihli ve 2010/425 esas, 2010/496 sayılı kararına müşteki vekilinin yaptığı itirazın kabulü ile sanığın 2004 sayılı icra ve iflâs Kanunu’nun 340. maddesi gereğince 3 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına ilişkin İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 03/01/2011 tarihli ve 2010/2126 değişik is sayılı kararını müteakip, sanık tarafından yapılan tahliye ve itiraz taleplerinin reddine dair İstanbul 10. İcra Ceza Mahkemesinin 13/03/2013 tarihli ve 2013/16 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.

1-İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 03/01/2011 tarihli ve 2010/2126 değişik iş sayılı kararına yönelik yapılan incelemede;

Borçlu sanık hakkında yürütülen İstanbul 13. İcra Müdürlüğünün 2010/5214 esas sayılı takip dosyasında, sanığın ödeme taahhüdünü içeren 07/06/2010 tarihli taahhüt tutanağında borçlu tarafından ödenmesi gereken tahsil harcının gösterilmediği, dolayısıyla ödenecek toplam borç miktarının bütün fer’ileri ile birlikte hesaplanıp açıkça gösterilmemiş olması nedeniyle sanığın taahhüdünün hukuken geçersiz bulunduğu anlaşılmakla itirazın reddi yerine, yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde,

2-İstanbul 10. İcra Ceza Mahkemesinin 13/03/2013 tarihli ve 2013/16 değişik iş sayılı kararına yönelik yapılan incelemede;

Borçlu sanık hakkında verilen tazyik hapsi kararının 03/01/2011 tarihinde kesinleşmiş olması 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 354. maddesinin 3. fıkrasında yer alan “icra mahkemesinin bu Bap hükümlerine göre verdiği tazyik veya disiplin hapsine ilişkin karar, kesinleştiği tarihten itibaren iki yıl geçtikten sonra yerine getirilmez.” şeklindeki düzenleme karşısında sanığın tahliyesi yerine yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca, anılan kararın bozulması istenilmiş olmakla Dairemize gönderilen dosya incelenerek gereği görüşüldü:

İncelenen dosya içeriğine göre kanun yararına bozma istemine atfen düzenlenen ihbarnamedeki 1 no’lu düşünce yerinde görüldüğünden 2 no’lu istemin tartışılmasında hukuki yarar görülmemiş olup, İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 03/01/2011 gün, 2010/2126 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK’nun 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bu konuda CMK’nun 309/4- d maddesi gereğince karar verilmesi mümkün olduğundan, sanık hakkında hükmolunan hapsin çektirilmemesine, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 18.06.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Senet Aslının İcra Kasasında Olmaması Ve Şikayet Süresi

Yargıtay
12. Hukuk Dairesi
Esas : 2018/337
Karar : 2019/7727
Karar Tarihi : 13/05/2019

Özet : Senet aslının icra kasasında olmadığı hususu, ancak ödeme emrinin tebliği üzerine, borçlu tarafından İİK’nun 16/1. maddesi uyarınca 7 günlük süre içerisinde icra mahkemesine şikayet yoluyla ileri sürülmesi halinde değerlendirme konusu yapılabilir. Aksi halde mahkemece re’sen nazara alınamaz.

Somut olayda; ödeme emrinin borçluya 28.07.2016 tarihinde bizzat tebliğ edildiği, borçlunun yasal 7 günlük süre geçtikten sonra 24.11.2016 tarihinde mahkemeye başvurduğu anlaşılmaktadır. O halde ilk derece mahkemesince, şikayetin süreden reddine karar verilmesi gerekir.

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Alacaklı tarafından başlatılan bonoya dayalı kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takipte borçlunun icra mahkemesine başvurusunda; tebliğ edilen ilk ödeme emrinde “0 TL bono” açıklaması ile takip başlatıldığını, dosyayı tahsil harçlarını ödeyerek kapattığını ve senedi teslim aldığını, kapanmış olan dosyada alacaklının talebi üzerine üçüncü kişideki alacağı nedeniyle haciz ihbarnamesi gönderildiğini ileri sürerek, icra müdürlüğünün 18.10.2016 tarihli işleminin iptali ile dosyanın kapatılmasını ve hacizlerin kaldırılmasını talep ettiği, İlk Derece Mahkemesince; alacaklının borçlunun elinde bulunan bonoya dayalı olarak, aynı dosya üzerinden takip talebinde bulunduğu, borçluya gönderilen ikinci ödeme emri ekinde dayanak senedin aslı ya da onaylı örneğinin bulunmadığı gerekçesiyle takibin iptaline karar verildiği, Bölge Adliye Mahkemesi’nce de alacaklının istinaf talebinin esastan reddine karar verildiği görülmektedir.

İİK’nun 167/2. maddesi; “Alacaklı takip talebine kambiyo senedinin aslını ve borçlu adedi kadar tasdikli örneğini eklemeye mecburdur” hükmünü içermektedir.

Senet aslının icra kasasında olmadığı hususu, ancak ödeme emrinin tebliği üzerine, borçlu tarafından İİK’nun 16/1. maddesi uyarınca 7 günlük süre içerisinde icra mahkemesine şikayet yoluyla ileri sürülmesi halinde değerlendirme konusu yapılabilir. Aksi halde mahkemece re’sen nazara alınamaz. Somut olayda; ödeme emrinin borçluya 28.07.2016 tarihinde bizzat tebliğ edildiği, borçlunun yasal 7 günlük süre geçtikten sonra 24.11.2016 tarihinde mahkemeye başvurduğu anlaşılmaktadır.

O halde ilk derece mahkemesince, şikayetin süreden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile takibin iptali yönünde hüküm tesisi ve istinaf başvurusunun da esastan reddi isabetsizdir.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliyesi Mahkemesi kararının, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nun 373/1. maddeleri uyarınca (KALDIRILMASINA), ilk derece mahkemesi kararının yukarıda belirtilen nedenle (BOZULMASINA), bozma nedenine göre şikayetçinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.05.2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Kirayı Ödemediği İçin Temerrütten Tahliye Davasında Dava Açma Süresi

ÖZÜ : Kira alacağı ve tahliye istemli olarak başlatılan icra takibine borçlu-kiracı yasal sürede borca itiraz etmemiş ve borcunu ödememiş ise alacaklı kiralayan davacı İİK.nun 269/a maddesi gereğince, ödeme süresinin (30 gün) bitim tarihini takip eden 6 ay içinde, icra mahkemesinden tahliye isteminde bulunabileceği.. 30 günlük ödeme süresi geçtikten sonra dava açma süresi olan 6 aylık sürenin geçirilmesinden sonra dava açılmışsa davanın süre yönünden reddine karar verilmesi gerektiği.

Yargıtay

8. Hukuk Dairesi

Esas : 2017/1758

Karar : 2017/4485

Karar Tarihi : 28.3.2017

Taraflar arasında görülen ve yukarda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR

Davacı alacaklı tarafından davalı borçlu aleyhine kira alacağı ve tahliye istemli olarak başlatılan icra takibine davalı borçlunun itiraz etmemesi üzerine davacı İcra Mahkemesinden temerrüt sebebiyle tahliye isteminde bulunmuş Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş karar davalı borçlu tarafından temyiz edilmiştir.

Davacının, 20/01/2015 tarihinde başlatmış olduğu haciz ve tahliye istemli icra takibi ile davalı tarafından ödenmediğini iddia ettiği kira bedellerinin tahsilini talep ettiği icra Müdürlüğü’nce düzenlenen ödeme emrinin, davalıya 04/02/2015 tarihinde tebliğ edildiği anlaşılmaktadır. Davalı yasal sürede borca itiraz etmemiş ve borcunu ödememiştir. Davacı İİK.nun 269/a maddesi gereğince, ödeme süresinin bitim tarihini takip eden altı ay içinde, icra mahkemesinden tahliye isteminde bulunabilir.

Olayımızda; davacı davasını, ödeme emrinin 04/02/2015 tarihinde tebliğ edilmesine göre otuz günlük ödeme süresi geçtikten sonra dava açma süresi olan altı aylık sürenin geçirilmesinden sonra 15/09/2015 tarihinde açmıştır. Bu durumda mahkemece, davanın süre yönünden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile tahliye kararı verilmesi doğru değildir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün İİK’nun 366. ve 6100 Sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 Sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK’nun 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istenmesi halinde temyiz edene iadesine, 28.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İİK-ADİ KİRA VE HASILAT KİRALARI İÇİN ÖDEME EMRİ VE İTİRAZ MÜDDETİ

MADDE 269 – (Değişik: 538 – 18.2.1965 / m.109) Takip âdi kiralara veya hasılat kiralarına mütedair olur ve alacaklı da talep ederse ödeme emri, Borçlar Kanununun 260 ve 288 inci maddelerinde yazılı ihtarı ve kanuni müddet geçtikten sonra icra mahkemesinden borçlunun kiralanan şeyden çıkarılması istenebileceği tebliğini ihtiva eder.

Bu tebliğ üzerine borçlu, yedi gün içinde, itiraz sebeplerini 62 nci madde hükümleri dahilinde icra dairesine bildirmeye mecburdur. Borçlu itirazında, kira akdini ve varsa buna ait mukavelenamedeki imzasını açık ve kesin olarak reddetmezse, akdi kabul etmiş sayılır.

İtiraz takibi durdurur. İtirazın tebliği tarihinden itibaren altı ay içinde itirazın kaldırılmasını istemiyen alacaklı, bir daha aynı alacaktan dolayı ilâmsız icra yoliyle takip yapamaz.

Borçlar Kanununun 260 ıncı maddesinin kiralayana altı günlük mühletin hitamında akdi feshe müsaade ettiği hallerde itiraz müddet üç gündür.

İTİRAZ ETMEMEMİN SONUÇLARI

MADDE 269/a – (Değişik: 4949 – 17.7.2003 / m.65) Borçlu itiraz etmez, ihtar müddeti içinde kira borcunu da ödemezse ihtar müddetinin bitim tarihini takip eden altı ay içinde alacaklının talebi üzerine icra mahkemesince tahliyeye karar verilir.

Daha fazla bilgi için doğrudan 05325740383 numaralı telefondan veya diğer iletişim yollarından irtibata geçebilirsiniz.

Vekalet Sözleşmesinin Kapsamı İlamın İcrasının Ayrı Bir İş Sayılacağı Ve İlamın İcraya Konulmaması Talebinin Azil Sayılamaz

Vekalet Sözleşmesinin Kapsamı İlamın İcrasının Ayrı Bir İş Sayılacağı Ve İlamın İcraya Konulmaması Talebinin Azil Sayılamaz

Yargıtay

Hukuk Genel Kurulu

Esas : 2013/74

Karar : 2013/1367

Karar Tarihi : 18.9.2013

Taraflar arasında düzenlenen ücret sözleşmesinde kararlaştırılan ücretin, sadece “Akgün Yazılım Paz. Ve Tic. Ltd. Şti” aleyhine açılacak akdin ifası davası işi için olduğu, bu işle ilgili olsa dahi bundan doğacak herhangi bir başka işi kapsamına almayacağı, bu işle ilgili uyuşmazlıklar ve kovuşturma işlemi çıkması halinde avukata ayrıca ücret ödenmesi gerekeceği kararlaştırılmıştır. Bu durumda avukata verilen işin sadece mezkûr açılacak davaya ait olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Buna göre verilen iş, icra safhasını kapsamadığını kabul etmek gerekir. Ayrıca davalı taraf davacı avukatı azletmemiş gönderdiği ihbarname ile sadece açılan dava dolayısıyla icra takibi yapmamasını istemiştir. Davacıya gönderilen ihtar azil mahiyetinde değildir. Davacı avukatın davalı namına takip ettiği davada tüm yasa yolları tüketilip henüz karar kesinleşmeden vekillikten istifası haksız bir istifadır. Avukatlık Kanunu’nun 174. maddesine göre de “üzerine aldığı işi haklı bir sebep olmaksızın takipten vazgeçen avukat hiçbir ücret isteyemez. Bu nedenlerle, mahkemece davanın olduğu benimsenen direnme kararının onanması gerekmiştir.

Taraflar arasındaki “avukatlık ücret alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Mersin 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce davanın reddine dair verilen 19.03.2010 gün ve 2010/1 E., 2010/115 K. sayılı kararın incelenmesi davacı tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 23.3.2012 gün, 2011/14314 E., 2012/7824 K. sayılı ilamı ile;

‘‘…Davacı, avukat olarak davalının verdiği vekâletnameye istinaden Mersin Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen davayı açtığını ve başarı ile sonuçlandırdığını, ancak hiçbir gerekçe göstermeksizin ahzu kabz yetkisinin kaldırıldığını ileri sürerek, 19.640 TL avukatlık ücretinin tahsilini istemiştir.

Davalı, karşı taraf ile ilişkilerinin bozulmaması için hüküm altına alınan paranın icra takibine girişmeden tahsil etmeyi düşündüklerini, vekillikten azil etmediklerini, avukatlıktan çekilmesinin haksız olduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, dava ve hükmün icrasının ayrı işler olup, müvekkilin talimatı olmadan icra aşamasına geçilemeyeceği, davalı eyleminin azil niteliğinde olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, avukatlık ücret alacağının tahsiline ilişkin olup, davacı 27.6.2003 tarihli vekâletname ile davalının vekilliğini üstlendiğini vekâletnamede dava açma ve icra takibi yapmak konusunda ayrı ayrı yetki verildiğini, açılan davanın başarı ile neticelendirildiğini, ne varki, davalının bu aşamada ahzu-kabz yetkisini kaldırarak azil ettiğini ileri sürmüş davalı ise, bu azilin söz konusu olmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davacı avukata gönderilen ihtarnamenin azil niteliğinde olmadığı, işi bitirmeyen avukatın ücrete hak kazanamayacağı gerekçesi ile dava red edilmiştir.

Hemen belirtmek gerekir ki, vekâlet sözleşmeleri karşılıklı güvene dayalı bir sözleşme olup, güven sözleşmenin en önemli bir özelliğini teşkil eder. Bu nedenle taraflar sözleşmeyi her zaman feshedebilir. Ne var ki, azil haksız ise Avukatlık Kanunu’nun 174. maddesi gereğince avukat ücretin tamamına hak kazanır. Somut olayda, davalı, dava açması ve elde edilecek ilamın infazı hususunda davacıya yetki vermiş olup, dava başarı ile neticelendirilip ilam elde edilince ise, davalı ilamın icraya konulmaması hususunda ihtarname gönderilmiştir. Cevap dilekçesi ve yargılama sırasında ki beyanlarında ise, özetle, avukatın gördüğü davanın karşı tarafı ile iyi ilişkilerin bozulmadan ihtilafın halli yoluna gidileceğini, ancak bunun azil olmadığını savunmuştur. Davacı avukatın ilamın icrası ile yetkisinin elinden alınması aynı zamanda ahzu kabz yetkisinden azil niteliğindedir. Aksi düşünülse bile bu davranış davacı yönünden güven ilişkisini sarsıcı ve haklı istifa nedenidir. İlam elde edildikten sonra gerek avukatlara ücret ödememek gerekse devlete ödenmesi gerekli icra harçlarını ödememek için tarafların haricen ilamı infaz ettikleri de bilinen bir gerçektir. TMK’nun 2. maddesi gereğince de bu davranışların hukuken himaye edilmesi mümkün değildir. Bu nedenlerle davacı avukatın icra vekâlet ücretine de hak kazandığının kabulü zorunlu olup, kararın bu nedenle bozulması gerekirken onandığı bu defa yapılan inceleme ile anlaşıldığından, davacının karar düzeltme itirazlarının kabulüne karar vermek gerekmiştir…”

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava; avukatlık ücret alacağının tahsili istemine ilişkindir.

Davacı, vekilliğini üstlendiği davalı tarafından dava açma ve icra takibi yapmak konusunda yetki verildiğini, vekil sıfatıyla açtığı davayı başarı ile neticelendirdiğini, gerekçeli kararın yazımı aşamasında davalının ahzu-kabz yetkisini kaldırdığını ileri sürerek avukatlık ücretinin tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili; azilin söz konusu olmadığını, davacının vekillikten çekilmesinin haksız olduğunu bildirip davanın reddine karar verilmesi istemiştir.

Mahkemece; davacı avukata gönderilen ihtarnamenin azil niteliğinde olmadığı, işi bitirmeyen avukatın ücrete hak kazanamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Davacının temyizi üzerine, Özel Daire’ce yukarıda açıklanan nedenlerle karar bozulmuştur.

Yerel Mahkemece; önceki karardaki gerekçeler genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiş, direnme kararı davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; taraflar arasında düzenlenen vekâlet sözleşmesi uyarınca, davacı avukatın vekillikten istifa etmesinin haklı nedene dayalı olup olmadığı ve avukatlık ücretine hak kazanıp kazanmadığı noktasında toplanmaktadır.

Bilindiği üzere; mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 390. maddesine göre, vekilin sorumluluğu umumi surette işçinin sorumluluğuna ait hükümlere tabi olup; vekil, vekâlet görevini iyi bir surette ifa ile yükümlüdür. Bu hükümdeki “iyi bir suretle ifa” söz dizininin, mehaz İsviçre Borçlar Kanunu’nun 398/2. maddesindeki ifadeye uygun olarak “sadakat ve özen ile ifa” şeklinde anlaşılması gerekir. Buna göre, vekil, vekâlet görevini ifa ederken müvekkiline sadakat (bağlılık) göstermekle ve vekâletin konusunu oluşturan işi özenle yapmakla yükümlüdür.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 506. maddesinde ise vekilin sorumluluğunun genel olarak işçinin sorumluluğuna tâbi olduğuna ilişkin düzenleme yerine, maddenin ikinci fıkrasında vekilin vekâlet sözleşmesinden doğan sorumluluğuna özgü bir düzenleme yapılmış ve “vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür” hükmü getirilmiştir.

Vekâlet sözleşmesinin, hizmetle ilgili diğer sözleşmelere oranla, çok daha sıkı bir şekilde karşılıklı güvene dayalı olduğu öğreti ve uygulamada ittifakla benimsenmektedir. Vekâlet ilişkisinin kurulmuş olması, karşılıklı güven unsurunun vekâlet sözleşmesinin kurulması aşamasında her iki taraf yönünden mevcut olmasıyla mümkündür ve bunun o aşamada varlığının göstergesidir. Ne var ki, vekâlet sözleşmesinin niteliği gereğince, bu unsur, sözleşmenin devamı süresince de varlığını korumalıdır. Eğer, başlangıçta mevcut olan karşılıklı güven, sözleşme süresi içerisinde gerçekleşen olgulardan dolayı bir taraf yönünden haklı olarak zedelenir veya ortadan kalkarsa, o taraf sözleşmeyi her zaman feshedebilir. Bu ilke, Borçlar Kanunu’nun 396/1. maddesinde, “Vekâletten azil ve ondan istifa her zaman caizdir” şeklinde ifade edilmiştir. Aynı ilke 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 512. maddesinde de belirtilmiştir.

‘Karşılıklı güven’ kavramının, her iki tarafın vekâlet sözleşmesi çerçevesinde gerçekleşen ilişkilerinde ‘karşılıklı saygı’ unsurunun varlığını evleviyetle içereceği ve gerektireceği açıktır.

Öte yandan 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 174. maddesi, davaya vekâlette azil veya istifaya, bunların haklı nedenlere dayalı olup olmamasına göre değişen, farklı sonuçlar bağlamaktadır. Anılan madde uyarınca üzerine aldığı işi haklı bir sebep olmaksızın takipten vazgeçen avukat hiçbir ücret isteyemez ve peşin aldığı ücreti geri vermek zorundadır. Avukatın haksız azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.

1136 Sayılı Kanunun 174. maddesine göre avukat haklı bir nedenle azledildiği takdirde ücrete hak kazanamaz ise de haksız azil halinde, anılan madde uyarınca avukatlık ücretinin tamamının ödenmesi gerekir. Haksız azledilen vekilin avukatlık ücreti, ücret sözleşmesinde kararlaştırılan ücretin tamamıdır.

Bunun yanında, 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 164. maddesinin son fıkrasında yer alan “Avukatla iş sahibi arasında aksi yazılı sözleşme bulunmadıkça tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek avukatlık ücreti avukata aittir.” hükmü 4667 sayılı Kanunla değiştirilerek “Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir.” hükmü getirilmiştir. Avukatlık Kanunu’nun 164 üncü maddesinin son fıkrasında yapılan değişiklik ile daha önce avukatla iş sahibi (müvekkil) arasında aksi yazılı sözleşme hükmü bulunması halini içeren istisnai durum ortadan kaldırılarak her halükarda mahkemenin tarife kararına istinaden haksız çıkan tarafa yükletilecek vekâlet ücretinin diğer taraf avukatına ait olduğu hükme bağlanmıştır.

Yukarıda yapılan açıklamaların ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında düzenlenen ücret sözleşmesinde kararlaştırılan ücretin, sadece “Akgün Yazılım Paz. Ve Tic. Ltd. Şti” aleyhine açılacak akdin ifası davası işi için olduğu, bu işle ilgili olsa dahi bundan doğacak herhangi bir başka işi kapsamına almayacağı, bu işle ilgili uyuşmazlıklar ve kovuşturma işlemi çıkması halinde avukata ayrıca ücret ödenmesi gerekeceği kararlaştırılmıştır. Bu durumda avukata verilen işin sadece mezkûr açılacak davaya ait olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Buna göre verilen iş, icra safhasını kapsamadığını kabul etmek gerekir. Ayrıca davalı taraf davacı avukatı azletmemiş gönderdiği ihbarname ile sadece açılan dava dolayısıyla icra takibi yapmamasını istemiştir. Davacıya gönderilen ihtar azil mahiyetinde değildir. Davacı avukatın davalı namına takip ettiği davada tüm yasa yolları tüketilip henüz karar kesinleşmeden vekillikten istifası haksız bir istifadır. Avukatlık Kanunu’nun 174. maddesine göre de “üzerine aldığı işi haklı bir sebep olmaksızın takipten vazgeçen avukat hiçbir ücret isteyemez. Bu nedenlerle, mahkemece davanın olduğu benimsenen direnme kararının onanması gerekmiştir.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, bir kısım üyelerce; Özel Daire bozma gerekçelerinin yerinde olduğu, davacı avukatın ilamın icrasına ilişkin yetkisinin elinden alınmasının aynı zamanda ahzu kabz yetkisinden azil niteliğinde bulunduğu, aksi düşünülse bile bu davranışın davacı yönünden güven ilişkisini sarsıcı nitelikte ve haklı istifa nedeni olduğu, yerel mahkemenin direnme kararının bu nedenle usul ve yasaya uygun olmadığı ileri sürülmüş ise de Hukuk Genel Kurulu’nun çoğunluğunca bu görüş benimsenmemiştir.

SONUÇ : Davacının temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 18.09.2013 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

MUHALEFET ŞERHİ

Davacı avukat, davalı şirket ile aralarında dava açma ve icra takibi yapmak üzere vekalet sözleşmesi düzenlendiğini ve noterden de vekaletname verildiğini, akabinde dava dışı şirket aleyhine akdin aynen ifasını temin amacıyla Mersin 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2003/568 esas sayılı dosyasında dava açtığını, davada zararın 207.000 TL olarak belirlenmesine rağmen ıslah ile 107.000 TL.nin tahsili için ıslah dilekçesi verdiğini ve mahkemece bu miktara hükmedildiğini, ilamın yazılması aşamasında davalının ilamın icraya konulmaması açısından talepte bulunduğunu, bu durumda kendisinin de güven sarsıcı bu davranış nedeniyle 12.11.2009 tarihinde istifa ettiğini ileri sürerek eldeki davayı açmıştır

Davalı ise, sözleşmenin sadece akdin ifası davası açılması için yapıldığını ve vekaletin bu amaçla verildiğini, icra takibi yapmak üzere yetki vermediğini, davacıya gönderilen ihtarnamede de alınan ilamın icra takibine konu edilmemesinin istendiğini, azilden sözedilmediğini, davacının açmış olduğu dava ile ilgili ücreti aldığını, karşı taraf ile aynı sektörde iş yaptıkları için iyi niyetli olarak alacaklarını haricen almak istediklerini, kalan 5.000 TL.nin ödenmeyeceğine ilişkin bir düşünceleri olmadığını, vekilin haksız istifa ettiğini, bizzat hazırlamış olduğu sözleşmede kendi isteğine göre iş konusunun belirlendiğini, dava sırasında karşı tarafın itirazı sonucu dava değerini 107.000 TL olarak ıslah ettiğini savunmuştur.

Mahkemece, davanın reddine dair verilen hüküm dairemizce onanmış, karar düzeltme aşamasında ise oy çokluğuyla bozulmuştur.

Uyuşmazlık, davacı avukatın istifasının haklı olup olmadığı ve bu durumda icra takibi ile alacağı ücretini hak edip etmediği konusunda toplanmaktadır.

Öncelikle, imzalanan sözleşmeden sözetmek ve vekalet ilişkisinin niteliğinden bahsetmek gerekmektedir.

Davacı, ile davalı arasında düzenlenen vekalet sözleşmesi 19.12.2002 tarihini taşımakta olup, sözleşmenin konusu “dava dışı” Akgün Yazılım Paz. Ve Tic. Ltd. Şti aleyhine açılacak akdin ifası davasıdır. Sözleşmenin 1.maddesi uyarınca ücret kararlaştırılmış, 2.maddesinde ise kararlaştırılan ücretin sadece bu iş için olduğu, başkaca uyuşmazlıklar ve kovuşturma işleri çıkması halinde ayrı ücret ödeneceği vurgulanmıştır. Noterde düzenlenen vekaletnamede ise icra takibi yapmaya yetki verildiği de anlaşılmaktadır.

1136 sayılı Avukatlık Yasasının 174.maddesi uyarınca avukatın haklı olarak azledilmesi ya da haksız olarak istifası halinde ücret isteyemeyeceği anlaşılmakla birlikte azil ya da istifa tarihine kadar bitmiş iş var ise bunlardan ücret alacağı kabul edilmektedir. Dairemiz uzun süredir bu yönde uygulama yapmaktadır. Şayet avukatın azli haksız ya da istifa haklı ise avukat ücretin tamamına hak kazanmaktadır. Öyleyse, öncelikle somut olayda istifanın haklı olup olmadığı üzerinde durulmalı ve haklı istifa ettiği anlaşılırsa ücretin tamamına hükmedilmelidir. Ücretin kapsamının belirlenmesinde ise hem taraflar arasında imzalanan sözleşmeye bakılmalı, hem de yasa hükümleri göz ardı edilmemelidir.

Davacı avukat, icra takibi yapılmaması konusunda talimat verildiğini ancak bu durumda güven ilişkisinin sarsıldığını ve hapis hakkını kullanmasına engel olduğunu bildirmiştir.

Vekalet sözleşmesinin niteliği ve hapis hakkı üzerinde durularak avukatın istifasının haklı olup olmadığı tartışılmalıdır.

Vekalet sözleşmesi gerek 818 Sayılı Borçlar Kanununda gerekse 6098 sayılı Türk Borçlar kanununda düzenlenmiş ve temel kanun içerisinde yer almıştır. Ancak, Hukuki yardım amacıyla vekil ile müvekkil arasındaki ilişki 1136 Sayılı Avukatlık Yasası ile düzenlenmiştir. Gerek Borçlar kanunu gerek Türk Borçlar Kanunu gerekse Avukatlık Yasası birbirine paralel hükümler içermektedir.6098 Sayılı Türk Borçlar kanunu ile getirilen en önemli değişiklik BK.nun 321. Maddesine yapılan atıfın kaldırılmış olması ve objektif bir kıstas getirilerek özen borcunun belirlenmesinde benzer alanlardaki iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin davranışı kabul edilmiştir. 1136 Sayılı Avukatlık Kanunun 34. Maddesinde ise, avukatların, yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanını gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğinin getirdiği meslek kurallarına uymak zorunda olduğu belirtilmiştir. Vekalet sözleşmesi tüm iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme türüdür. Ne var ki, iş görme ediminin karşılığını, müvekkilin vekile ücret ödeme borcu oluşturur ve her iki edimde asli edim niteliğini taşır. Bu sözleşmenin önemli bir özelliği de (sürekli borç doğuran) bir sözleşme olmasıdır. Doktrinde bu husus tartışmalı olmakla birlikte genellikle sürekli bir ilişki söz konusudur. Kaldı ki, olayımızda mahkemeden alınan ilamın infazının icra kararıyla yapılacağı muhtemeldir. Haricen ilamın infazı uygulamada pek rastlanılmayan ve genellikle devlete ödenmesi harç, vergi vs. giderlerin azaltılması amaçlanmaktadır. Bazen de vekalet ücreti ödenmemesi için haricen tahsilat yapılmaktadır. Bu husus tespit edilirse A.K.nun 165.maddesi uyarınca hem müvekkil hemde hasım müteselsil sorumludur.Nitekim davalı şirket alacağını haricen tahsil etme yönünde girişimleri olduğunu bildirmiştir. Bu durumda Avukatın ücretinin tamamının ödenmesi gerekir. İlamın infazı aşamasında Avukat Kanunu 166/1.maddesi “Avukat, müvekkili tarafından verilen veya onun namına aldığı malları parayı ve diğer her türlü kıymetleri, avukatlık ücreti ve giderin ödenmesine kadar, kendi alacağı nisbetinde elinde tutabilir.” Hükmü uyarınca ücret alacağı için hapis hakkını kullanabilecektir. Aksi halde ücretini alabilmek için takip ve dava süreci başlatmak zorundadır. İlamın icrası için yetki vermediğini, davalı taraf savunmuşsa da, verilen vekaletnamede icra takibi yetkisi de bulunmaktadır. Takip yapılmaması yönünde davacı avukatın bir çekincesi olamaz. Zira süresinde takip yapmadığı için hakkında dava açılabileceği ve tazminata mahkum edileceği de unutulmamalıdır. Bir an için davalı şirketin talimatıyla zaten takip yapması gerekmez ise de, hapis hakkının engellenmesi niteliği taşıyan bu talimat avukatın haklı olarak istifa etmesine neden olmuştur. Vekalet sözleşmesinin diğer bir özelliği de, güven unsurudur. Bu konuda pek çok makale olmakla birlikte (Vekalet Sözleşmesinde Ücret-Yrd.Doç.Dr.Türker Yalçınduran, 2.baskı Yetkin Yayınları eserinin 246.sayfasında vurgulandığı üzere) “vekalet sözleşmesi karşılıklı güvene dayalı bir sözleşme olup, güven sözleşmenin önemli bir özelliğini taşır. Bu nedenle taraflardan her biri sözleşmeyi her zaman feshedebilir” denilmekte ve bu hususta vurgu yapılmaktadır. Güven var ise, sözleşme devam eder, güven ilişkisi sarsılmış ise artık istifanın haklı olduğu kabul görmelidir. Bu olayda da, vekil eden şirket ilamın icraya konulmaması için talimat verdiğine göre artık güven ilişkisinin sarsıldığı düşünmelidir. Nasıl ki, ahzu kabza yetkisi alınan avukatın istifası haklı kabul ediliyor ise (Dairemizin uygulamaları bu yöndedir.) icra, talimatla engellenmesi de güven ilişkisini zedeler. Müvekkilin burada ücreti ödeyeceğini garanti etmesi ya da depo etmesi gereklidir. Bu nedenle istifa haklıdır ve davacı ücrete hak kazanmıştır.

Diğer bir konuda, bu hususta sözleşmede bu konuda bir düzenleme bulunmadığı iddiasıdır. Sözleşmede icra takibi yapılacağı yönünde bir düzenleme yok ise de, takip yapılmayacağı yönünde de bu kararlaştırma bulunmamaktadır. Vekilin görevini sonuna kadar sürdürme borcu mevcuttur Vekil aldığı işi sonuna kadar takip mecburiyetindedir. Kaldı ki, açılan akdin aynen ifası davası ıslahla tazminat alacağına dönüşmüş ve 107.000 TL.ye hükmedilmiştir. Kararın daha sonra bozulmasının bir önemi yoktur. Zira para alacaklarında ilamın kesinleşmesi gerekmez. Sözleşmede kalan 5.000 TL’nin ödenmesi kesinleşmesi şartına da bağlanmamıştır. Davanın kazanılması yeterlidir. Davalı taraf, bu davada akdin aynen ifası davasının alacak davasına dönüşmesine ses çıkarmamış ve hatta alacağını haricen tahsil etme girişiminden söz etmiştir. Öyle olunca, ilamın infazı için ayrı ücret alacağı doğmuştur. Sözleşme olmasa bile yani sadece vekaletname ile dava takip edilseydi dahi icra aşaması için ayrı ücret alacağı doğacaktı. Sözleşmenin 2.maddesinin avukatın aleyhine yorumlanması da bu açıdan doğru değildir. Bütün bunlardan ayrı olarak ilamda hasma tahmil olunan ücret yönünden avukatın hakketti ücretin tahsili de zorlaşmıştır. Bu nedenle sayın çoğunluğun onama yönündeki kararına katılamıyoruz.

Daha fazla bilgi için doğrudan 05325740383 numaralı telefondan veya diğer iletişim yollarından irtibata geçebilirsiniz.

Eser Sözleşmesi Nedir ?

Eser sözleşmesi, Türk Borçlar Kanunu 470. Ve 486. maddeleri arasında düzenlenip md.470’de, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşme olarak tanımlanmıştır. Sözleşmenin her iki tarafının da bu borçları üstlenmesi sebebiyle tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşmedir. Sözleşmenin meydana gelmesi için tarafların, yüklenicinin meydana getirmeyi üstlendiği eser ve bunun karşılığında ödenecek bedel hususunda anlaşması gereklidir.

Eser Sözleşmesinin Unsurları Nelerdir?

-Bir Eser Meydana Getirme: Bu unsurun gerçekleşmesi için gereken sözleşme konusu, maddi veya maddi olmayan şeyler olabilir. Önemli olan sözleşme konusunun, sonuca yönelik vaat edilmeye elverişli olmasıdır.

-Ücret Ödenmesi veya Ücret Ödemenin Vaat Edilmesi: Bu unsur sözleşmenin asli unsuru olup iş sahibi, meydana getirilecek eser karşılığında ücret ödemeyi taahhüt etmelidir.

-Tarafların Anlaşması: Tarafların sözleşme unsurları konusunda anlaşmaları gereklidir.

Eser Sözleşmesinde Yüklenicinin Borçları Nelerdir?

1-)Yüklenicinin İşi Sadakat ve Özenle Yapma Borcu : Yüklenicinin bu borcu TBK md.472/2-3’te düzenlenmiştir. Bu maddede aynen; malzeme, iş sahibi tarafından sağlanmışsa, yüklenicinin, onları gereken özeni göstererek kullanmakla ve bundan dolayı hesap ve artanı geri vermekle yükümlü olduğunu ve eser meydana getirilirken, iş sahibinin sağladığı malzemenin veya eserin yapılması için gösterdiği yerin ayıplı olduğu anlaşılır veya eserin gereği gibi ya da zamanında meydana getirilmesini tehlikeye düşürecek başka bir durum ortaya çıkarsa, yüklenicinin bu durumu hemen iş sahibine bildirmek zorunda olduğunu ve bildirmezse de bundan doğacak sonuçlardan sorumlu olacağı düzenlenmiştir.

2-)Yüklenicinin İşi Doğrudan Doğruya Kendisinin Yapması Borcu : Kural olarak yüklenicinin, sözleşme konusu olan eseri bizzat kendisinin meydana getirmesi veya kendisinin yönetimi altında meydana getirilmesi gerekmektedir. Bunun istisnası ise borcun yüklenici tarafından şahsen ifa edilmesinin, yüklenicinin kişisel niteliklerinin ifa için önemli olmaması sebebiyle gerekli olmadığı hallerdir.

3-)Yüklenicinin Araç, Gereç ve Malzeme Sağlama Borcu : Tarafların aksine bir anlaşmama yapmaması durumunda, eserin meydana getirilmesi içi gerekli olan araç ve gereçleri, yüklenici sağlayacaktır.

4-)Yüklenicinin Genel İhbar Yükümlülüğü : Yüklenici, eseri meydana getirirken, iş sahibinin sağladığı araç ve gerecin veya eserin meydana getirileceği yerin ayıplı olduğunu anlar veya eserin zamanında ya da taahhüt edildiği gibi meydana getirilmesini tehlikeye düşürecek başka bir durum fark ederse, bunu iş sahibine derhal bildirmek zorundadır. Bildirmezse bundan doğacak sonuçlardan sorumlu olacaktır.

5-)Yüklenicinin İşe Zamanında Başlama ve Devam Etme Borcu : Yüklenicinin bu borcu, meydana getirilecek eserin teslim edileceği günün sözleşmede belirlenip belirlenmeme koşuluna göre farklılık gösterecektir.

Taraflar sözleşmede, eserin teslim edilmesi için belli veya belli edilebilir olan bir gün kararlaştırmamış veya işin niteliğinden dolayı da böyle bir süre çıkarılamayacak durumda ise, yüklenicin sözleşme yapılır yapılmaz işe başlaması gerekmektedir. Aksi halde yüklenici, iş sahibi tarafından ihtar çekilerek temerrüde düşürülecektir.

Teslim süresi kararlaştırılan işlerde, TBK md.473/1’e göre aynen, yüklenicinin işe zamanında başlamaması veya sözleşme hükümlerine aykırı olarak işi geciktiresi ya da iş sahibine yüklenemeyecek bir sebeple ortaya çıkan gecikme yüzünden bütün tahminlere göre yüklenicinin işi kararlaştırılan zamanda bitiremeyeceği açıkça anlaşılırsa iş sahibinin, teslim için belirlenen günü beklemek zorunda olmaksızın sözleşmeden dönebileceği belirtilmiştir.

6-)Yüklenicinin Meydana Getirdiği Eseri Teslim Etme Borcu : Yüklenici, meydana getirdiği eseri teslim etmek durumundadır. Sözleşmede ifa yerinin belirlenmemesi durumunda; sözleşme konusu taşınır ise TBK md.89’a göre ifa yeri belirlenecek, taşınmaz ise ifa yeri taşınmazın bulunduğu yer olacaktır. İfa zamanının sözleşmede kararlaştırılmaması durumunda da işin niteliğine göre ifa zamanı belirlenecektir.

Yüklenicinin Ayıba Karşı Sorumluluğu Nasıl Sona Erer?

Eserin ayıplı olması, yüklenicinin açıkça yaptığı ihtara karşın, iş sahibinin verdiği talimattan doğmuş bulunur veya herhangi sebeple iş sahibine yüklenebilecek olursa iş sahibi, ayıptan doğan haklarını kullanamaz.  Örnek olarak, ayıp sebebinin iş sahibinin tavsiye ettiği malzemeden kaynaklanması verilebilir.

TBK md.477/1’e göre eserin açıkça veya örtülü olarak kabul edilmesinden sonra yüklenici, her türlü sorumluluktan kurtulacaktır. Sorumluluktan kurtulma için ayıbın teslim sırasında açıkça göze çarpması gerekmektedir. Yüklenicinin kasten sakladığı ve usulüne göre gözden geçirme sırasında fark edilemeyecek olan ayıplar için yüklenici, iş sahibinin kabulüne rağmen sorumlu tutulacaktır. İş sahibinin bu ayıbı öğrenir öğrenmez yükleniciye bildirmesi gereklidir.

TBK md.478’e göre, yüklenici ayıplı bir eser meydana getirmişse, bu sebeple açılacak davalar, teslim tarihinden başlayarak, taşınmaz yapılar dışındaki eserlerde iki yılın; taşınmaz yapılarda ise beş yılın ve, yüklenicinin ağır kusuru varsa, ayıplı eserin niteliğine bakılmaksızın yirmi yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrayacaktır.

Eser Sözleşmesinde İş Sahibinin Borçları Nelerdir?

Eser sözleşmesinde iş sahibinin, malzemeyi sağlama ve verdiği malzemenin kendisince bilinip yüklenicinin özüne çarpmayacak tehlikeli veya işi etkileyecek diğer niteliklerinden yükleniciyi haberdar etme borcu ve eserin ayıplı olup olmadığını gözden geçirme ve tespit ettiği ayıpları bildirme külfeti bulunmaktadır.

Eser sözleşmesinde iş sahibinin bedeli ödeme borcu bulunmaktadır. Ücret miktarı sözleşmede belirlenmemişse, eserin değeri ve yüklenicinin gideri dikkate alınarak bedel belirlenecektir. Belirlenememesi durumunda riziko iş sahibine aittir. TBK md.480’e göre aynen, bedel götürü olarak belirlenmişse yüklenici, eseri o bedelle meydana getirmekle yükümlüdür. Eser, öngörülenden fazla emek ve masrafı gerektirmiş olsa bile yüklenici, belirlenen bedelin arttırılmasını isteyemez. Eser, öngörülenden az emek ve masrafı gerektirmiş olsa bile iş sahibi, belirlenen bedelin tamamını ödemekle yükümlüdür.

TBK md.480/2’ye göre aynen, başlangıçta öngörülemeyen veya öngörülebilip de taraflarca göz önünde tutulmayan durumlar, taraflarca belirlenen götürü bedel ile eserin yapılmasına engel olur veya son derece güçleştirirse yüklenici, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı veya karşı taraftan beklenemediği takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Dürüstlük kurallarının gerektirdiği durumlarda yüklenici, ancak fesih hakkını kullanabilecektir.

Eser Sözleşmesi Nasıl Sona Erer?

1-)Eser sözleşmesi, tarafların sözleşmesinin sona ermesi konusunda karşılıklı olarak anlaşılmasıyla sona erebilmektedir.

2-)Eser sözleşmesi, sözleşmede keşif bedelinin yaklaşık olarak tespit edilip, masrafların tutarının da bu bedelin aşırı derecede üzerine çıkmasıyla birlikte iş sahibinin sözleşmeden dönmesiyle sona erebilmektedir.  Bunun için, keşif bedelinin aşırı oranda aşılmasına iş sahibinin sebebiyet vermemesi ve yüklenicinin eseri, yaklaşık bedelle meydana getirmekten kaçınması gerekmektedir.

3-)TBK md.484’ göre, İş sahibi, eserin tamamlanmasından önce yapılmış olan kısmın karşılığını ödemek ve yüklenicinin bütün zararlarını gidermek koşuluyla sözleşmeyi feshedebilir.

4-)TBK md.483/1’e göre aynen, eser teslimden önce beklenmedik olay sonucu yok olursa iş sahibi, eseri teslim almada temerrüde düşmedikçe yüklenici, yaptığı işin ücretini ve giderlerinin ödenmesini isteyemez. Bu durumda malzemeye gelen hasar, onu sağlayana ait olur. Eserin parça borcu niteliğinde olup, teslim edilmeden önce yok olması durumunda sözleşme, ifa imkânsızlığı sebebiyle sona erecektir.

Daha fazla bilgi için doğrudan 05325740383 numaralı telefondan veya diğer iletişim yollarından irtibata geçebilirsiniz.

Eser Sözleşmesi Ve Cismani Zarar

Yargıtay

15. Hukuk Dairesi

Esas : 2019/2292

Karar : 2020/2425

Karar Tarihi : 15.09.2020

“İçtihat Metni”

Mahkemesi : Asliye Hukuk Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı vekili Avukat … ile davalı vekili Avukat … geldi. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR

Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan edimin ifası sırasında meydana gelen kazadan doğan maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 99.630,49 TL maddi ve 15.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine dair verilen karar, davalı vekili tarafından yasal süresi içerisinde temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.

2-Taraflar arasında 12.06.2014 tarihli sözleşme imzalanmıştır. Adi yazılı şekilde düzenlenen bu sözleşmede işi alan davacının sözleşmede belirtilen denizlikler, iç dış cephe yapımı, kaba sıva, iç daire kaba ince sıva, damın havalesi, binanın etrafı, perde betonlar, kaba ve ince inşaatın yapımı ve bitimi dahil bütün tamiratların yapımı konusunda 12.000,00 TL’ye anlaştığı yazılıdır. Söz konusu sözleşme ile davacı, belirli bir bedel karşılığında davalıya ait binanın bir kısım inşaat, tamirat ve tadilat işlerini yapmayı üstlendiğinden, taraflar arasındaki ilişki, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi ilişkisidir.Dairemizin yerleşik içtihat ve uygulamalarında eser sözleşmesinin ifası sırasında yüklenici yada iş sahibinin cismani zarara uğraması yada ölmesi halinde kusur incelemesinin, eser sözleşmesi hükümlerine göre yapılması gerektiği kabul edilmektedir. Eser sözleşmesi ilişkisinde konunun uzmanı yükleniciler olduğundan gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü de yüklenicilere aittir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi hükümlerine göre, zararlandırıcı olayın gerçekleşmesine etkili olan yüklenici kusurunun tespitinde, iş güvenliği mevzuatından da yararlanılması olanaklı ise de, sadece bu mevzuata göre yüklenicinin kusuru belirlenemez. Çünkü, yüklenici işinin uzmanı sayılan, sorumlu meslek adamıdır. Yüklenici, eser sözleşmesi ile yüklendiği edimini yerine getirirken veya sözleşmenin hazırlanması aşamasında gerekli tüm tedbirleri almakla ödevlidir.Yüklenici, işçi sayılamayacağından iş sahibinin denetimine de tâbi değildir. Yüklenicilerin, iş sahibine karşı Türk Borçlar Kanunu’nun 472. maddesi hükmünden kaynaklanan sadakat borcu ve aynı Kanun’un 471. maddesi hükmüne dayalı özen borcu söz konusudur. Türk Borçlar Kanunu’nun 471. maddesi hükmüne göre, yüklenicinin sorumluluğu, aynı Kanunu’nun 396. maddesinde belirtilen işçinin hizmet akdindeki sorumluluğu gibidir. Ancak, iş sahibine nazaran bağımsız çalışması, işin ehli olması da gözönünde bulundurularak sorumluluğu hizmet akdine göre çalışan işçiye nazaran daha ağır kabul edilmektedir. İş sahibinin zarara uğramasına neden olmaktan kaçınması, yüklenicinin “özen borcu” kapsamındadır.Açıklanan bu hukukî sebeplerle; kural olarak eser sözleşmesi ile yüklenilen edimlerin ifası sırasında veya sözleşmenin hazırlanması aşamasında gerçekleşen zararlı olayların oluşumunda etkili olan yüklenicinin kusurunun, daima iş sahibinin kusurundan daha ağır derecede olması gerekir.Bu durumda mahkemece, yanlar arasındaki ilişki eser sözleşmesi ilişkisi olduğuna göre yeniden oluşturulacak eser sözleşmeleri konusunda uzman bir bilirkişinin de bulunacağı bilirkişi kurulundan eser sözleşmesi hükümlerine göre taraflara yüklenen kusur oranı konusunda gerekçeli ve denetime elverişli rapor alınıp değerlendirilerek ve bulunacak kusurun hesaplanan maddi zarara uygulanarak sonucuna uygun karar verilmesi ve nispi ilam harcının da hükmedilecek toplam tazminat miktarı üzerinden karar tarihindeki tarifeye göre hesaplanarak kararda gösterilmesi gerekirken, taraflar arasındaki eser sözleşmesine rağmen iş güvenliği mevzuatına göre kusur incelemesi yapan bilirkişi raporuna itibar edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi ve fazla miktarda ilam harcına hükmedilmesi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 09.10.2019 gün 2019/516 Esas, 2019/3842 Karar sayılı ilamı).

SONUÇ : Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalının diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. bent uyarınca kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, 2.540,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak Yargıtay’daki duruşmada vekille temsil olunan davalıya verilmesine, ödenenden 5766 sayılı Kanun’un 11. maddesi ile yapılan değişiklik gereğince Harçlar Kanunu 42/2-d maddesi uyarınca alınması gereken 176,60 TL Yargıtay başvurma harcının mahsup edilerek, varsa fazla alınan temyiz harcının temyiz eden davalıya iadesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 15.09.2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Daha fazla bilgi için doğrudan 05321670913 numaralı telefondan veya diğer iletişim yollarından irtibata geçebilirsiniz.

BONODA ÇİFT VADE BULUNMASI, SENEDİN BONO VASFINDAN SAYILMAYACAĞI

Yargıtay

12. Hukuk Dairesi

Esas : 2015/29542

Karar : 2016/7922

Karar Tarihi : 17/03/2016

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki taraflarca istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

1-)Alacaklının temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

Alacaklının (lehdarın) borçlu (keşideci) hakkında her biri 50.000,00 TL bedelli iki adet senetten kaynaklanan toplam 100.000,00 TL asıl alacak ve fer’ilerinin tahsili için kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibi başlattığı, borçlu vekilinin icra mahkemesine başvurusunda, sair itiraz nedenleri yanında takip dayanağı 30.11.2010 tanzim ve 01.06.2011 vade tarihli 50.000,00 TL bedelli senede karşılık alacaklının banka hesabına 29.000,00 TL havale yapılmak sureti ile kısmen ödendiğini; takibe konu 30.11.2010 tanzim tarihli 50.000,00 TL bedelli diğer senedin vadesinin ise 15.05.2015 olduğu halde 15.05.2011 vadeli kabul edilerek bu tarihten itibaren faiz işletilmesinin yasal olmadığını ileri sürerek borca ve işlemiş faize itirazda bulunduğu ve takibin iptaline karar verilmesini istediği anlaşılmaktadır.

İİK’nun 169-a/1. maddesi gereğince borçlu, icra mahkemesinde, borcun olmadığını veya itfa yahut imhal edildiğini resmi veya imzası ikrar edilmiş bir belge ile ispat ettiği takdirde itirazın kabulüne karar verilir. Dairemizin yerleşik içtihatlarına göre, sunulan ödeme belgesinin takip konusu borca ilişkin olarak verildiğinin kabul edilebilmesi için, belgede, takip dayanağı senede açıkça atıf yapılması zorunludur.

Borçlu tarafça, itirazın ispatı için 28.000,00 TL ve 1.000,00 TL tutarında iki adet banka dekontu sunulduğu, bunlardan 1.000,00 TL miktarındaki dekontta takip konusu senede açıkça atıf yapılmadığı gibi bu tutara ilişkin ödeme iddiasının alacaklı tarafından da kabul edilmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda, anılan senet bedelinin 1000,00 TL’sının ödendiğinin İİK’nun 169/a maddesi kapsamında bir belge ile ispatlanamadığından mahkemece bu miktar yönünden borca itirazın reddine karar vermek gerekirken, açıklanan 1000,00 TL tutarı da kapsar biçimde kısmı itfa itirazının tamamen kabulüne karar verilmesi isabetsizdir.

2-)Borçlunun temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Senet tanzim tarihinde yürürlükte bulunan 6762 Sayılı Kanun’un 690. maddesi (6102 Sayılı TTK’nun 778. maddesi) göndermesi ile bonolar hakkında da uygulanması gereken aynı Kanun’un 615. maddesine göre, (6102 Sayılı TTK’nun 703. maddesine göre) çift vadeli olarak düzenlenen senetlerin, bono vasfında sayılamayacağı düzenlenmiştir.

Anılan Kanun’un 588/1. maddesi (6102 Sayılı TTK’nun 676/1. maddesi) gereğince de, bonoda rakamla gösterilen bedel ile yazı ile gösterilen bedel arasında fark olması durumunda, yazı ile gösterilen bedele itibar edileceğine ilişkin hüküm rakam ve yazı ile iki ayrı vade tarihi yazılması halinde uygulanamaz.

Somut olayda, takip dayanağı senetlerden 30.11.2010 tanzim tarihli 50.000,00 TL bedelli diğer senedin sol üst kısmında vade tarihi olarak “15.05.2011” tarihinin, senet metni içinde ise vade tarihinin “onbeş mayıs 2012” olarak gösterildiği, bu haliyle dayanak bonoda çift vade olduğu anlaşılmaktadır. Sözü geçen bu ikinci senede ilişkin olarak ödeme iddiası veya borcun kısmen veya tamamen kabulü de söz konusu olmadığına göre, çifte vadeyi taşıyan ve bu nedenle de kambiyo senedi niteliğinde bulunmayan anılan senet yönünden mahkemece İİK’nun 170/a-2. maddesi gereğince re’sen takibin kısmen iptaline karar verilmesi gerekirken, açıklanan bu husus gözden kaçırılarak yazılı şekilde sonuca gidilmesi isabetsizdir.

Diğer taraftan, 30.11.2010 tanzim ve 01.06.2011 vade tarihli 50.000,00 TL bedelli senetle ilgili borca itiraz esasa ilişkin nedenlerle kısmen kabul edildiğine göre, İİK’nun 169/a-1 maddesinde öngörüldüğü şekilde kanıtlanan (28.000,00 TL kısımla ilgili olarak) aynı maddenin 6. fıkrası uyarınca borçlu lehine tazminata hükmedilmemesi de doğru bulunmamıştır.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda (1) no’lu bentte yazılı nedenlerle alacaklı yararına; borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda (2) no’lu bentte yazılı nedenlerle borçlu yararına, İİK’nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harçların istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 17/03/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Daha fazla bilgi için doğrudan 05321670913 numaralı telefondan veya diğer iletişim yollarından irtibata geçebilirsiniz.

KAPALI-AÇIK FATURA AYRIMI ŞEKLİ VE ÖDEMENİN İSPATI YÖNÜNDEKİ YASAL KARİNE

KAPALI-AÇIK FATURA AYRIMI ŞEKLİ VE ÖDEMENİN İSPATI YÖNÜNDEKİ YASAL KARİNE

Özet : 1) Fatura içerisine alt kısma atılan satıcı kaşe ve imzası faturayı kapalı fatura haline getirir. Kapalı fatura mal bedelinin peşin ödendiğine karinedir ve bunun aksi ispatlanabilir. Faturaların üst kısmında satıcının kaşesi ve imzası bulunmakta ise faturalar açık faturadır.

2) Kapalı fatura, kanunda bu hususta herhangi bir hüküm bulunmamakla birlikte, uygulamaya esas en basit tanımıyla, işletmenin peşin mal ve hizmet satışlarında fatura bedelini peşin olarak aldığını göstermek için faturanın alt tarafının kaşelenip imzalandığı faturalardır. (TTK’nın 2. maddesi gereği, ticari örf ve adet kuralı olarak kabul edilmekte ve konuyla ilgili açık bir kanun hükmü bulunmamaktadır.) hakkında…

Konu ile alakalı kararlar;

Yargıtay

19. Hukuk Dairesi

Esas : 2016/1931

Karar : 2016/10233

Karar Tarihi : 07/06/2016

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : … Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı vekili, müvekkilinin faturalara dayalı alacak için yaptığı icra takibine davalının haksız olarak itiraz ettiğini belirterek, itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, faturaların kapalı fatura olduğunu, müvekkilinin borçlu olmadığını savunarak, davanın reddine ve kötüniyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, takibe konu faturaların kapalı fatura olup borcun ödendiğine karine teşkil ettiği, karinenin aksinin davalı tarafından ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine ve kötüniyet tazminatına karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, irsaliyeli faturalara dayalı icra takibine karşı itirazın iptali davasıdır. Fatura içerisine alt kısma atılan satıcı kaşe ve imzası faturayı kapalı fatura haline getirir. Kapalı fatura mal bedelinin ödendiğine karinedir. Takibe konu irsaliyeli faturaların üst kısmında davacı şirketin kaşesi ve imzası bulunmakta olup faturalar açık faturadır. Ayrıca dava konusu faturalar davalının ticari defterlerinde kayıtlıdır. Bu durumda ispat yükü faturalar nedeniyle borçlu olmadığını savunan davalıda olduğu halde yanılgılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın istek halinde iadesine, 07/06/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay

6. Hukuk Dairesi

Esas : 2016/3965

Karar : 2016/3125

Karar Tarihi : 18.04.2016

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : Sulh Hukuk Mahkemesi

Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı istirdat davasına dair karar davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

Dava, peşin ödenen kira bedelinin sözleşmenin feshi nedeniyle istirdatı istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı vekili dava dilekçesinde, davalı şirkete ait traktörün 20.06.2009 tarihinden itibaren davacı kooperatife bir yıllık süre ile kiralandığını, davalının, davacıya 6000 TL + KDV (7.080 TL) fatura kesip bedelin peşin olarak ödendiğini, kiraya konu traktörün frenlerinin tutmadığını, muayenesinin yapılmadığını, bu nedenlerle 26.08.2009 tarihinde ihtar çekip 25.08.2009 tarihi itibarıyla sözleşmeyi feshettiklerini, üç aylık kira bedeli ve KDV’si olan toplam 1.770 TL düşüldükten sonra kalan 5.310 TL nin iadesinin davalıya ihtar edildiğini, davalının ödeme yapmadığını belirterek 5.310 TL’nin istirdatı isteminde bulunmuştur. Davalı temsilcisi davaya konu traktörün 2001 yılından beri kooperatife hizmet verdiğini, ödemelerin para karşılığı peşin olarak yapılmadığını, 2001 yılından bu yana gerek davalı şirket gerekse elektrik mühendisi, gerekse de inşaat mühendisinin yaptığı işlere karşılık yıllık olarak fatura kestiğini, bu faturalara karşılık düşen bedelin bu kişilerin kooperatife olan aidat borçlarından takas edildiğini, iddia edildiği gibi davaya konu bedelin kooperatifçe taraflarına ödenmediğini, bu hususun kooperatif kayıtlarından kolaylıkla anlaşılabiliceğini belirterek davanın reddini savunmuştur, mahkemece alınan bilirkişi raporunda davalı tarafından düzenlenen faturada imzanın altta olmasının bugüne kadar uygulanan ticari teamüllere göre faturanın kapalı olduğunu yani kira parasının peşin alındığı anlamını taşıdığı ve bunu destekleyici veya çürütücü belgelerin mahkeme dosyasına sunulmadığından faturanın (kiranın) peşin ödendiği kanısına taraflarınca varıldığı bildirilmiştir. Mahkemece davacı kooperatife ilişkin yevmiye defterleri istenildiği ancak dosyaya herhangi bir defterin ibraz edilmediği, bu nedenle ek bilirkişi raporu aldırılamadığı, ayrıca davacı tarafça Yalova 2. Noterliği kanalıyla davalıya yapılmış olan ihtarname içeriği incelendiğinde tek taraflı olarak ifasına başlanılan kiralama sözleşmesinin fesh edildiği, fesih konusunda karşı tarafın muvafakatinin alınmadığı, bu haliyle davanın kabulüne hukuken imkan bulunmadığı gibi dosyaya sunulan delillerden davanın subuta ermediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davalı kiraya veren tarafından, davacı kiracıya kapalı fatura kesilmesi kira bedelinin peşin ödendiğine karine teşkil eder ve bunun aksi ispatlanabilir.

Ne var ki bu karinenin aksini destekleyici deliller davalı kiraya veren tarafından sunulmadığından mahkemece işin esasının incelenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.

Hüküm bu nedenle bozulmalıdır.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 18.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay

19. Hukuk Dairesi

Esas : 2015/9396

Karar : 2016/1027

Karar Tarihi : 28.01.2016

“İçtihat Metni”

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı tarafça temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı vekili, davalı ile müvekkili arasında bayilik sözleşmesi ve cari hesap sözleşmesi olduğunu, davalının kendisine teslim edilen ürünlerin bedelini ödemediğini, alacağın tahsili için başlatılan takibe itiraz ettiğini belirterek itirazın iptalini ve inkar tazminatının tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı taraf, davacı ile aralarında ticari ilişki olduğunu, ödemeler nedeniyle davacıya herhangi bir borcunun olmadığını, fatura konusu ürünlerin bedellerinin ödendiğini beyan ederek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, uyuşmazlığın davacının bakiye alacağının kalıp kalmadığı yönünde olduğu, taraf defterlerinin incelenmesi neticesinde davacının defterlerinin açılış ve kapanış tasdiklerinin usulüne uygun yapıldığı, davacı defterlerine göre 5.905,86 TL alacağın bulunduğu, 764,71 TL vade farkı faturasının kayıtlı olduğu, bu tutarların ödendiğine ilişkin davalı tarafça delil sunulmadığı, sözleşme hükümleri gereğince vade farkı talep edilebileceğinin ve ödemelerin USD üzerinden yapılacağının kararlaştırılmış olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, alacak likit olduğu için davacı yararına inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmiş, hüküm davalı tarafça temyiz edilmiştir.

Dava, cari hesaba dayalı takibe yönelik itirazın iptaline ilişkindir. Cari hesabın dayanağını teşkil eden 11 adet faturadan 9 adedinin kapalı fatura şeklinde düzenlendiği görülmüştür. Kapalı fatura, kural olarak ödemenin peşin yapıldığına karine teşkil eder. Mahkemece bu yön üzerinde durulmaksızın davacı kayıtlarına itibar edilerek, bu fatura tutarları üzerinden davayı kabul etmesi doğru olmadığı gibi, 29.06.2010 tarih 606063 nolu ve 14.10.2010 tarih 812700 nolu iki adet açık faturada ödeme şekli “kargo tahsil” şeklinde açıklanmış olmasına göre, bu iki faturaya yönelik ödemenin yapılıp yapılmadığı ve bu ibarenin ne anlama geldiği konusunda yeterli inceleme yapılmadan yazılı şekilde hüküm kurulması da hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle yerel mahkeme hükmünün BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalının diğer itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin harcın istek halinde iadesine, 28.01.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay

19. Hukuk Dairesi

Esas : 2014/9046

Karar : 2015/6571

Karar Tarihi : 05.05.2015

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi (Tic.Mah. Sıf.)

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmiştir. Belli günde davacı vek.Av. … ile davalı vek.Av. …’nin gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı vekili, 8 adet faturaya dayalı olarak davalının müvekkili aleyhine icra takibi yaptığını, takibe konu fatura bedellerinin davalıya ödendiği gibi davalının hesabına oğlu …’a verilmek üzere yatırılan 29.544,89 TL’nin de …’a verilmemesi nedeniyle davalının bu miktar için sebepsiz zenginleştiğini, kapalı düzenlenen faturaların bedelin ödendiğine karine teşkil ettiğini, aksini iddia edenin bu iddiasını ispatla yükümlü olduğunu iddia ederek takibe konu edilen 38.774,80 TL’den borçlu olmadığının tespitine, davalının tazminata mahkum edilmesine, sebepsiz yere davalıya ödenen 29.544,89 TL’nin ticari faiziyle birlikte istirdatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevabında, müvekkilinin hesabına davalının bir ödeme yapmadığını, ödemenin yapıldığı belirtilen hesabın … Şti.’ne ait olduğunu, müvekkilinin söz konusu şirketle herhangi bir ilgisi olmadığını savunarak, davanın reddi ile lehlerine tazminata karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, 27.06.2011 işlem tarihli dekontta, havale tutarının 68.319,69 TL, göndereninin … A.Ş., alıcısının … Şti. olduğu, …’ın alıcı şirketle herhangi bir ortaklığının bulunmadığı ve şirketin yetkilisi olmadığı, davacının iddiasını yazılı delille ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava dilekçesi ekinde sunulmuş olan, takip ve dava konusu olduğu ileri sürülen fatura örneklerinin kapalı fatura niteliğinde olduğu görülmektedir. Her ne kadar takip talebinde dayanılan faturaların sadece tarih ve miktarları belirtilmiş olup, fatura örnekleri takip talebine eklenmemiş ise de, davalı tarafça davacının dosyaya sunduğu fatura örneklerinin takip ve dava konusu faturalar olmadığı yolunda bir savunmaya da yer verilmemiştir.

Kural olarak kapalı faturanın, ödemeye karine teşkil edeceği gözetilerek, mahkemece bu yön üzerinde durulup, tartışıldıktan sonra varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre öteki temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davacı yararına takdir edilen 1.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, peşin harcın istek halinde iadesine, 05.05.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay

11. Hukuk Dairesi

Esas : 2015/6860

Karar : 2015/13633

Karar Tarihi : 17/12/2015

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : … .. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada .. .. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 03/04/2014 gün ve 2012/401 – 2014/319 sayılı kararı onayan Daire’nin 23/02/2015 gün ve 2015/1012 – 2015/2342 sayılı kararı aleyhinde davalı vekili tarafından karar düzeltmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği de anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği konuşulup düşünüldü:

Davacı vekili, davalı tarafından, müvekkili şirkete karşı, Kozan İcra Müdürlüğü’nün 2011/615 esas sayılı icra dosyasında ilamsız takip yolu ile icra takibine başlandığını, icra dosyasında alacağa dayalı olarak 30.09.2010 tanzim tarihli, 129099 nolu 15.930 TL meblağlı kapalı fatura gösterildiğini, müvekkiline tebligatın Tebligat Kanunu’nun 21. maddesi hükümlerine göre yapıldığı için takibi yeni öğrendiğini, takibe konu yapılan borcu kesinlikle kabul etmediklerini, dayanak gösterilen faturanın kapalı olduğunu, yani fatura bedelinin alacaklı tarafından teslim alındığını, tüm ticari kayıtların incelenmesi halinde gerçek durumun ispatlanacağını, ileri sürerek müvekkilinin, Kozan İcra Müdürlüğü’nün 2011/615 esas sayılı icra dosyasında borçlu olmadığının tespitine, İİK hükümleri uyarınca davacı lehine ve kötü niyetli davalı aleyhine %20’den aşağı olmamak üzere icra tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davanın kabulüne, davalı alacaklının yapmış olduğu icra takibinde haksız ve kötü niyetli olduğu gerekçesiyle de İİK’nın 72/5. maddesi uyarınca davaya konu olan uyuşmazlığın miktarı üzerinden hesaplanan ve %20 sine tekabül eden 3.186 TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine dair kararın davalı vekilince temyizi üzerine karar dairemizce onanmıştır.

Davalı vekili, bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur.

Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davalı vekilinin HUMK’nın 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirisini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin karar düzeltme isteğinin HUMK’nın 442. maddesi gereğince REDDİNE, alınması gereken 57,60 TL karar düzeltme harcı peşin ödenmiş olduğundan yeniden alınmasına yer olmadığına, 3506 sayılı Yasa ile değiştirilen HUMK’nın 442/3. maddesi hükmü uyarınca, takdiren 251,00 TL para cezasının karar düzeltilmesini isteyenden alınarak Hazine’ye gelir kaydedilmesine, 17/12/2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Kapalı fatura, kanunda bu hususta herhangi bir hüküm bulunmamakla birlikte, uygulamaya esas en basit tanımıyla, işletmenin peşin mal ve hizmet satışlarında fatura bedelini peşin olarak aldığını göstermek için faturanın alt tarafının kaşelenip imzalandığı faturalardır. TTK’nın 2. maddesi çerçevesinde, ticari örf ve adet kuralı olarak kabul edilen ve konuyla ilgili açık bir kanun hükmü bulunmadığından somut olayımıza da uygulanması gereken Ankara Ticaret Odası’nın 21.12.1948 gün ve 6 nolu kararı ile bu kararın bir tekrarı niteliğinde bulunan 25.3.1969 gün ve 536/640 sayılı kararda, bir faturanın kapalı olduğunun kabulü için faturanın altına damga pulu yapıştırılması, tarih, işletme kaşesi veya mührü ile yetkilinin imzası yanında “bedeli alınmıştır” şeklinde bir kaydı ihtiva etmesi gerektiği açıklanmaktadır. Damga pulu zorunluluğu 1318 sayılı Finansman Kanunu ile kaldırılmış olsa da, anılan kararlarda sözü edilen diğer hususların varlığı söz konusu olmadığı takdirde bir faturanın kapalı (bedeli peşin alınmış) olarak kabulü mümkün değildir.

Tüm bu nedenlerle, yukarıda arz edilen hususları taşımayan dava konusu faturanın, söz konusu örf ve adet kuralı eksik ve hatalı yorumlanmak suretiyle kapalı kabul edilmesine ilişkin mahkeme kararında isabet bulunmadığı, buna bağlı olarak davalı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulüne karar verilmesi kanısındayım.

Daha fazla bilgi için doğrudan 05321670913 numaralı telefondan veya diğer iletişim yollarından irtibata geçebilirsiniz.

Tasarrufun İptali Davası, İcra Takibi Kesinleşmeden Açılabilir Mi ?

Özet : İcra takibinin kesinleştirilmesi tamamlanabilir dava şartı olup, davacıya icra dosyalarındaki tebligatlar yönünden tebligat eksikliğinin tamamlanması için süre verilmesi gerektiği.

Yargıtay

17. Hukuk Dairesi

Esas : 2018/6276

Karar : 2020/4495

Karar Tarihi :

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:

KARAR

Davacı vekili, davalı borçlu … ’nin aidat borçları bulunduğunu, aleyhine hakkında takip yapıldığını, davalı borçlunun adına kayıtlı gayrı menkulünü aynı sitede oturan diğer davalı …’a düşük bedel ile devrettiğinin tespit edildiğini beyan ederek davalılar arasındaki tasarrufun iptali ile cebri icra yetkisi verilmesi talep ve dava edilmiştir.

Davalı … vekili müvekkilinin iyi niyetli olduğunu beyan ile davanın reddini talep etmiştir.

Mahkemece, davacının gerek dava dilekçesinde açıkça belirttiği Büyükçekmece 3. İcra Müdürlüğünün 2009/25203 gerekse duruşma sırasında belirttiği Büyükçekmece 1. İcra Müdürlüğünün 2009/23089 sayılı takip dosyasının kesinleşmediği, tasarrufun iptali davasının dinlenebilmesi için icra takibinin kesinleşmesinin dava koşulu olduğu, dava tarihinden bugüne kadar geçen süre içerisinde icra dosyalarında davalı borçlu … usulüne uygun tebligat yapılamadığı ve takipler kesinleşmediği anlaşılmakla dava koşulu gerçekleşmediğinden davacının davasının usulden reddine karar verilmiş; hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1)Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların yargılamadan haberdar edilmeleri ile mümkündür. Kişinin, hangi yargı merciinde hakkında bir

davanın bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların nelerden ibaret olduğunu bilebilmesi, usulüne uygun olarak tebligat yapılması ile sağlanabilir.

Tebligatın nasıl ve kimlere yapılacağı, adresi meçhul olanlara nasıl tebligat yapılacağı, adres araştırması ve tespiti yöntemi 7201 Sayılı Tebligat Kanununda gösterilmiş, 5490 Sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 48 ve devamı maddelerinde de adres bilgilerinin tutulması, güncellenmesi ve kullanılması ile ilgili hükümler öngörülmüştür.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 119. maddesinde dava dilekçesinde bulunması gereken hususlar sayılmıştır. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise, dava dilekçesinde bulunması gereken bu unsurlardan mahkemenin adı, dava konusu ve değeri, vakıalar, deliller ve hukuki sebepler dışında kalanlardan herhangi birinin eksik bırakılmış, yazılmamış olması durumunda hakimin davacıya eksikliğin tamamlanması için bir haftalık kesin süre vermesi gerektiği belirtilmiştir. Bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması halinde dava açılmamış sayılır. (HMK.md.119/2)

Davacı vekili tarafından mahkemeye verilen dava dilekçesinde, davalı tarafın ad-soyad ve adresinin gösterilmiş olduğu, belirtilen adrese çıkartılan tebligatın tebliğ edilemeden iade edildiği, davacı tarafça 08.06.2010 tarihli duruşmada davalı borçlu … ’nin …/… de ikamet ettiğinin öğrenildiği beyan edilerek söz konusu adresine adalet bakanlığı vasıtası ile tebligat çıkartılmasının talep edildiği, konsolosluk vasıtası ile çıkartılan tebligatın söz konusu adreste ikamet etmediğinden dolayı tebligat yapılamayıp tebligatın iade geldiği, mahkemece 17.07.2012 tarihli duruşmada davacı vekiline “davalı borçlunun yeni adresini bildirmek üzere gelecek celseye kadar mehil verilmesine” karar verildiği, açık adresin bulunamaması sebebi ile 12.11.2013 tarihli duruşmada dava dilekçesinin ve ön inceleme duruşma gün ve saatinin davalı … ’ye ilanen tebliğine karar verildiği, 16.112014 tarihinde ilanen tebligat yapıldığı, bu arada davalı borçlunun mernis adresi de tespit edilerek bu adrese de dava dilekçesi ve eklerinin de tebliğ edildiğinin dosyaya bildirildiği anlaşılmıştır.

Dava konusu Büyükçekmece 3. İcra Müdürlüğünün 2009/25203 sayılı dosyasından verilen cevapta dosya içinde herhangi bir tebligata rastlanmadığı, Büyükçekmece 1. İcra Müdürlüğü’nün 2009/2308 sayılı dosyasından verilen cevapta da dosyadan 1 tebligat hazırlandığı ancak onun da PTT’ye verilmediği belirtilmiştir.

İcra takibinin kesinleştirilmesi tamamlanabilir dava şartı olup, mahkemece dava dilekçesi ve eklerinin davalı borçluya ilanen tebliğ edildiği, davacı tarafından da davalı borçlunun bulunan mernis adresine de tebligat yapıldığı hususu gözönüne alınarak davacıya icra dosyalarındaki tebligatlar yönünden tebligat eksikliğinin tamamlanması için süre verilmeksizin yazıı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

2)Bozma neden ve şekline göre davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir

SONUÇ : Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 08/07/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Daha fazla bilgi için doğrudan 05321670913 numaralı telefondan veya diğer iletişim yollarından irtibata geçebilirsiniz.

Şirket Adına İcra Taahhüdü Verilir Ve Uyulmazsa, Şirket Yetkilisinin Mahkumiyetine Kararı Verilemez

Şirket Adına İcra Taahhüdü Verilir Ve Uyulmazsa, Şirket Yetkilisinin Mahkumiyetine Kararı Verilemez

Özet : Sadece şirketi borçlandırıcı işlem yapma ve temsil yetkisi bulunan sanığın taahhüde konu şirket borcundan dolayı kişisel sorumluluğu bulunmadığı cihetle, atılı suçun yasal unsurları bulunmadığı ,borcunu üstlendiğine dair icra kefaleti olmadığı anlaşılmakla, sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği..

Yargıtay

12. Hukuk Dairesi

Esas : 2020/5816

Karar : 2020/8142

Karar Tarihi : 06/10/2020

“İçtihat Metni”

Borçlunun ödeme şartını ihlâl suçundan sanık …’ın, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun 340. maddesi gereğince 3 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına dair … 1. İcra Ceza Mahkemesinin 12/10/2017 tarihli ve 2017/1168 esas, 2017/760 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii … 2. İcra Ceza Mahkemesinin 17/04/2018 tarihli ve 2018/45 değişik iş sayılı kararı aleyhine … Bakanlığının 07/07/2020 gün ve 94660652-105-07-9243-2020-Kyb sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 27/07/2020 gün ve KYB. 2020 /68385 Sayılı ihbarnamesi ile dairemize gönderilmekle okundu.

Anılan ihbarnamede;

Dosya kapsamına göre, benzer bir olaya ilişkin Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 18/04/2017 tarihli ve 2017/2610 esas, 2017/3528 karar sayılı ilâmında yer alan, “Taahhüt konusu borcun, sanığın yetkili temsilcisi olduğu… Akvaryum Su Ürünleri Yem San. Tic. Ltd. Şirketi’ne ait olduğu, ödeme emrinin adı geçen şirket hakkında düzenlendiği, ödeme taahhüdünü ihlâl suçunda taahhütte bulunan kişinin bizatihi borçlu sıfatını haiz olması gerektiği, üçüncü bir şahsın taahhütte bulunması için borcu icra kefaleti ile yüklenmesi gerektiği cihetle, somut olayda sadece şirketi borçlandırıcı işlem yapma ve temsil yetkisi bulunan sanığın taahhüde konu şirket borcundan dolayı kişisel sorumluluğu bulunmadığı cihetle, atılı suçun yasal unsurları bulunmadığıgözetilmeyerek itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde…” şeklindeki açıklamalara nazaran, sanığın … Özel Eğitim K.T.T.H.M.T.İ ve İ.M.O.T. San. ve Tic. Ltd. Şti. isimli şirketin yetkilisi olduğu, borcunu üstlendiğine dair icra kefaleti olmadığı anlaşılmakla, sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet bulunmadığı gerekçesiyle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, … 2. İcra Ceza Mahkemesinin 17/04/2018 tarihli ve 2018/45 değişik iş sayılı kararı CMK’nın 309/4. maddesi uyarınca BOZULMASINA, sanık hakkında Borçlunun ödeme şartını ihlâl suçundan dolayı hükmolunan tazyik hapsinin kaldırılmasına, bu eylemle ilgili olarak tazyik hapsi infaz edilmekte ise salıverilmesine, 06/10/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Daha fazla bilgi için doğrudan 05321670913 numaralı telefondan veya diğer iletişim yollarından irtibata geçebilirsiniz.

Gaziantep Avukatlık Ofisimizde, Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, iş Davası Avukatı, İdari Dava Avukatı olarak faaliyetlerinin yanında Uzman Arabulucu olarak ihtiyari ve zorunlu arabuluculuk hizmeti de vermektedir. Ofisimiz Gaziantep dışında, Kahramanmaraş, Kilis ve Şanlıurfa'da da dava takibi yapmaktadır.

© Copyright 2004-2021 
Avukat Ali Tümbaş - Her hakkı saklıdır.
Call Now Buttonenvelopephone-handsetmap-marker
Whatsapp
Avukata Soru Sor
Merhaba,
Hukuki sorularınız için bizim ile iletişime geçebilirsiniz.
linkedin facebook pinterest youtube rss twitter instagram facebook-blank rss-blank linkedin-blank pinterest youtube twitter instagram