Gaziantep Avukat Ali Tümbaş Anlaşmalı ve Çekişmeli Boşanma Avukatı

KORONAVİRÜS TAŞIYICISI OLMAK EVLENMEYE ENGEL MİDİR ?

Koronavirüs hastalığı (COVID-19) yeni bir virüsten kaynaklanan bulaşıcı bir hastalıktır.

Hastalık kuru öksürük, ateş ve daha ciddi vakalarda nefes almada zorluk gibi semptomlarla birlikte solunum yolu sorununa (grip gibi) yol açar.

Koronavirüs hastalığı en çok, hastalığa yakalanmış kişilerle öksürdükleri veya hapşırdıkları sırada temasla bulaşır. Ayrıca kişilerin, üzerinde virüs bulunan bir yüzeye veya nesneye dokunup daha sonra kendi gözlerine, burunlarına veya ağızlarına dokunmaları yoluyla da bulaşır.

Türkiye’de tespit edilen toplam vaka sayısı  Nisan ayı itibariyle 13 bin 531 olurken 214 vatandaşımız Covid-19 nedeniye hayatını kaybetmiştir. Yani söz konusu virüs ülkemizde hızla artmaktadır. Konu hakkında detaylı bilgilere Sağlık Bakanlığının web sitesinde yayınladığı yeni koronavirüs (covid-19) hakkında detaylı bilgiler bölümünden ulaşa bilirsiniz. Böylelikle hem kendiniz hem sosyal çevreniz için bilinçlenmek mümkün olmaktadır.

Söz konusu hastalığın elbette ki hukuku ki boyutları da olacaktır. Son günlerde müvekkillerimiz sıklıkla Covid 19 hasatalığı olanlar evlenebilir mi ? Covid 19 boşanma sebebi midir?  gibi soruları tarafımıza yönlendirmektedir.

Covid 19 hastalığının evlenme engeli taşıyıp taşımayacağı, Covid19 hastalığının boşanma sebebi oluşturup oluşturmayacağının kıstasının temelini anlamak için hastalığın boyutlarını bilmek gerekmektedir. Virüsün zaman içerisinde mutasyona uğrayarak girip ve benzeri hastalıklar boyutuna geleceğini bilim insanları vurgulamaktadır.  Bu halde süreçte hastalığın iyileşme oranı önemli bir kıstas olacaktır.

Evliliğin ön şartını oluşturan Umumı̇ Hıfzıssıhha Kanununun 122. Madde ve devam maddeleri incelendiğinde:

Evlenecek erkek ve kadınlar evlenmeden evvel tıbbi muayeneye tabidir. Bu muayenenin sureti icrası ve teferrüatı hakkında Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelik neşrolunur.

–Frengi, belsoğukluğu ve yumuşak şankr ve cüzzama ve bir marazı akliye müptela olanların evlenmesi memnudur. Bu hastalıklar usulü dairesinde tedavi edilip sirayet tehlikesi geçtiğine veya şifa bulduğuna dair tabip raporu ibraz olunmadıkça musapların nikahları aktolunmaz.

-İlerlemiş sari vereme musap olanların nikahı altı ay tehir olunur. Bu müddet zarfında salah eseri görülmezse bu müddet altı ay daha temdit edilir. Bu müddet hitamında alakadar tabipler her iki tarafa bu hastalığın tehlikesini ve evlenmenin mazarratını bildirmeğe mecburdur.

İlgili kanunu virüsün şu an için tanımıyla değerlendirildiğinde evlenecek olanlarda söz konusu virüsün bulunması halinde nikâhları 6 aya kadar etlenebilecektir.

Covid 19 hastalığını taşıyan birisiyle evlilik akdi kurulmuş ise durum evliliğin iptali sonuçlarını doğura bilir, zira kanun gereğince evliliğe engel hallerin bulunması evliliğin iptali nededir.

Özetle söz konusu hastalığı taşıyanların hastalığın boyutlarını görmeden ve söz konusu hastalıktan kurtulmadan evlilik akdinde bulunmaları hukuken sağlıklı sonuçlar doğurmayacaktır. Toplum sağlığı açısından da bu dönemde yapılacak akitlerin ertelenmesi veya gerekli sağlıklı testleri yapıldıktan sonra akdin gerçekleştirilmesi yerinde olacaktır.

Covid 19 hastalığının boşanma gerekçesi oluşturup oluşturmayacağı da gelen sorular içerisinde yer almaktadır.  Kanunlarımız gereği tek başına boşanma nedeni olan tek hastalık akıl sağlığına ilişkin hastalıklardır. Bu nedenle Covid 19 tek başına boşanma nedeni oluşturmaz. Kanımızca da bu durum yerindedir. Zira evliliğin temel ilkesi eşlerin iyi günde ve kötü günde bir arada olmalarıdır. Ancak söz konusu hastalığın yayılması için alınan tedbirlere uymamak, kişisel temizliğe dikkat etmemek, karantina koşullarına uymamak gibi hususların varlığı halinde eş için ortak yaşam çekilmez hal alacağından Covid 19 hastalığı bu etkenlerle birlikte boşanma nedeni oluşturacaktır.

Daha fazla bilgi için doğrudan 05325740383 numaralı telefondan veya diğer iletişim yollarından irtibata geçebilirsiniz.

Malpraktis Davalarında Sigorta Şirketinin Sorumluluğu Ve Dava Aşamasında İleri Sürülmeyen İtirazların İstinaf Aşamasında İleri Sürülemez

Malpraktis Davalarinda Sigorta sirketinin Sorumlulugu Ve Dava Asamasinda ileri Surulmeyen itirazlarin istinaf Asamasinda ileri Surulemez

Malpraktis Davalarında Sigorta Şirketinin Sorumluluğu Ve Dava Aşamasında İleri Sürülmeyen İtirazların İstinaf Aşamasında İleri Sürülemez

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

13. HUKUK DAİRESİ

Esas : 2018/1320

Karar : 2019/1676

Karar Tarihi : 27.11.2019

DAVA : İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi ile; davacı …’nın kadın doğum uzmanı doktor … tarafından hamileliğinin takip edildiğini doktorun genel olarak kötü uygulaması sonucunda down sendromunun hamilelikte teşhis edilmediğini, küçük … down sendromlu olarak doğduğunu; davalı sigorta şirketinin doğum uzmanını tıbbi kötü uygulamalarına ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi ile maddi ve manevi zarardan doğan sorumluluğunu üstlenmiş bulunduğunu sigortalının sorumluluğunu geriye dönük 10 yıllık süreyi kapsadığını davalı sigortalının tam kusurlu olarak müştereken ve müteselsilen talepte bulunulduğunu davalının sigortalısı doktorun tıbbi kötü uygulaması sonucunda bebeğin down sendromlu olduğunun saptandığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 10.000,00 TL işgöremezlik ve bakıcı ücreti, 60.000,00 TL çocuk için manevi tazminat davacı anne ve baba için ayrı ayrı 30.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam:130.000,00 TL’nin avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesi ile; davalı sigorta şirketinin poliçe sorumluluk limitinin 400.000.00 TL ile sınırlı olduğunu sorumluluklarının sigortalının kusuru ve poliçe limiti ile sınırlı olduğunu davacıların söz konusu kusuru ve zararı ispat etmesi gerektiğini ceza dosyasının sonucunun beklenmesi gerektiğini vekalet akdinin özen borcunu kapsamasına rağmen neticeyi garanti edemeyeceğini rahatsızlığın neden kaynaklandığının tespitinin gerektiğini manevi tazminatın fahiş olduğunu iş bölümü ve yetki itirazlarının kabulüyle davanın İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesini savunarak davanın usul ve esastan reddine, karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ : İlk Derece Mahkemesi 25/04/2018 tarih 2015/120 Esas 2018/471 Karar sayılı kararında; “Taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümü amacıyla yapılan yargılama ve yargılama sırasında bilirkişilerden alınan denetime elverişli rapor içeriklerine göre; davacılardan .. hamileliği ile ilgili olarak gebelik takiplerinin davalının sigortalısı dava dışı Kadın Doğum Uzmanı Dr. … tarafından takip edildiği; davacı …’ün 13 haftalık gebelikte iken üçlü testin Opr. Dr. … tarafından istendiği; hasta kayıtlarında olmasına rağmen testin sonucu hakkında dökümanın dosyada mevcut olmadığı; 11-14 haftalar arasında ultra sonografi ile ense kalındığı ve kombine testin dosyada görülmediği; 16-20 haftalar arasında yapılması önerilen materyal serum AFB testine dosyada rastlanılmadığı; yapılması önerilen testlerde olumsuz sonuç olması halinde ve anne adayı yaşının 35 yaş ve üzerinde olması halinde amniyosentez önerisi gerektiği; davacı-anne ve/veya babanın gebelik esnasında yapılması istenen bu testlere itiraz ettiğine dair herhangi bir tutanağa da dosyada rastlanılmadığı; dolayısıyla, gebeliğin takibinde hekim ve hastane ihmalinin olduğunu dava dışı Op. Dr. …’ın davacının 15-22 haftaları arasında birden fazla muayene olduğu; ancak, yapılması önerilen down sendromu tarama testlerinin istendiğine dair herhangi bir kayda rastlanılmadığı; bu sürecin sonucunda; davacı … down sendromlu olarak doğduğu; 12/01/2013 doğumlu … down sendromuna bağlı olarak gelişen fonksiyon kısıtlıkları ve arazları kapsamında, meslekte kazanma gücündeki azalma oranını %100 olarak bulunduğu; davacı şahısta meydana gelen ve maluliyet oluşturan işitme kaybı, zeka geriliği, nistagmus gibi bulgular, maluliyet oranının %100 olduğu için hesaplamaya katılmadığı; şahsın yaşı ve maluliyet oranı göz önüne alındığında bakıcıya ihtiyacı olduğu; bu durumdan, davalının sigortalısı dava dışı Kadın Doğum Uzmanı Dr. … bilim ve teknolojinin getirdiği tüm imkanlar kapsamında kabul edilen tıbbi uygulamaların aksine davrandığı ve muhtemel ciddi riskler hakkında davacı-anne … yeterince bilgilendirilmemesinden dolayı [hasta ile doktorlar arasındaki ilişkinin vekalet ilişkisi olduğu, vekilin özen görevinin bulunduğu, hafif kusurundan dahi sorumlu olduğunu dikkate alınarak] tamamen ağır kusurlu bulunduğu; davacı küçük … “sürekli iş gücü kaybı tazminatı”nın, 800.572,50 TL ve yaşam boyu bakım giderinin de 1.189.975,78 TL olarak hesaplandığı; böylece, davacının, maddi tazminatlarının toplamı: 1.190.548,28 TL olarak belirlendiği; davalının, dava dışı sigortalısının kusuru ile oluşan maddi ve manevi zararların vekalet sözleşmesine dayalı olarak sorumluluğunu sigorta poliçesindeki şartlar dâhilinde teminatla sınırlı olarak yüklendiği ve davalı sigorta şirketinin sorumluluğunun toplam teminat tutarı olarak belirlenmiş 400.000,00 TL ile sınırlı bulunduğu dikkate alındığında; davacı … maddi zararlarının tazmini için işbu davayı açmakta haklı ve hukuki yararının bulunduğu görülmekle; davacı … tarafından, davalı aleyhine açılan maddi tazminat davasının sübut bulduğundan kabulüyle 280.000,00 TL maddi tazminatın 16/01/2015 dava tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine; karar vermek gerekmiştir.Davacılar tarafından, davalı aleyhine açılan manevi tazminat davasında; davacı … down sendromlu olarak doğduğu ve maluliyet oranının %100 olduğu; şahsın yaşı ve maluliyet oranı göz önüne alındığında bakıcıya ihtiyacı bulunduğu; bu duruma bağlı olarak diğer davacı-anne ve babanın, down sendromlu davacı … ile birlikte bir ömür boyu birlikte zorluklara katlanmak zorunda kalacakları gibi tüm davacıların, manevi yönden sürekliliği bulunan ağır bir travmaya maruz bulundukları gibi devam eden sürecin manevi yönden ağır ve meşakkatli olduğu; bu durumun, davacılar üzerinde ağır manevi üzüntü yarattığının izahtan vareste bulunduğu; bu durumdan, davalının sigortalısı dava dışı Kadın Doğum Uzmanı Dr. …’ın yukarıdaki ayrıntı olgusal ve hukuksal açıklamalar kapsamında, ağır kusurlu bulunduğu; davalının, dava dışı sigortalısının kusuru ile oluşan maddi ve manevi zararların sorumluluğunu sigorta poliçesindeki şartlar dâhilinde teminatla sınırlı olarak yüklendiği ve davalı sigorta şirketinin sorumluluğunun toplam teminat tutarı olarak belirlenmiş 400.000,00 TL ile sınırlı bulunduğu dikkate alındığında; davacılar tarafından, davalı aleyhine açılan manevi tazminat davasının sübut bulduğundan kabulüyle davacı … için 60.000,00 TL, davacı … için 30.000,00 TL ve davacı … için 30.000,00 TL olmak üzere toplam 120.000,00 TL manevi tazminatın 16/01/2015 dava tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine…” gerekçesi ile;1-Davacı … tarafından, davalı aleyhine açılan maddi tazminat davasının kabulü ile, 280.000,00 TL maddi tazminatın 16/01/2015 dava tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, 2-Davacılar tarafından, davalı aleyhine açılan manevi tazminat davasının kabulü ile, Davacı … için 60.000,00 TL, davacı … için 30.000,00 TL ve davacı … için 30.000,00 TL olmak üzere toplam 120.000,00 TL manevi tazminatın 16/01/2015 dava tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı vekili istinaf dilekçesi ile;İlk derece mahkemesi kararının hukuk ve yerleşik içtihatlara aykırı olarak verildiğini, Eksik evraklar üzerinde yapılan araştırma nedeniyle hatalı rapor alındığını, dosya kapsamında yer alan kusur raporu ile gebeliğin takibinde hekimin ve hastanenin hatası olduğu belirtilmiş ise de işbu tespitin hatalı olduğunu, zira raporda da belirtildiği üzere 13 haftalık gebe iken üçlü testler sigorta doktor … tarafından istendiği, raporda testin sonucunun yer almadığı belirtilerek doktorun kusurlu olduğu şeklinde görüş bildirildiğini, oysaki yapıldığı sabit olan bu testlerin sonuçlarının araştırılması gerektiği belirtilerek eksik evrak üzerinden kusur testi yapılamayacağı yönünde rapor düzenlemesi gerektiğini, kaldı ki kusur raporu ile eksik evrakların olduğu sabit iken mahkeme tarafından da işbu raporun hükme esas alınmasının hatalı olduğunu, İkili ve üçlü testlerin yapılması gerektiği doktor tarafından belirtilmiş olup, gerekli yönlendirmeler yapıldığı, ilgili sonuçların tetkiki Buca Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde yapılamadığı için davacılar Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesine yönlendirildiklerini, nitekim davacı söz konusu kuruma başvuru yapmış olup, sonuçların da bu hastaneden istenmesi gerektiğini, Yapılan tetkikler ile down sendromu riski olduğu tespit edilmiş olup, işbu evrakların dosya kapsamında neden yer almadığının anlaşılamadığını, Doktor tarafından amniosentez de istemiş olup, yapılacak her türlü araştırma yapıldığını, doktor tarafından tüm testler istendiği ve risk tespit edildiği halde dosyada bu evraklar yer almadığını, bu husus eksik araştırma yapıldığını gösterdiğini, eksik inceleme üzerinden kusur atfedilmesi ve hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, Kusur raporu ile de belirtildiği üzere davacının takibi tamamen doktor … tarafından yapılmadığını, tüm gerekli testlen istendiği ve risk tespiti sebebiyle detaylı araştırma da yapıldığı halde sigortalı tek kusurlu gibi gösterildiğini, doktorun kusuru olmadığı sabit olmakla birlikte, hastanın takibi yapan diğer hekimlerin kusurlu olup olmadığı dikkate alınmadığını, alınan özensi kusur raporu üzerinden yalnızca sigortalıya kusur atfedilmesinin hatalı olduğunu, Dosyaya celbedilen hastane evraklarının da yetersiz olduğunu, doktor hakkında bir ceza soruşturması açılıp açılmadığı ve Sağlık Bakanlığı tarafından idari tahkikat yapılıp yapılmadığının araştırılmadığını, Davacı tarafın cezai ve idari başvuru yoluna gidip gitmediği araştırılmadığı, hekime karış ayrı bir dava açılıp açılmadığının da sorgulanmadığını, İleri sürerek istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi sonucunda kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLER : İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi 2015/120 Esas 2018/471 Karar sayılı dosyası kapsamı.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ : HMK’nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, tıbbi kötü uygulama nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın sigortacıdan tahsili davasıdır.Davacı vekili, davalı tarafça Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigota Poliçesi ile sigortalanan dava dışı doktorun müvekkili … hamileliğini takip ettiğini, dava dışı doktorun genel olarak tıbbi kötü uygulaması sonucu müvekkili … down sendromlu olduğunun hamilelik sırasında teşhis edilemediğini ve … down sendromlu olarak doğmasına neden olduğunu, bu nedenle müvekkillerinin maddi ve manevi zarara uğradığını belirterek sigorta poliçesi kapsamında zararlarının tazminini talep etmiş, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı istinaf başvurusunda bulunmuştur.Dava, davacılar ile dava dışı sigortalı doktor arasında bulunan tedavi hizmetine dair vekalet ilişkisinden kaynaklanan maddi ve manevi zararın sigorta poliçesi kapsamında teminat altına alındığından bahisle gerçekleşen riziko nedeniyle tazminatın sigortacıdan tahsili istemine ilişkindir. Davacılar sigorta sözleşmesinin tarafı olmadığı gibi taraflar arasında sigorta sözleşmesinden kaynaklı bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, rizikonun sigorta poliçesi kapsamında olup olmadığı ile tazminattan davalı sigorta şirketinin sorumluluğu olup olmadığı noktasında çıkmaktadır. Uyuşmazlığın çözümünde TTK’nın 6. kitabında yer alan sigorta hukukuna ilişkin hükümler uygulanacaktır. Bu nedenle dava TTK. 4 maddesi gereğince mutlak ticari dava olup 5. maddesi gereğince Ticaret mahkemesi görevlidir. HMK’nın 357/1 maddesinde “Bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinde … bölge adliye mahkemesince resen göz önünde tutulacaklar dışında, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar dinlenemez, yeni delillere dayanılamaz. ” hükmü getirilmiştir.Buna göre, istinaf aşamasında ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar dinlenilmeyeceği gibi ilk derece mahkemesine usulüne uygun olarak bildirilmeyen delillere de dayanılamayacaktır.HMK’nın 150/2 maddesine göre geçerli bir özrü olmaksızın duruşmaya gelmeyen taraf, yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemez.Dosyanın incelenmesinde, dava dilekçesinin 23/02/2015 tarihinde davalıya tebliğ edildiği, davalının süresinde cevap dilekçesi verdiği, cevap dilekçesinde sorumluluk sınırlarının sigorta poliçesi ile sınırlı olduğunu, rizikonun poliçe düzenlenmeden gerçekleşmiş olması halinde dava dışı sigortalının objektif olarak rizikonun gerçekleştiğini poliçe düzenlenirken bilip bilmediğinin araştırılması gerektiğini, bilmekte ise rizikonun poliçe kapsamında olmadığını, hasarın hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde iddia edildiği gibi meydana geldiğinin ispatı gerektiğini, davacının öncelikle sigortalının kusurunu ve zararı ispat etmesi gerektiğini, sigortalı ile davacılar arasındaki ilişkinin vekalet akdine dayandığını, davacıların sigortalının özen borcunu yerine getirmediğini ispatlaması gerektiğini ve manevi tazminatın yüksek olduğunu savunmuş, delil olarak poliçeye ve bilirkişi incelemesine dayanmıştır.Davalı vekili istinaf dilekçesinde belirttiği itirazları cevap dilekçesinde belirtmemiş ve istinaf dilekçesi ekinde sunduğu delillere cevap dilekçesinde dayanmamıştır.Davalı taraf mazeret beyan etmeksizin hiç bir duruşmaya katılmamış, alınan bilirkişi raporları davalı vekiline tebliğ edilmiş olmasına rağmen bilirkişi raporlarına karşı itirazda bulunmamıştır. Ayrıca ıslah dilekçesi tebliğ edilmiş, yasal süresi içinde ıslah dilekçesine karşı cevap da vermemiştir.HMK’nın 357/1 maddesine göre istinaf aşamasında yeni delillere dayanamayacağı gibi, cevap dilekçesinde belirtmediği savunma sebeplerini de ileri süremeyecektir. Bu nedenle davalı vekilinin istinaf dilekçesinde belirttiği deliller incelenmemiştir.Dosyada, davacı … davaya konu olay nedeniyle tutulmuş olan hasta dosyası ilgili sağlık kuruluşundan getirtilmiş, gelen hasta dosyası üzerinden bilirkişi incelemesi yaptırılarak rapor alınmıştır. Alınan bilirkişi raporuna göre hasta dosyası içinde, davacının gebelik takibinin farklı doktorlarca yapıldığı, 31/08/2012 tarihinden itibaren davalının sigortalısı doktor tarafından takibinin yapıldığı, 13 haftalık gebelikte down sendromunun teşhisi için yapılması gereken üçlü testin bu doktor tarafından istendiği, ancak test sonuçlarına ilişkin dökümanın dosyada olmadığı, 11-14 haftalar arası ultrasonografi ile ense saydamlığı ve kombine test uygulandığına ilişkin kayıt bulunmadığı, bu testlerin olumsuz çıkması üzerine önerilmesi gereken amniyosentez yaptırılmasına ilişkin işlemin hastaya önerildiğine ilişkin kaydın ve bu testin yapıldığına ilişkin belgenin bulunmadığı, dava dışı sigortalı doktorun hamileliğin 15 ile 22. haftaları arasında davacıyı birden fazla muayene ettiği ancak yapılması önerilen down sendromu tarama testlerinin istendiğine ilişkin her hangi bir kaydın hasta dosyasında bulunmadığı, buna göre gebeliğin takibinde hekim ve hastanenin ihmalinin olduğu belirtilmiştir.Buna göre dava dışı sigortalı doktorun hamileliğin takibinde down sendromunun teşhisi için gerekli olan tarama testlerinin yapılmasını talep ettiğine ilişkin hasta dosyasında kayıt bulunmadığından, bunların yapılmasının, yapılmaması halinde oluşacak risklerin hastaya bildirildiğini, bu hususların takibinin yapıldığını ispatlayamadığından kusurlu olduğu, sigorta poliçesi kapsamında rizikonun gerçekleştiği anlaşılmakla davalı vekilinin istinaf itirazları yerinde değilir.Ayrıca dava dışı sigortalı doktor hakkında idari veya cezai soruşturma açılmadığı ve bu doktor hakkında ayrı bir dava açılmadığı anlaşıldığından bu yöne ilişkin istinaf sebepleri de yerinde değildir.Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, davalının istinaf başvurusunda ileri sürdüğü itiraz ve delillerinin HMK 357/1 maddesine göre istinaf aşamasında dikkate alınamayacak olmasına ve kamu düzenine aykırı bir husus da bulunmamasına göre mahkeme kararı usul ve yasaya uygun olduğundan davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK’ nun 353/1-b1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tasfiye memuru tarafından yatırılan 98,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 27.324,00.TL istinaf karar harcından istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 6.831,00.TL harcın mahsubu ile bakiye 20.493,00.TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden üzerinde bırakılmasına, 5-Karar kesinleştiğinde artan gider avansı varsa avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK’ nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay’ da temyiz yolu açık olmak üzere 27/11/2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Daha fazla bilgi için doğrudan 05325740383 numaralı telefondan veya diğer iletişim yollarından irtibata geçebilirsiniz.

Doktor Hatasinda Yazili Onamin GeCerli Olabilmesi sartlari

Doktor Hatasında Yazılı Onamın Geçerli Olabilmesi Şartları

1) Salt ameliyata rıza göstermek yeterli değildir, aydınlatılmış rıza olması gerekir. Ayrıca, komplikasyonların da izah edilmesi gerekmektedir. 

2) Hekim hastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir.

Yargıtay

13. Hukuk Dairesi

Esas : 2017/8664

Karar : 2019/6410

Karar Tarihi : 22/05/2019 

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki maddi-manevi tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacılar avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde duruşmalı temyiz eden davacılar vekili avukat … ile davalı … Sağ.Hiz.Tic.A.Ş.vekili avukat … …, diğer davalı … vekili avukat … Gencer’in gelmeleriyle duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

 

KARAR

 

Davacılar vekili, davacı …’in başağrısı şikayeti ile davalılara başvurduğunu, davalı doktorlar … ve … tarafından sinüzit tedavisine yönelik olarak 10.11.2006 tarihinde ameliyat edildiğini, ameliyatın kusurlu olması sebebiyle 16.11.2006 tarihinde yeniden ameliyat edildiğini, ikinci ameliyat sonucunda da devam eden şiddetli kanamalarının tedavi edilmesi için 21.11.2006 tarihinde doktor … ve … tarafından üçüncü kez ameliyat edildiğini, davalılarca uygulanan özensiz, hatalı ve tamamen kusurlu teşhis tedavi uygulamalar sonucunda sol gözünün görme fonksiyonunu %100 oranında kaybettiğini, davacının genç yaşta malül duruma gelmesi sebebiyle tedavi gideri ve kazanç kaybı ile olay sonrası yaşadığı acı sebebiyle uğradığı zararların tazmini bakımından davacı … için 25.000,00TL maddi 400.000,00TL manevi tazminatın annesi …, babası … için 50.000,00’er TL manevi tazminatın, kardeşleri … ve … için 25.000,00’er TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.

Mahkemece, davanın reddine, karar verilmiş; hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Taraflar arasındaki ilişki vekalet sözleşmesidir. Vekil, vekalet görevini yerine getirirken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışından doğan zararlardan sorumludur. O nedenle, vekil konumunda olan doktorların bilim ve teknolojinin getirdiği bütün imkanları kullanmak suretiyle özen borcunu yerine getirmeleri gerekir. O nedenle, doktorun meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlarda bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınılmak ve en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören doktor olan vekilden tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, BK.nun 394/1. maddesi hükmü uyarınca vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş ise doktor sorumlu tutulmamalıdır. Önemli bir diğer düzenleme de Avrupa Biyotıp Sözleşmesidir. Bu sözleşme 9.12.2003 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Bu sözleşmenin “Amaç” başlıklı 1. maddesinde; “Bu sözleşmenin tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayırım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına almakla yükümlüdürler.”

Sözleşmenin 4. maddesinde ise, “Meslek Kurallarına Uyma” başlığı altında; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” denilmektedir. Sözleşme iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiştir. Bu durumda, her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir.

Diğer yandan, Biyotıp Sözleşmesinin 5. maddesinde “Rıza” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatını her zaman serbestçe geri alabilecektir.” düzenlemesiyle rızanın kapsamı belirlenmiş ve Dairemizin yerleşik uygulamalarına paralel düzenlemeler getirilmiştir. Salt ameliyata rıza göstermek yeterli değildir. Ayrıca, komplikasyonların da izah edilmesi gerekmektedir. Ancak bu rızanın da az yukarıda vurgulandığı üzere aydınlatılmış rıza olması gerekir. Nitekim Hekim Etiği Yönetmeliği’nin 26. maddesinde düzenleme yapılmış ve “Hekim hastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendisi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan onam, baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir. Acil durumlar ile, hastanın reşit olmaması veya bilincinin kapalı olduğu ya da karar veremeyeceği durumlarda yasal temsilcisinin izni alınır.” düzenlemesiyle aydınlatmanın ne şekilde yapılacağı açıklanmıştır. Aydınlatılmış onamda ise ispat külfeti hekim yada hastanededir.

 Yukarıda izah edilen açıklamalar ışığında somut olaya bakılacak olursa, davacılardan …’in geçireceği operasyonlarla ilgili “Ameliyatlar ve Girişimsel İşlemler İçin Bilgilendirilmiş Onam Formu” na imzasının alındığı, anılan formda olası risk ve komplikasyonların açıklandığı ve hastanın da bu işleme rıza gösterdiği yazılı ise de, bu rızanın az yukarıda vurgulandığı üzere aydınlatılmış rıza olması gerekir. Anılan belgelerde önerilen tedavi yönteminin başarı şansı ve süresi, bu yöntemin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, tıbbi sonuçları ve olası komplikasyonları konularında bir açıklama bulunmamaktadır. Her ne kadar mahkemece, davacının 2006 yılı Hasta Hakları Yönetmeliğine uygun biçimde onayının alındığı, yapılacak ameliyatların hasta onam belgesine kısaltılarak yazıldığı ancak davacının bunu anlayıp acil operasyon da olmak üzere onay verdiği, dosya kapsamına göre, tıbbi konuda tedavisini yürüten doktorlara ve hastaneye kolaylıkla ulaşabildiği, yapılan tıbbi müdahale sonrası oluşan durumda davalı tarafa yüklenecek kusur bulunmadığı, benimsenmiş ise de, dosyaya kazandırılan 25.02.2017 tarihli bilirkişi heyeti raporunda da açıklandığı gibi, aydınlatılmış onam formunda yapılan cerrahi girişime ait spesifik herhangi bir tıbbi bilgi bulunmadığı, hasta hakları yönetmeliğine ve etik ilkelere göre hastaya yeterince sözlü bilgi verilip verilmediği konusunda da ispatın olmadığı gözlemlenmiştir. O halde, aydınlatılmış onamda ispat külfetinin hekim yada hastanede olduğu gözetilerek davalıların sorumlu olduğu kabul edilmeli ve hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmeliyken, yanılgılı değerlendirmeyle, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

SONUÇ : Yukarıdaki 1.bentte açıklanan nedenlerle davacıların sair temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan nedenlerle hükmün davacılar yararına BOZULMASINA, 2.037,00 TL duruşma avukatlık parasının davalılardan alınarak davacılara ödenmesine, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22/05/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

SGK, Reçetedeki Uzman Hekim Eksikliğini Gerekçe Göstererek Sigortalısı Olan Hastayı Tedavi Sorumluluğundan Kurtulamaz

SGK, Recetedeki Uzman Hekim Eksikligini Gerekce Gostererek Sigortalisi Olan Hastayi Tedavi Sorumlulugundan Kurtulamaz

SGK, Reçetedeki Uzman Hekim Eksikliğini Gerekçe Göstererek Sigortalısı Olan Hastayı Tedavi Sorumluluğundan Kurtulamaz

Yargıtay

13. Hukuk Dairesi

Esas : 2014/14129

Karar : 2015/5844

Karar Tarihi : 25.2.2015

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün taraflar avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili avukat … ile davalı … vekili avukat …’ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı eczacı olduğunu,davalı kurumla imzaladığı sözleşme uyarınca hastalara ilaç verdiğini, kanser hastası olan ve ayakta tedavi gören hasta … adına düzenlenen 24.11.2008,25.12.2008 ve 15.01.2009 tarihli reçetede yazılı ilaçların hastaya verilerek tedavisinin sağlandığı halde, davalı kurumca reçeteleri yazan doktorun hematolog olmaması sebebiyle reçete bedellerinin ödenmeyerek haksız kesintiler yaptığını, hastaya verilen ilacın hayati öneme taşıyan ve kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar olduğunu,SGK dan provizyon onayı alındıktan sonra ilacın verildiğini sistemin hata ve kusurlarından eczacının sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek davalı kurumun ilaç bedellerinden yaptığı 27486,79 TL haksız kesintinin kesinti tarihinden itibaren faizi ile birlikte Davalıdan tahsil edilmesine talep ve dava etmiştir.

Davalı, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalı tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının tüm, davacının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Davacı, kanser hastası olan hasta … adına düzenlenen reçetelerde yazılı ilaçların hastaya verilmesine rağmen davalı kurum tarafından reçetelerin hematolog doktor tarafından yazılmadığı gerekçeleri ile haksız kesintilerin faizi ile tahsili için eldeki davayı açmıştır. Mahkemece, bilirkişi raporu doğrultusunda 24.11.2008 ve 25.12.2008 tarihli reçetelerin hematolog tarafından yazılmaması gerekçe gösterilerek davacının talebini bu reçeteler yönünden reddetmiştir. 5510 sayılı yasanın 63 ve devam maddeleri de dikkate alındığında, kurum sigortalısını, sıhhate kavuşuncaya kadar tedavi ettirmek durumundadır. Reçetelerde yazılı ilaçların hastaya verildiği ve hasta tarafından kullanıldığı taraflar arasında uyuşmazlık dışıdır. Davalı kurum, reçetedeki uzman hekim eksikliğini gerekçe göstererek sigortalısı olan hastayı tedavi sorumluluğundan kurtulamaz. Ayrıca kurum eczacıya gerekli ödemeleri yaparken de gerekli dikkat ve özeni göstermesi gerekir. Şayet davalı kurum hastanın bu ilaçtan yararlanmaması gerektiği iddiasında ise, ( ki kurumun böyle bir iddiası yok ) fazla ödediğini iddia ettiği ilaç bedelini ilacını hastaya veren eczacıdan değil, ilacı kullanan sigortalı hastasından geri istemesi gerekir. Sonuçta Davacı Eczacının sattığı ilacı kurum sigortalısı olan hasta kullanmıştır. Bu sebeple, SGK’nın, dava konusu yapılan olaydaki ilaç bedelinin ödenmesinde bir kısım usulsüzlükler bulunduğu iddiasıyla kesinti yapması doğru değildir. Bu sebeple, kurum tarafından yapılan kesintinin tahsiline karar vermek gerekir. Hal böyle olunca mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken aksi düşüncelerle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

SONUÇ : Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenle temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, 1100,00 TL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, peşin alınan 164,00 TL. temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 25.2.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

TCK MADDE 175 AKIL HASTASI ÜZERİNDEKİ BAKIM VE GÖZETİM YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜN İHLALİ

TCK MADDE 175 AKIL HASTASI ÜZERİNDEKİ BAKIM VE GÖZETİM YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜN İHLALİ

Akıl hastası üzerindeki bakım ve gözetim yükümlülüğünü, başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olabilecek şekilde ihmal eden kişi, altı aya kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.

TCK MADDE 175’İN GEREKÇESİ

Maddede akıl hastası üzerinde bakım ve gözetim yükümlülüğü bulanan kişinin bu yükümlülüğünü, başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olabilecek şekilde ihmal etmesi, cezalandırılmaktadır. Maddenin düzenlemesinden de anlaşılacağı üzere fiil somut tehlike suçu niteliğindedir. Suçun oluşması bakımından bir zarar doğması aranmaz. Suç, bakım ve gözetim yükümlülüğü bulunan kişinin bu yükümlülüğünü başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olabilecek şekilde ihmal etmesiyle tamamlanır. Bu ihmal neticesinde başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından bir zarar meydana gelirse, bakım ve gözetim yükümlülüğü altında bulunan kişi, fiilin sebebiyet verdiği netice açısından kast veya taksirine göre cezalandırılacaktır.

Gaziantep Avukatlık Ofisimizde, Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, iş Davası Avukatı, İdari Dava Avukatı olarak faaliyetlerinin yanında Uzman Arabulucu olarak ihtiyari ve zorunlu arabuluculuk hizmeti de vermektedir. Ofisimiz Gaziantep dışında, Kahramanmaraş, Kilis ve Şanlıurfa'da da dava takibi yapmaktadır.

© Copyright 2004-2021 
Avukat Ali Tümbaş - Her hakkı saklıdır.
Call Now Buttonenvelopephone-handsetmap-marker
Whatsapp
Avukata Soru Sor
Merhaba,
Hukuki sorularınız için bizim ile iletişime geçebilirsiniz.
linkedin facebook pinterest youtube rss twitter instagram facebook-blank rss-blank linkedin-blank pinterest youtube twitter instagram