Gaziantep Avukat Ali Tümbaş Anlaşmalı ve Çekişmeli Boşanma Avukatı

Trafik Kazasından Kaynaklanan Cismani Zarara Dayalı Maddi Tazminat İstemine İlişkindir

Trafik Kazasından Kaynaklanan Cismani Zarara Dayalı Maddi Tazminat İstemine İlişkindir

Yargıtay

17. Hukuk Dairesi

Esas : 2018/6414

Karar : 2020/4591

Karar Tarihi : 09/07/2020

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:

KARAR

Davacı vekili; davalıya zorunlu mali sorumluluk sigortalı araç sürücüsünün kusurlu hareketi ile gerçekleşen kazada müvekkilinin yaralandığını ve malul kaldığını açıklayıp 48.140,00 TL’nin tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, bozma ilamı, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre meydana gelen kazada davacının tam kusurlu olduğu, davalıya atfedilecek kusur bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarara dayalı maddi tazminat istemine ilişkindir.

Davacı vekili, davalıya sigortalı araç sürücüsünün meydana gelen kazada tam kusurlu olduğunu açıklayıp maddi tazminat talebinde bulunmuştur.

Mahkemece kusur konusunda alınan raporda; davacının, kavşağa geldiği sırada trafiğin sıkışık olduğu ve arkasından gelen aracın (davalıya sigortalı) kendisinin sol ayağına çarptığını beyan etse de; davacı motosiklet sürücüsünün oğlunu da motosikletin önüne alarak seyrettiği meskun mahal, orta refüjle bölünmüş, aydınlatmanın bulunduğu yolda alacakaranlık vakitte, görgü tespit tutanağında kaza yeri

olarak işaretlenen yere ve davalıya sigortalı aracın hasarlı kısımlarına göre davacının beyanının kazanın oluşumuna uygun düşmediği görüşüne varılarak, davacının seyir halinde olduğu sağ şeritten sol şeride yönelmeden evvel sol yakın gerisinden sol şeridi takiben doğru seyretmekte olan davalıya sigortalı aracı hızı ve konumuyla kendi yönetimindeki motosikletin arasındaki mesafeyi iyice kontrol etmeden geçmenin yasak olduğu yaya geçidinde şerit ihlali yaparak çarpması ile gerçekleşen kazada davacının %100 kusurlu olduğu, davalının sürücüsünün sol şerit üzerinde düz seyrederken sağ arka kapı kısmında çarpıldığı kazada kusursuz olduğu belirtilmiş, mahkemece rapor esas alınarak karar verilmiştir.

BK.53.(TBK.74) maddesinde haksız eylemin “kusur” öğesi konusunda hukuk hakimine tanınan yetkiler iki bölüm olup, birincisi “kusur bulunup bulunmadığına”, öteki “kusurun derecesini ve zararın tutarını belirlemeye” ilişkindir. Maddenin ilk cümlesine göre “kusurun varlığını” araştırmada yetkileri sınırlı olan hukuk hakimi, maddenin ikinci cümlesine göre “kusurun derecesini ve zarar tutarını belirlemede” tam bağımsız kılınmıştır.

HMK 266 madde (HUMK 275 md.) hükmüne göre kusur oranlarının belirlenmesi teknik değil hukuki bir konudur. Elde edilen teknik bulgulara göre hakim bu oranı belirlemede ihlal edilen kuralları gözönüne almalıdır.

Haksız fiilden dolayı sorumlu olabilmek için kusurun bulunması şarttır.

Davalıya sigortalı aracın sürücüsü kollukta alınan ifadesinde; önü sıra gitmekte olan motosikletin(davacının) araçları sollayarak geçtiğini gördüğünü, motosikletin arkasında ayrıca bir çocuk olduğunu, kavşağa geldikleri sırada sol şeritten giderken yolun sağında bir halk otobüsünün yolcu almış ve hareket haline geçmiş olduğunu, kendisinin de otobüse yaklaşmadan önce motosikletliyi(davacıyı) geçtiğini, bu sırada tahminince motosiklet sürücüsünün otobüsün hareket etmesi ile otobüse çarpmamak için sola kırmış olacak ki kendisinin kullandığı aracın arka tekerine çarpmasını dikiz aynasından gördüğünü beyan etmiştir.

Davalının bu beyanları dikkate alındığında kazanın ani ve birden gelişen bir olay neticesinde gerçekleşmediği, davalıya sigortalı aracın sürücüsünün trafik akışı içerisindeki olayları gözlemleyebilme ve görebilme imkanı olduğu, trafiğin sıkıştığını ve davacının trafik akışı

içindeki seyrini görme imkanı olduğu, ani ve birden gelişen bir olay olmaması karşısında davalının da kazanın gerçekleşmemesi için alabileceği önlemler olduğu anlaşılmaktadır.

Buna göre davalının da meskun mahal içinde ön ilerisinde görüş alanı içinde sağ şerit üzerinde sıkışan trafik sebebi ile daha dikkatli ve tedbirli davranması, gerektiğinde trafik sıkışıklığının düzelmesi için daha yavaşlaması, ön ilerisinde sıkışan trafik içindeki davacı motosikletliyi geçmek yerine yolun daha genişlediği uygun zamanı beklemesi, trafik emniyeti açısından kontrollü takiple seyretmesi gerekirken gerekli tedbirleri almayarak seyrine devam etmesi nedeni ile meydana gelen kazada kusurlu olduğu kanaati hasıl olmuştur.

Buna göre mahkemece kusur konusunda rapor aldırılmasına gerek bulunmayıp dosya kapsamında bulunan delillere göre, davalıya sigortalı araç sürücüsünün de kusurlu olduğu kabul edilerek davalının kusurunun derecesi mahkemece belirlenerek hasıl olacak sonuca göre işin esasına girilerek karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 09/07/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Daha fazla bilgi için doğrudan 05321670913 numaralı telefondan veya diğer iletişim yollarından irtibata geçebilirsiniz.

Küçük Sürücünün, Velayet Hakkını Kullanan Davalılar Oğullarının Araç Kullanmasına Rıza Göstererek Kusurlu Davranmışlar

Küçük Sürücünün, Velayet Hakkını Kullanan Davalılar  Oğullarının Araç Kullanmasına Rıza Göstererek Kusurlu Davranmışlar

Özet : Küçük sürücü (12) kusursuz bulunmuş ise de, velayet hakkını kullanan davalılar, 12 yaşındaki oğullarının araç kullanmasına rıza göstererek kusurlu davranmışlar ve bu nedenle Medeni Kanun ve Borçlar Kanunu Hükümlerine göre sorumlulukları doğmuştur.

Yargıtay

17. Hukuk Dairesi

Esas : 2016/7486

Karar : 2019/2713

Karar Tarihi : 11/03/2019

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR

Davacılar vekili, 30.05.2013 tarihinde, müvekkillerinin öz oğlu …’un sevk ve idaresindeki motorsikletle dava dışı küçük-ehliyetsiz sürücü …’ın sevk ve idaresindeki aracın çarpışması sonucu davacıların oğullarının vefat ettiğini, davalılardan …’nin hem işleten hem de sürücünün babası,…’nin de sürücünün annesi olması, diğer davalının da zorunlu mali mesuliyet sigortacısı olması nedeniyle sorumlu olduklarını belirterek belirsiz alacak olarak her bir davacı lehine 1.000,00’er TL maddi tazminatın tüm davalılardan ve 150.000,00’er TL manevi tazminatın davalılar … ve …’dan, kaza (sigorta şirketinden dava) tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı … vekili, davanın açılmasına sebep olmadıklarını, diğer davalılar vekili, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre; davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde ve özellikle, oluşa uygun olarak düzenlenen uzman bilirkişi raporunda belirtilen kusur oranının hükme esas alınmasında bir usulsüzlük bulunmamasına göre davacılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2-Dava; destekten yoksun kalma ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Borçlar Kanunu’nun 47. maddesi hükmüne göre (6098 sayılı TBK. md. 56), hakim ölüm halinde ölenin yakınlarına uygun bir manevi tazminat ödenmesine karar verebilir. Hakimin manevi tazminat yönünde takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23/06/2004, 13/291-370). Zira, TMK’nın

4.maddesinde, kanunun takdir hakkı verdiği hallerde hakimin hak ve nasafete göre hükmedeceği öngörülmüştür.

Somut olayda, davalılar … ve…’nin olay tarihinde 12 yaşında olan çocukları …’ın aracı kullandığı hususunda bilgileri olduğu araç içerisinde kaza anında anne…’nin de bulunması karşısında aşikardır. Her ne kadar ceza dosyasında sürücü küçüğün kusursuz olması nedeniyle beraat kararı verilerek karar kesinleşmiş, işbu dosyada alınan kusur raporuna göre de küçük sürücü kusursuz bulunmuş ise de, velayet hakkını kullanan davalılar … ve…, 12 yaşındaki oğullarının araç kullanmasına rıza göstererek kusurlu davranmışlar ve bu nedenle Medeni Kanun ve Borçlar Kanunu Hükümlerine göre sorumlulukları doğmuştur. Mahkemece bu husus dikkate alınarak davacılar lehine Dairemiz ilkeleri doğrultusunda hak ve nesafete uygun manevi tazminat takdiri gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ; Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılara geri verilmesine 11/03/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Daha fazla bilgi için doğrudan 05325740383 numaralı telefondan veya diğer iletişim yollarından irtibata geçebilirsiniz.

2330 SAYILI YASADAN KAYNAKLANAN RÜCUAN TAZMİNAT DAVASI

Yargıtay

4. Hukuk Dairesi

Esas : 2015/15788

Karar : 2016/4505

Karar Tarihi : 4.4.2016

• EV BAŞKANININ SORUMLULUĞUNDAN KAYNAKLANAN UYUŞMAZLIKLARDA GÖREVLİ MAHKEME ( Davalıların Ergin Olmayan Çocuklarının Polis Memurlarını Yaralaması Sebebiyle Tazminat İstemi – Uyuşmazlığın Aile Mahkemesinde Çözümleneceği )

• DAVALILARIN ERGİN OLMAYAN ÇOCUKLARININ POLİS MEMURLARINI YARALAMASI SEBEBİYLE TAZMİNAT İSTEMİ ( Davanın Davalıların Aile Başkanı Olarak Sorumluluklarından Kaynaklandığı – Uyuşmazlığın Aile Mahkemesinde Çözümlenmesi Gerektiği )

• AİLE BAŞKANININ SORUMLULUĞUNDAN KAYNAKLANAN UYUŞMAZLIKLARDA GÖREVLİ MAHKEME ( Davalıların Ergin Olmayan Çocuklarının Polis Memurlarını Yaralaması Sebebiyle Tazminat İstemi – Aile Mahkemesinin Görevli Sayılacağı )

• 2330 SAYILI YASADAN KAYNAKLANAN RÜCUAN TAZMİNAT DAVASI ( Davalıların Ergin Olmayan Çocuklarının Polis Memurlarını Yaralaması Sebebiyle Tazminat İstemi – Uyuşmazlığın Aile Mahkemesinde Çözümleneceği )

• GÖREV ( 4721 Sayılı Kanun’un Üçüncü Kısım Hariç Olmak Üzere İkinci Kitabı İle 3.12.2001 Tarihli ve 4722 Sayılı Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanuna Göre Aile Hukukundan Doğan Dava ve İşlere Aile Mahkemesinde Bakılacağı )

ÖZET : Davacı, olay tarihinde ergin olmayan davalıların çocukları dava dışı görevli polis memurlarına mukavemet ederek yaralanmasına neden olduğundan, 2330 Sayılı yasa kapsamında, polis memurlarına ödenen tazminatın rücuen tahsili isteminde bulunmuştur. Davanın hukuki sebebinin belirlenmesi hakimin görevidir. Dava, davalıların, haksız fiil tarihinde 18 yaşından küçük olmaları sebebiyle çocuklarının aile başkanı olarak sorumlu olduklarına dairdir. 4721 Sayılı Medeni Kanun’un Üçüncü Kısım hariç olmak üzere İkinci Kitabı ile 3.12.2001 tarihli ve 4722 sayılı Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanuna göre aile hukukundan doğan dava ve işlere Aile Mahkemesinde bakılır. Uyuşmazlığın Aile Mahkemesinde çözümlenmesi gerekir.

DAVA : Davacı … vekili tarafından, davalılar … ve diğerleri aleyhine 21.6.2011 gününde verilen dilekçeyle 2330 Sayılı Kanun’dan kaynaklanan rücuan alacak istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 9.2.2015 tarihli kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:

KARAR

1-)Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.

2-)Diğer temyiz itirazlarına gelince; dava, rücuen alacak nedeni ile tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davalılar … ve … hakkında husumete dair dava şartı noksanlığından usulden reddine, diğer davalılar için davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı, olay tarihinde ergin olmayan davalıların çocuğu … ve … , dava dışı görevli polis memurlarına mukavemet ederek yaralanmasına neden olduğundan, 2330 Sayılı yasa kapsamında, polis memurlarına ödenen tazminatın rücuen tahsili isteminde bulunmuştur.

Davalılar, davanın reddi gerektiğini savunmuşlardır.

Mahkemece, davanın niteliği, davalıların dava tarihinde 18 yaşını tamamlamış olmaları dolayısıyla … haksız fiilinden kaynaklanan sorumluluk için anne ve babalarına husumet yöneltilmesi doğru görülmeyerek dava şartı yokluğundan davalılar … hakkında davanın reddine karar verilmiştir.

Davanın hukuki sebebinin belirlenmesi hakimin görevidir. Dava, davalılar … haksız fiil tarihinde 18 yaşından küçük olmaları sebebiyle …, ve …’ın aile başkanı olarak sorumlu olduklarına dair olup, buna göre davanın yasal dayanağının Türk Medeni Kanunu’nun 369. maddesi olduğu, anılan maddenin de, Kanun’un düzenleniş şekli itibariyle, Medeni Kanun’un ikinci kitabında yer aldığı görülmektedir.

4787 Sayılı Kanun’un 4/1. maddesi; 4721 Sayılı Medeni Kanun’un Üçüncü Kısım hariç olmak üzere ( TMK.md.118-395, 5133 Sayılı Kanun md.2-3 ) kaynaklanan bütün davaların Aile Mahkemelerinde bakılacağını, geçici 1.maddesi de; sonuçlanmamış davaların yetkili ve görevli Aile Mahkemelerine devredileceğini hükme bağlamıştır. Somut olay itibariyle de,

4721 Sayılı Kanun’un 369. maddesinin uygulanması söz konusu olacağından, uyuşmazlığın Aile Mahkemesinde çözümlenmesi gerekmektedir. Davanın Aile Mahkemesinde görülmesi gerektiği, husumetin de görevli mahkemece değerlendirilmesi gerektiği gözetilerek, usul ve yasaya aykırı olan kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarda ( 2 ) no’lu bentte açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, diğer temyiz itirazlarının ( 1 ) numaralı bentte açıklanan sebeplerle reddine ve peşin alınan harcın istenmesi halinde iadesine, 04.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Daha fazla bilgi için doğrudan 05325740383 numaralı telefondan veya diğer iletişim yollarından irtibata geçebilirsiniz.

KGM nin İhale Verdiği Yüklenicilerin,Başkasının Arazisindeki Toprağı, Malzemeyi Almasından Kaynaklı Tazminat Davası

KGM nin İhale Verdiği Yüklenicilerin,Başkasının Arazisindeki Toprağı, Malzemeyi Almasından Kaynaklı Tazminat Davası

Özet : KGM nin ihale verdiği yüklenicilerin, başkasının arazisindeki toprağı, malzemeyi almasından kaynaklı tazminat davasında görevli Mahkeme..

Bir kamu kurumu tarafından, bir tesisin yaptırılması esnasında devlet malı olmayan yerlerden toprak veya kum alınması ya da bu yerlere toprak, kum veya moloz yığılması haksız eylem niteliği taşımaktadır. Bu nedenle, bu tür haksız eylemlerden doğan uyuşmazlıkların, adli yargı yerinde çözümlenmesi gerekmektedir.

Yargıtay

4. Hukuk Dairesi

Esas : 2018/4249

Karar : 2020/2604

Karar Tarihi : 07/07/2020

“İçtihat Metni”

Mahkemesi : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi

Davacı … Ltd. Şti. vekili Avukat … tarafından, davalı … ve diğerleri aleyhine 30/09/2011 gününde verilen dilekçe ile maddi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 31/05/2017 günlü karara karşı davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine yapılan incelemede; istinaf başvurusunun kabulü ile Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 31/05/2017 gün ve 2014/467 esas, 2017/423 sayılı kararının kaldırılmasına, HMK’nın 353/1-b.3 maddesi uyarınca esas hakkında yeniden karar verilerek, davalılar Kolin İnş. Tur. San. ve Tic. AŞ ve Simge Mat. Madencilik Asfalt Tic.ve San. AŞ aleyhine açılan davanın reddine, davalı … aleyhine açılan davanın yargı yolu caiz olmadığından usulden reddine dair verilen 25/05/2018 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili ve davalılardan … vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle HMK 355. maddesindeki kamu düzenine aykırılık halleri resen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp karar verilmiş olmasına, dava şartları, delillerin toplanması ve hukukun uygulanması bakımından da hükmün bozulmasını gerektirir bir neden bulunmamasına göre davacının, davalılardan Kolin İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi ve …’ne yönelik yerinde olmayan bütün temyiz itirazları reddedilmelidir.

2-Davacının, davalılardan Karayolları Genel Müdürlüğüne yönelik temyiz itirazları ile davalı … Müdürlüğünün temyiz itirazlarına gelince;

Dava, haksız eylem nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince; davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince davacının istinaf başvurusunun kabulü ile kararının kaldırılmasına, davalılardan Kolin İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi ile … yönünden davanın reddine, davalılardan … yönünden davanın yargı yolu caiz olmadığından usulden reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili ve davalılardan … vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı vekili; davalı … Müdürlüğünden ihale alan diğer davalılar … Anonim Şirketi ile …’nin, müvekkilinin ruhsat ve işletme sahibi olduğu maden sahasından kaçak hammadde aldıklarını belirterek müvekkilinin maddi zararının giderilmesi isteminde bulunmuştur.

Davalılar, davanın reddi gerektiğini savunmuşlardır.

İlk derece mahkemesince; davacının, dava konusu malzemenin davalılar tarafından kullanılması sonucu zararının meydana geldiğine ilişkin iddiasının, usulüne uygun delillerle ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf talebinde bulunulmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesince; davacının, davalılar… Anonim Şirketi ile …’ne yönelik davası yönünden Türk Borçlar Kanunu 50. madde uyarınca, zararını ve davalıların kusurunu ispat edememiş olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesinin isabetli olduğu, ancak davanın davalı … Müdürlüğüne yöneltilmesinin nedeninin anılan davalının, bir plan ve proje dahilinde ihale ettiği yol yapım çalışmaları sırasında yüklenici firmalarının davacının ruhsat sahası içinden malzeme almaları olduğu, istemin tam yargı davası olarak idari yargı yerinde açılacak davada ileri sürülmesi gerektiği, bu nedenle dava dilekçesinin davalı … yönünden usulden reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle, davacının istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılmasına, davalılardan… Anonim Şirketi ile … yönünden davanın reddine, davalılardan … yönünden davanın yargı yolu caiz olmadığından usulden reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili ve davalılardan … vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Bir kamu kurumunun, başkasının malına dilediği gibi el atma hakkı bulunmadığı gibi, plan, proje veya şartnamelere ihtiyaçlara göre el atılabilmesini sağlayacak esaslar da konulamaz. Bir kamu kurumu tarafından, bir tesisin yaptırılması esnasında devlet malı olmayan yerlerden toprak veya kum alınması ya da bu yerlere toprak, kum veya moloz yığılması haksız eylem niteliği taşımaktadır. Bu nedenle, bu tür haksız eylemlerden doğan uyuşmazlıkların, adli yargı yerinde çözümlenmesi gerekmektedir (11/02/1959 tarihli ve 17/15 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı).

Anılan ilkeler gereği, Bölge Adliye Mahkemesince davalılardan Karayolları Genel Müdürlüğünün bir plan ve proje dahilinde ihale ile verdiği yol yapım çalışması sırasında, yüklenici firmalar tarafından davacının ruhsat sahası içinden malzeme alındığı gözetilerek; davalı … yönünden işin esasının incelenmesi gerekirken, yargı yolu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmemiş, bu durum Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirmiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen kararın yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle HMK 371. maddesi uyarınca davacı ve davalılardan … yararına BOZULMASINA, davacının, davalılardan Kolin İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi ile …’ne yönelik temyiz itirazlarının (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle reddine, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine ve davacıdan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 07/07/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Daha fazla bilgi için doğrudan 05325740383 numaralı telefondan veya diğer iletişim yollarından irtibata geçebilirsiniz.

SİGORTA, ZMMS OLMAYAN VE TEK TARAFLI KAZADA ÖLEN SÜRÜCÜ, DESTEKTEN YOKSUN KALMA

SiGORTA, ZMMS OLMAYAN VE TEK TARAFLI KAZADA oLEN SuRuCu, DESTEKTEN YOKSUN KALMA

SİGORTA, ZMMS OLMAYAN VE TEK TARAFLI KAZADA ÖLEN SÜRÜCÜ, DESTEKTEN YOKSUN KALMA

Yargıtay

17. Hukuk Dairesi

Esas : 2016/14573

Karar : 2017/6035

Karar Tarihi : 29/05/2017

Taraflar arasındaki, ölümlü trafik kazası nedeniyle açılan maddi tazminat davası üzerine yapılan yargılama sonunda, kararda yazılı nedenlerle, davanın kabulüne ilişkin verilen hüküm, davalı vekili tarafından süresi içinde temyiz edilmekle,dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Karar : Davacılar vekili, davacıların oğlu E.K. yaptığı tek taraflı kazada öldüğünü, davacıların ölen oğullarının desteğinden yoksun kaldıklarını, davacılar murisin in idaresinde ki aracın ZMSS poliçesi olmadığından davalı Güvence Hesabının zarardan sorumlu olduğunu belirterek, belirsiz alacak davası olarak açtıkları davada sonradan artırılmak üzere, davacılar için 1.500,00’er TL. destekten yoksun kalma tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş; 10.05.2016 tarihli artırım dilekçesi ile taleplerini 59.170,52 TL’ye yükseltmiştir.

Davalı vekili, davacılar murisi sürücünün kazada tam kusurlu olması nedeniyle davacıların tazminat talep haklarının bulunmadığını, alacaklı borçlu sıfatlarının davacılar üzerinde birleştiğini, davadan önce temerrüde düşürülmediklerini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, iddia,savunma, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; davanın kabulü ile davacı İ. için 26.501,91 TL. ve R. için 32.668,61 TL. olmak üzere toplam 59.170,52 TL. tazminatın, dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar vermiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, tek taraflı trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir.

Kara yolları Trafik Kanunu’nun 91. maddesi gereği, aynı kanunun 85. maddesinde belirtilen, bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olması durumunda, poliçe limiti dahilinde işletenin sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere, mali sorumluluk sigortası yaptırılması zorunludur. Zorunlu mali sorumluluk sigortasının yaptırılmaması durumunda Sigortacılık Kanunu’nun 14. maddesi gereği, zorunlu mali sorumluluk sigortasının kaza tarihindeki limitleri dahilinde işletenin üçüncü kişilere karşı sorumluluğunu Güvence Hesabı karşılayacaktır.

Türk Ticaret Kanunu’nun 1425. maddesine göre sigorta poliçesi genel ve varsa özel şartları içerir. Yeni Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Genel şartlar C.10. maddesi ile 12/8/2003 tarihli ve 25197 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kara yolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları yürürlükten kaldırılmıştır. Yeni genel şartlar C.11 maddesine göre genel şartlar yürürlük tarihi olan 01.06.2015 tarihinden sonra akdedilmiş sözleşmelere uygulanacaktır. Bunun doğal sonucu olarak artık eski genel şartların yeni genel şartların yürürlük tarihinden sonra düzenlenen poliçelerde uygulanma imkanı bulunmamaktadır.

Kara yolları Trafik Kanununun 93. maddesi gereği zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartları, teminat tutarları ile tarife ve talimatları Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlıkça tespit edilir ve Resmi Gazetede yayımlanır. Böylece Hazine Müsteşarlığı kanundan aldığı yetki ile zorunlu sigorta genel şartlarını belirler. Bu nedenle zorunlu sigorta genel şartlarını Türk Borçlar Kanunu’nun 20 maddesinde düzenlenen genel işlem koşulu kapsamında değerlendirmek mümkün değildir. Bir sözleşmenin genel işlem koşulu kapsamında olması için sözleşme yapılırken taraflardan birinin önceden tek taraflı olarak sözleşme şartlarını hazırlayarak diğer tarafa sunması gerekir. Oysa Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Genel Şartları, sözleşmede taraf olmayan Hazine Müsteşarlığı tarafından kanundan aldığı yetkiye dayalı olarak belirlenir. Ayrıca Genel şartları, Türk Borçlar Kanunu 20. maddesinin son fıkrasında “Genel işlem koşullarıyla ilgili hükümler, sundukları hizmetleri kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütmekte olan kişi ve kuruluşların hazırladıkları sözleşmelere de, niteliklerine bakılmaksızın uygulanır.” düzenlemesi kapsamında düşünmekte mümkün değildir. Çünkü kanunda açıkça belirtildiği üzere kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle kişi ve kuruluşların hazırladıkları sözleşmeler yürütmekte oldukları bir hizmet ile ilgili olmalıdır. Oysa Hazine Müsteşarlığı, zorunlu mali sorumluluk sigortası hizmeti veren bir kuruluş olmadığı gibi hizmeti alan taraf ile bir sözleşme ilişkisi içinde bulunmamaktadır.

01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları’nın uygulanması, Karayolları Trafik Kanunu’nun 95. maddesinde belirtilen tazminat yükümlülüğünün kaldırılması veya miktarının azaltılması sonucunu doğuran hallerin zarar görene karşı ileri sürülemeyeceği ilkesine aykırı olduğunu söylemekte mümkün değildir. Bu ilkenin uygulanabilmesi için her iki tarafın özgür iradesi ile poliçe düzenlendikten sonra zarar görenin aleyhine tazminatın kaldırılması yada azaltılmasını gerektirecek değişikliklerin yapılması durumunda geçerli olacaktır. Oysa 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Karayolları Motorlu araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları, yürürlüğe girmesinden sonra düzenlenen poliçelerde geçerli olacağından, poliçenin düzenlendiği tarih itibarı ile Karayolları Motorlu araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası’nın kapsamı tüm taraflarca bilinmektedir. Sigortacı, işletenin sorumluluğunu poliçe ve genel şartlar kapsamında üstlendiğine göre, sonradan bir değişiklikten bahsetmek mümkün olmayacaktır. Kaldı ki 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1423 maddesine göre sigortacı, sigorta sözleşmesine ilişkin tüm bilgileri, sigortalının haklarını, sigortalının özel olarak dikkat etmesi gereken hükümleri, gelişmelere bağlı bildirim yükümlülüklerinden oluşan aydınlatma yükümlülüğünü sigortalıya karşı yerine getirmese dahi sigortalı, sözleşmenin yapılmasına 14 gün içinde itiraz etmemiş ise sözleşme poliçede yazılı şartlar ve poliçenin ayrılmaz bir parçası olan genel şartlar kapsamında yapılmış olur.

Kara yolları motorlu araçlar zorunlu mali sorumluluk sigortası teminatının kapsamı, poliçe ve poliçenin ayrılmaz bir parçası olan genel şartlara göre belirlenir. Nitekim Kara yolları Trafik Kanunu’nun 90. maddesinde yapılan değişiklikle zorunlu sigortacının kapsamında ki tazminatları belirlemede Kara yolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının göz önüne alınması esası getirilmiştir.

01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Kara yolları Motorlu araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın amacı A.1 maddesinde “Kara yolları Trafik Kanunu uyarınca motorlu araç işletenlerine yüklenen hukuki sorumluluk için düzenlenen Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasına yönelik ilgililerinin hak ve yükümlülüklerine ilişkin usul ve esasların düzenlenmesidir.” şeklinde belirlenmiştir. Sigortanın kapsamı ise genel şartlar A.3. maddesinde “sigortacı, poliçede tanımlanan motorlu aracın işletilmesi sırasında, üçüncü şahısların ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermiş olmasından dolayı, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa göre sigortalıya düşen hukuki sorumluluk çerçevesinde Genel Şartlarda içeriği belirlenmiş tazminatlara ilişkin talepleri, kaza tarihi itibariyle geçerli zorunlu sigorta limitleri dahilinde karşılamakla yükümlüdür. Sigortanın kapsamı üçüncü şahısların, sigortalının Karayolları Trafik Kanunu çerçevesindeki sorumluluk riski kapsamında, sigortalıdan talep edebilecekleri tazminat talepleri ile sınırlıdır.” Şeklinde düzenlenmiştir. Kapsama giren teminat türlerinin tanımlandığı A.5. maddesinin (ç) bendinde ise Destekten Yoksun Kalma (Ölüm) Teminatı “Üçüncü kişinin ölümü dolayısıyla ölenin desteğinden yoksun kalanların destek zararlarını karşılamak üzere bu genel şart ekinde yer alan esaslara göre belirlenecek tazminattır.” Şeklinde ifade edilmiştir. Genel Şartlar A.6. maddesinin (c) bendinde “İlgililerin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan tazminat talepleri” ve (d) bendinde “Destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan destek tazminatı talepleri ile destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber destek şahsının kusuruna denk gelen destek tazminatı talepleri” Zorunlu mali sorumluluk sigortasının teminatının dışında kalan hallerden sayılmıştır.

Karayolları Trafik Kanunu’nun 92. Maddesinin (a) ve (c) bentleri, Karayolları Motorlu araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları A.1. maddesi, A.3. maddesi, A.5. maddesinin (ç) bendi, yine A.6. maddesinin (c) ve (d) bentleri birlikte değerlendirildiğinde bir motorlu aracın işletilmesi sırasında destekten yoksun kalınan zararın, zorunlu mali sorumluluk sigortasının kapsamında olması için şu şartların gerçekleşmesi gerektiği söylenebilir.

a) Talep edilen destek tazminatı, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa göre sigortalıya düşen hukuki sorumluluk ve sorumluluk riski çerçevesinde Genel Şartlarda içeriği belirlenmiş tazminatlara ilişkin olmalıdır. Sigortalının hukuki sorumluluğu olmayan veya sigortalının sorumluluk riski içinde bulunmayan tazminat taleplerinden sigortacının sorumluluğu bulunmayacaktır.

b) Motorlu aracın işletilmesinden dolayı ölen kişinin üçüncü kişi olması gerekir. İşleten ve işletenin sorumlu olduğu şahısların dışında bir üçüncü kişinin ölümü neticesi, destek zararlarından sigortacının sorumluluğu bulunmaktadır. Bunun sonucu olarak, poliçede taraf olan işleten(sigortalı) yada işletenin eylemlerinden sorumlu bulunduğu kişilerin ölmesi durumunda ölen kişi, üçüncü kişi sayılmayacağı için desteğinden yoksun kalanların zararından sigortacı sorumlu olmayacaktır.

c) Sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber destek şahsının kusuruna denk gelen destek tazminatı taleplerinden sigortacının sorumluluğu bulunmamaktadır. Bir başka anlatımla desteğin kendi kusurundan kaynaklanan destek zararlarından sigortacının sorumluluğu bulunmamaktadır.

Somut olayda, davacıların desteği sürücü E.K’in sevk ve idaresinde ki .. plakalı araç ile tek taraflı olarak yapmış olduğu trafik kazasında ölmesi sonucu destekten yoksun kaldıkları iddiası ile aracın zorunlu mali sorumluluk sigortasının olmaması nedeniyle güvence hesabından destekten yoksun kalma tazminatı talebinde bulunmuşlardır. Trafik kazası, sürücü E.K’in sevk ve idaresinde iken dosya içindeki 11.03.2016 tarihli kusura ilişkin rapora göre sürücünün %100 kusuru neticesi tek taraflı alarak 05.07.2015 tarihinde gerçekleşmiştir.

Kaza tarihi itibarı ile aracın zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırılmamış olması nedeniyle Sigortacılık Kanunu’nun 14. Maddesi gereği, zorunlu mali sorumluluk sigortasının kaza tarihindeki limitleri dahilinde işletenin üçüncü kişilere karşı sorumluluğunu Güvence Hesabı karşılayacaktır. Güvence hesabının sorumluluğunun kapsamı ise 01.06.2015 yani trafik kazasından önce yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları’na göre belirlenecektir.

Kara yolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları A.3. maddesine ve A.5. maddesinin (ç) bendine göre ancak, üçüncü kişinin ölümü dolayısıyla destek zararları, destekten yoksun kalma (ölüm) teminatı kapsamındadır. Bunun sonucu olarak, sigortacı yada güvence hesabının destek zararlarından sorumlu olması için motorlu aracın işletilmesi sırasında mutlaka ölen kişinin üçüncü bir kişi olması gerekir. İşletenin eylemlerinden sorumlu olduğu sürücü E.K’i üçüncü kişi olarak kabul etmek mümkün değildir.

Yine genel şartların A.6. maddesi (d) bendinde destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber destek şahsının kusuruna denk gelen destek tazminatı talepleri, teminat kapsamı dışında tutulması nedeniyle %100 kusuru ile kendi ölümüne neden olan sürücü E.K’in tam kusuruna isabet eden destek tazminatı sigorta teminatı kapsamında değildir. Kaza tarihinde yürürlükte bulunan Karayolları Trafik Kanunu’nun da sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan destek tazminatı talepleri ile destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber destek şahsının kusuruna denk gelen destek tazminatı taleplerini sigorta teminat kapsamında olduğuna ilişkin bir düzenleme olmadığı ve kapsama giren teminat türleri arasında bulunmamasına göre, davacıların güvence hesabından destek tazminatı talep etme hakları bulunmadığından davanın reddi gerekirken yazılı olduğu şekilde davanın kabulü yönünde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 29/05/2017 gününde oy birliğiyle karar verildi.

ZEYTİN AĞAÇLARINA ZARAR VERMEK MANEVİ TAZMİNAT GEREKTİRMEZ – Gaziantep Avukat

ZEYTiN AgAcLARINA ZARAR VERMEK MANEVi TAZMiNAT GEREKTiRMEZ - Gaziantep Avukat

ZEYTİN AĞAÇLARINA ZARAR VERMEK MANEVİ TAZMİNAT GEREKTİRMEZ – Gaziantep Avukat

Adana

Bölge Adliye Mahkemesi

3. Hukuk Dairesi

Esas : 2019/47

Karar : 2019/802

Karar Tarihi : 07.05.2019

DAVA : Samandağ 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 25/05/2018 tarih ve 2016/808 Esas, 2018/378 Karar sayılı kararı aleyhine, istinaf başvurusunda bulunulmuş ve Mahkemece dosya Dairemize gönderilmiş olmakla HMK 352. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda;

KARAR

DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacıların Samandağ ilçesi Tekebaşı Mahallesinde bulunan 2688 parsel sayılı taşınmazın 1/3 hissesinin maliki olduğunu, bu parsele bitişik hazineye ait parselin yaklaşık 1.000 m2’lik kısmını da kullanmakta olduğunu, davalıların kepçeyle kazımak ve toprak taşımak suretiyle davacıların kullanmakta olduğu taşınmazın yarısına yakın kısmının çökerek yok olmasına ve kullanılamaz hale gelerek taşınmaz üzerine dikilen 7 yaşlarında 100 adet zeytin ağacının da yok olmasına neden olduklarını, bu ağaçlardan 50 adedinin toprak altında kaldığını, 50 adedinin ise çöken toprağın üstünde kalarak yok olduklarını, davacıların, davalıların haksız ve hukuka aykırı eylemleri sonucu hem toprağını hem ağaçlarını kaybettiğini, parselinin kalan kısmının da çökme tehlikesiyle karşı karşıya kalıp, kullanılamaz ve verimsiz hale geldiğini, davacıların şikayeti sonucu Samandağ Asliye Ceza Mahkemesi’nin 18.12.2015 tarih, 2015/684 esas ve 2015/896 Sayılı kararıyla davalılardan Cihat Kuş’un cezalandırılmasına karar verildiğini, kararın kesinleştiğini davalıların, davacıların zararlarını da karşılamaya yanaşmadıklarını bu nedenle mahkemeye başvurmak zorunda kaldıklarını, Bu nedenle, davaya konu alacaklarının şimdilik asgari bir miktar belirtilerek HMK. 107.maddesi gereği belirsiz alacak davası olarak açıldığını, alacak miktarlarının belli olması halinde de dava dilekçelerindeki taleplerini ıslah edeceklerini, bu nedenle 10.000.00 TL maddi ( parselin yok olan kısmının bedeli, kullanılamaması nedeniyle yoksun kalınan kar, 100 adet zeytin ağacının bedeli ve ürün alınamaması nedeniyle yoksun kalınan kar tespit edildiğinde arttırılmak üzere ) ve 5.000,00 TL manevi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP : Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde müvekkillerinin kepçeyle kazımak ve toprak taşımak suretiyle davacının taşınmazının yarısına yakın kısmının çökerek yok olmasına kullanılamaz hale gelmesine sebebiyet verdiğinin iddia edildiğini, oysa toprak kayması müvekkillerinden Nacet’in ¹/² sinin maliki olduğu 2611 parsel sayılı taşınmazında yapılan kazı ve düzeltme sonucu oluştuğunu,bu toprak kayması arazilerin konumu, yapıları, mevsimsel aşırı yağışlar, doğal afetler ve 1970’li yıllarda o bölgede 3. şahıslarca yapılan tesviye çalışmaları sonucunda oluştuğunu, davacının arazisinde oluşan zararın bu çalışma sonucu olduğuna ilişkin iddianın yerinde olmadığını, Haksız eylem nedeniyle oluşan zararın ödetilmesine karar verebilmek için, hukuka aykırı kusurlu bir eylem sonucu bir zararın doğması ve hukuka aykırı kusurlu eylem ile zarar arasında nedensellik bağının bulunması gerektiğini, davacının arazideki payı ve kendisine ait olmayan taşınmazlardaki ağaçların bedelini de talep ettiğini beyan ederek maddi tazminat yönünden davanın reddine karar verilmesini, manevi tazminat da talep edildiğini ancak manevi bir zararın doğması için kişinin, kişilik değerlerinin saldırıya uğraması gerektiğini, kişilik değerleri, kişinin kişilik haklarını oluşturup, bu hakların, yazılı hukukta bir tanımı yapılmamış olmakla birlikte, teori ve yargısal kararlardaki tanıma göre, kişinin yaşamı, sağlığı, vücut ve ruh bütünlüğü ile toplum içindeki yerini sağlayan ve koruyan haklar olduğunu davacıların manevi tazminat istemek için kişilik değerlerinin saldırıya uğramış olması gerektiğini, davamızda manevi tazminat istenilmesine ilişkin koşullar oluşmadığından manevi tazminat talebinin de reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece, davacıların davasının kısmen kabul kısmen reddi ile, Hatay ili Samandağ ilçesi Tekebaşı Mah.2688 parsel sayılı taşınmazdan fen bilirkişisi Bülent Ç. ve Coşkun Görkem tarafından hazırlanan 13/04/2017 tarihli rapor ve ekindeki krokide C Harfi ile 114,00 m2’lik kısmın toprak kayması nedeniyle oluşan maddi zararı 5.700,00 TL, ağaç zararı 7.500,00TL olmak üzere toplam 12.500 TL tazminatın haksız fiil tarihi olan 10/04/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine, keşfen belirlenen 170,39TL ecrimisil bedeliyle ilgili taleple bağlılık ilkesi gereğince ıslah yapılmadığından bu hsusuta karar verilmesine yer olmadığına, davacının manevi tazminat talebinin yasal şartları oluşmadığından reddine karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ : Karara karşı davalılar vekilinin süresi içerisinde verdiği istinaf dilekçesinde; toprak kayması müvekkillerinden Nacet’in 1/2’sinin maliki olduğu 2611 parsel sayılı taşınmazda yapılan kazı ve düzeltme sonucu oluşmadığını, bu toprak kayması arazilerin konumu, yapıları, mevsimsel aşırı yağışlar, doğal afetler ve 1970’li yıllarda o bölgede 3. şahıslarca yapılan tesviye çalışmaları sonucunda oluştuğunu, bu nedenle davalı Nacet’in de parselinin zarar gördüğünü, kullanılamaz hale geldiğini, doğal afetlerin yarattığı toprak kaymalarından müvekkillerinin sorumlu tutulmasının hakkaniyete aykırı olduğunu, dinlenen davacı tanıklarından birisinin davacılardan birinin kuzeni, diğeri ise davacılardan birinin eşi olduğunu, yanlı beyanların mahkeme kararına dayanak yapılamayacağını, haksız eylem nedeniyle oluşan zararın ödetilmesine karar verebilmek için, hukuka aykırı kusurlu bir eylem sonucu bir zararın doğması ve hukuka aykırı kusurlu eylem ile zarar arasında nedensellik bağının bulunması gerektiğini, eylem ile zarar arasında nedensellik bağı olmadığından yasal dayanaktan yoksun olan davanın reddi gerekirken kısmen kabulüne karar verilmesinin usul ve yasalara aykırı olup bozması gerektirdiğini, eğitim yüzdesinin % 70-75 olduğu yumuşak arazide, heyelan sorumluluğunun müvekkillerine yükletilmesinin de açık bir hukuk ihlali olduğunu, davacıların davaya konu taşınmazın kendilerine ait olmayan kısmının iddia edilen zararının karşılanmasını talep hakkı olmadığını, zarara uğradığı iddia edilen taşınmazın tapu kaydında 1/3 ‘üne sahip olan davacı tarafa taşınmazın tamamı kendilerininmiş gibi maddi tazminat verildiğini, müvekkillerinden Nacet’in de 2610 Sayılı parselde 1/2 oranında malik olup kabul etmemekle birlikte oluştuğu iddia edilen zararın tümünden sorumlu tutulamayacağının da açık olduğunu, 150,00 TL zeytin ağacı başına değer biçilmesinin kabul edilmemez bir yanılgı olduğunu, ek rapora 27/03/2018 tarihli dilekçeleri ile itiraz etmelerine rağmen mahkemece zeytin ağacı değeri olarak 150,00 TL kabul edildiğini, açıklanan nedenlerle; yerel Mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Davacı vekilinin süresi içerisinde vermiş olduğu istinaf dilekçesi ile; müvekkili tarafından dikilmiş olup toprak kayması sonucu zarar gören ağaç sayısının 100 adet olduğunu, bunların en az 50 adedinin halen gözle görülebilir durumda olduğunu, gerisinin toprak altında kalarak yok olduğunu, yok olan ağaç adedinin 100 olduğu halde sadece 50 olarak hesaplandığını ve bu yöndeki itirazlarının yasaya aykırı olarak Mahkemece reddedildiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporlarında zeytin ağaçlarının bedelleri ve gerçekleşen zarar miktarının ecrimisil süresi ve miktarı oluşan gerçek zarardan çok daha düşük hesaplanmış olmasına karşın bu yöndeki itirazlarının da yasaya aykırı olarak reddedildiğini, davalıların eylemleri sonucu oluşan toprak kayması nedeniyle müvekkilinin kaybettiği parsel alanının 114 m2’den çok daha fazla olduğunu, ancak bu yöndeki itirazlarının da kabulü gerekirken reddinin yasaya aykırı olduğunu, bilirkişi raporunda parselin m2 değerinin 50 TL gibi çok düşük bir değer gösterildiğini, müvekkilinin oluşan gerçek zararının tespit ve tazmin edilmemiş olmasının yasaya aykırı olduğunu, müvekkilinin davalıların eylemleri sonucu ciddi manevi zarara da uğramış olup manevi tazminatın yasal şartlarının oluştuğunu, açıklanan nedenlerle yerel Mahkeme kararının davanın kısmen reddi ve manevi tazminat talebinin reddine dair kısmının kaldırılmasına, davanın istinaf talepleri doğrultusunda kabulüyle tespit edilecek maddi tazminat ile takdir edilecek manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAFA CEVAP : İstinaf dilekçesine karşı cevap dilekçesi sunulmamıştır.

UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSLAR: Kusurlu eylem ile zarar arasında nedensellik bağının bulunup bulunmadığı, davacının zararının doğru hesaplanıp hesaplanmadığı, davacının oluşan zararının tamamını talep edip edemeyeceği, manevi tazminata hükmedilip edilmemesi hususlarında toplanmaktadır.

DELİLLER : Samandağ Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2015/684 Esas, 2015/896 Karar sayılı dosyası, tanık beyanları tapu kayıtları, bilirkişi raporları, vs.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : Dava, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49, 50 ve 56. maddeleri kapsamında açılan maddi tazminat ve manevi tazminat davasıdır.

İlk derece mahkemesince, maddi tazminat yönünden davanın kısmen kabulüne ve manevi tazminat yönünden reddine karar verilmiştir.

Hükmü, davacı vekili ve davalı vekili istinaf etmiştir.

Davalı vekilinin kusur ve nedensellik bağına yönelik yapılan istinaf incelemesinde; Toprak kazı ( hafrirat ) çalışması nedeniyle tazminat davasının hukuki dayanağı, bir haksız fiil ( BK md.49 ) sorumluluğu doğurmasıdır. 6098 Sayılı Borçlar kanunun 49. md.si “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.

Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.”

Hukuka aykırı fiil ile bir kimsenin özel hukuktan doğan ve herkese karşı ileri sürülebilen haklarına karşı yönelmiş saldırılar haksız fiil niteliğindedir. Bu haksız fiil ile oluşan zarar, tazminat talebinin temelinde uğranılan zarardır. Kişinin zararı maddi zarar ve manevi zarar şeklinde ortaya çıkabilir. Kusur ise, kişinin haksız fiil ile başkasına zarar vermesi halinde doğacak zarardan sorumlu olması için kusurlu olması şartı aranır. ( Kusursuz sorumluluk halleri istisnadır ) Zararın doğması kusur karinesine dayanıyorsa zarar görenin zararını ispatı yeterlidir. Ayrıca karşı tarafın kusurunu ispatına ihtiyaç yoktur. Neticeden zarar ile eylem arasında nedensellik bağı bulunması da şartır. Bir fiilin haksız fiil sayılması için aranan son şart kusurlu davranışla zarar arasında sebep-sonuç ilişkisi olmasıdır. İlliyet bağından söz edebilmek için hukuka aykırılık bağının da olması gerekir.

Dava konusu uyuşmazlıkta, davalıların Hatay ili Samandağı ilçesi Tepebaşı Mahallesinde bulunan 2610 parsel saylı taşınmazda 1/2 malik olan davalı Necdet’in talebi üzerine davalı Cihat tarafından hafriyat çalışması yaptığı uyuşmazlık ve istinaf konusu dışıdır. Buradan hareketle, dosya içinde mevcut bilimsel veriye dayalı, kendi içinde tutarlı ve objektif olarak hazırlanan ve yerel mahkemece hükme dayanak yapılan 01.02.2018 tarihli jeoloji bilirkişi raporuna göre; davalının 2610 numaralı parsel boyunca ve “D” ile gösterilen alanda hafriyat çalışması yapması neticesinde, davacıya ait 2668 numaralı parselin alt kotlarında doğal şevin dengesinin bozulduğu, doğal dengesi bozulan şevin, yağmur sonucu şişen, bünyesine su alan siltli killi malzemede heyelanın geliştiği, 13.09.2017 tarihinde mahallinde yapılan keşif sonucu Fen bilirkişisi tarafından hazınlanan 13.10.2017 tarihli rapor eki krokide 2688 numaralı parsel üzerinde “C” harfi ile belirtilen yaklaşık 114.00 m2 lik alan parsel alanı heyelan sonucu kullanılamaz hale geldiği ve tescil harici alanda davacı tarafından kullanıldığı belirtilen 1000 m2 lik alanın meydana gelen toprak kayması sonrası kullanılamaz hale geldiği teknik olarak tespit edildiğinden, davalılar vekilinin bu yöndeki istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir.

Davalı vekilinin davacının tapudaki hissesine yönelik yapılan istinaf incelemesinde; Dosya içindeki tapu kayıtlarından Hatay ili Samandağı ilçesi Tepebaşı Mahallesinde bulunan 2688 parsel saylı taşınmazda davacının 1/3 malik olduğu anlaşılmıştır. Yine dilenen tanık beyanlarından, davacının dava konusu taşınmazda bulunan zeytin ağaçlarının davacının ektiği, bakımını sürdürdüğü ve zararın oluştuğu kısmı davacının kullandığını belirtmişlerdir. Kural olarak, bir davada ispat yükü, dayandığı vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan hak çıkaran yani vakıadan yararlanan kimseye aittir. Davacı dava konusu taşınmazda hissedar malik olduğunu ve zarar gören kısmı kullandığını ispatlamıştır. Artık davalı taraf dava konusu taşınmazda, fiili bir taksim olmadığını ve taşınmazın tamamının tapuda hissedar olarak görünen dava dışı tüm malikler tarafından kullanıldığını ispatlaması gerekmektedir. Oysa dosya içindeki bilgi ve belgelerden davalı tarafın bunu ispatlayamadığı anlaşılmakla, davalıların istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.

Davalı vekilinin zararın miktarına yönelik yapılan istinaf incelemesinde; Dosya içinde mevcut 30.10.2017 havale tarihli ziraat bilirkişi raporuna göre, haksız eylem tarihi itibariyle, Tarım ve Hayvancılık İlçe Müdürlüğünün bilirkişi raporuna ekli verilerine göre, ağaç başına birim fiyat 110 TL olmak üzere toplam 5.500,00 TL hesaplanmış ve yine iş bu kök rapora göre hazırlanmış 01.02.2018 havale tarihli ek rapora göre zarar miktarının aynı olduğu tespit edilmiştir.

15.03.2018 Havale tarihli ek rapora göre; ağaç başına birim fiyat 150 TL olmak üzere toplam 7.500,00 TL hesaplanmış ve raporda Tarım ve Hayvancılık İlçe Müdürlüğünün verilerinin kullanıldığı belirtilmiş ise de, bu veriler dosyaya eklenmemiş ve yine 150 TL birim fiyatın başka hangi veriye dayanılarak tespit edildiği açıklanmamıştır. Yine 23.05.2018 havale tarihli ek rapor ile 15.03.2018 havale tarihli ek rapor aynı içeriklidir. Buradan hareketle, mahkemenin hükme esas aldığı 15.03.2018 havale tarihli ve 23.05.2018 havale tarihli ek raporlar kök rapor ile çelişki arz etmekte olup, ağaçların bedelinin tespitinde denetime açık dayanak veri sunulmaksızın hazırlandığından hüküm kurmaya elverişli değillerdir. Bu nedenle davalı vekilinin istinaf sebeplerinin kabulüyle 30.10.2017 havale tarihli kök ziraat bilirkişi raporu ve bu rapora göre hazırlanmış 01.02.2018 havale tarihli ek rapora göre zarar miktarı hesaplanarak aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

Davacı vekilinin maddi tazminat yönünden istinaf sebeplerinin değerlendirilmesinde; Davacı tarafından maddi tazminat talebine ilişkin yapılan istinaf başvurusu yönünden incelemede, davacı haksız eylemi sebebi ile 13.200 TL maddi zararının olduğunu ıslah dilekçesi ile belirtmiş, mahkemece davanın 12.500 TL’si yönünden kısmen kabulüne karar verilmiştir. HMK’nın 341/2. maddesi gereğince istinaf yoluna başvuru yapılabilen kararlar bellidir. Buna göre karar tarihi itibari ile 3.560,00 TL ve altındaki ilk derece mahkemesi kararlarının kesin olduğu bu kararlara karşı istinaf yoluna başvurulamayacağı belirlenmiştir. Bu itibarla davacının maddi tazminat talebinin reddine ilişkin ilk derece mahkemesinin kararı miktarı itibarı ile kesin olduğundan davacının bu kısma ilişkin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

Davacı vekilinin manevi tazminat yönünden istinaf sebeplerinin değerlendirilmesinde; Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin manevi zarar olarak ni­telendirilmesi sonucu tüzel kişileri ve bilinçsiz­leri; öte yandan acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için yasalar, manevi tazminat verilebilecek olgu­ları sınırlamıştır. Bunlar, kişilik de­ğerlerinin zedelenmesi ( TMK 24 ), isme saldırı ( TMK 26 ), nişan bozulması ( TMK 121 ), evlenmenin feshi ( TMK158 ), bedensel zarar ve ölüme neden olma ( TBK 56 ) durumlarından biri ile kişilik haklarının zedelenmesidir ( TBK 58 ). Bunlardan TMK’nın 24. maddesiyle TBK’nın 58. maddesi daha kapsamlıdır. TMK’nun 24. maddesinin belli yerlere yollaması nedeniyle böyle bir durumun bulunduğu yerde, onu düzenleyen kurallar ( örneğin; TMK 26, 174, 287 ); bunların dışında TBK’nun 58. maddesi uygulanır.

TMK’nın 24. ve TBK’nın 58. maddesinde belirlenen kişisel çıkarlar, kişilik haklarıdır. Kişilik hakları ise, kişisel varlıkların korunmasıyla ilgilidir. Kişisel varlıklar, bedensel ve ruhsal tamlık ve yaşam ile nesep gibi insanın, insan olmasından güç alan varlıklar ya da kişinin adı, onuru ve sır alanı gibi dolaylı varlıklar olarak iki kesimlidir. Tekniğin gelişimi ve yaşam koşullarına göre belirlenmiş varlıklar, açıklanan olgularla çevrelendirildiğinde, davaya konu olayın bu çerçeve dışında kalması durumunda manevi tazminat isteği reddedilmelidir.

Bu açıklamalar ışığında eldeki dosyaya baktığımızda; Davalıların davranışı yani davacının malına, zeytin ağaçlarına zarar vermiş olmaları kişilik haklarına saldırı niteliğinde kabul edilemez. Bu sebeple mal varlığında meydana gelen zarar nedeniyle davacı lehine manevi tazminata karar verilemeyeceğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.

Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında söz konusu tazminatın hesaplanmasında yanılgı bir değerlendirme yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olmasının hatalı olduğu kanaatine varılmakla, davalı tarafın istinaf kanun yolu başvurusunun duruşma yapılmadan, bu yönüyle kabulüyle 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmesi gerektiği kanaati ile aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

SONUÇ : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1- )Davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan KISMEN KABUL – KISMEN REDDİ ile,

2- )Davacı vekilinin manevi tazminata ilişkin istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE, Maddi tazminata ilişkin istinaf başvurusunun USULDEN REDDİNE,

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b/2. maddesi hükmü uyarınca düzelterek yeniden esas hakkında karar verilmek üzere Samandağ 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 25/05/2018 tarih ve 2016/808 Esas, 2018/378 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,

Davacıların davasının KISMEN KABUL KISMEN REDDİ ile,

1- )Hatay ili Samandağ ilçesi Tekebaşı Mah.2688 parsel sayılı taşınmazdan fen bilirkişisi Bülent Ç. ve Coşkun GÖRKEM tarafından hazırlanan 13/04/2017 tarihli rapor ve ekindeki krokide C Harfi ile 114,00m2lik kısmın toprak kayması nedeniyle oluşan maddi zararı 5.700,00TL, ağaç zararı 5.500,00 olmak üzere toplam 11.200,00 TL tazminatın haksız fiil tarihi olan 10/04/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine,

Keşfen belirlenen 170,39TL ecrimisil bedeliyle ilgili taleple bağlılık ilkesi gereğince ıslah yapılmadığından bu hsusuta KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,

Davacının manevi tazminat talebinin yasal şartları oluşmadığından REDDİNE,

Yargılama gideri ve harç;

2- )Alınması gereken 765,07 TL karar ilam harcından peşin alınan 310,57 TL’den mahsubu ile kalan 454,50 TL’nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye gelir kaydına,

3- )Davacı tarafından yapılan ilk dava açma gideri 289,67 TL, ıslah harcı 54,40 TL, keyif gideri, keşif gideri 1.721,80 TL, davetiye müzekkere posta gideri 108,00 TL olmak üzere toplam 1.829,80 TL yargılama giderinden kabul ve red oranına göre hesaplanan 1.138,54 TL yargılama giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine, kalan miktarın davacılar üzerinde bırakılmasına,

4- )Davalılar tarafından yapılan bir davetiye posta gideri 11,00 TL yargılama giderinden kabul ve red oranına göre hesaplanan 3,02 TL yargılama giderinin davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davalılara verilmesine, kalan miktarın davalılar üzerinde bırakılmasına,

Vekalet ücreti;

5- )Davalılar kendilerini vekil ile temsil ettirdiklerinden red edilen manevi tazminat miktarı yönünden AAÜT’ye göre hesaplanan 2.725,00 TL vekalet ücretinin davacılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davalılara verilmesine,

3- )Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden kabul edilen maddi tazminat miktarı yönünden AAÜT’ye göre hesaplanan 2.725,00 TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine,

İstinaf giderleri açısından;

7- )İstinaf aşamasında duruşma yapılmadığı için istinaf incelemesi için vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

8- )Kesin olan işbu kararın taraflara tebliği, avans iade ve harç tahsil işlemlerinin HMK’nın 359/3. maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesince yerine getirilmesine,

9- ) Davalı tarafça yatırılan istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine,

10-Davalılar tarafından sarfedilen 35,50 TL posta masrafının davacıdan alınarak davalılara verilmesine,

Dair, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; miktar veya değeri elli sekiz bin sekiz yüz ( 58.800,00 ) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda 07.05.2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Daha fazla bilgi için doğrudan 05325740383 numaralı telefondan veya diğer iletişim yollarından irtibata geçebilirsiniz.

TAZMiNAT ALACAKLARINDA iHTiYADi TEDBiR KARARI ALINAMAZ - Gaziantep Avukat

TAZMİNAT ALACAKLARINDA İHTİYADİ TEDBİR KARARI ALINAMAZ – Gaziantep Avukat

İstanbul

Bölge Adliye Mahkemesi

8. Hukuk Dairesi

Esas : 2020/1368

Karar : 2020/3151

Karar Tarihi : 13.7.2020

DAVA : Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi ara kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :

KARAR : Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; 25/10/2018 tarihli trafik kazası sonucunda vekil edenlerinden …’in oğlu, diğer davacıların da kardeşi olan n hayatını kaybettiğini ileri sürerek, fazlaya ilişen haklar saklı kalmak kaydıyla davacı anne … için 10.000,00-TL maddi ve 200.000,00-TL manevi, diğer davacıların her biri için ayrı ayrı 20.000,00-TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiş, ayrıca kazanın oluşumunda kusuru bulunan davalı araç sürücüsü … ile araç işleteni olan davalı …’nun mal varlıkları üzerine ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmesini talep edilmiştir. Mahkemece, bu istem değerlendirilerek 25/10/2019 tarihli ara kararı ile; mevcut delil durumuna göre üzerine tedbir konulması talep olunan davalılara ait mal varlığının somut dava yönünden uyuşmazlık konusu bulunmadığı, dolayısıyla HMK’nun389/1 maddesindeki şartların oluşmadığı gerekçesiyle davacılar vekilinin ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiş, karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. Davacılar vekilinin istinaf sebepleri; ihtiyati tedbir şartlarının oluşmuş olmasına rağmen talebin reddine karar verilmesinin hatalı olduğu hususuna ilişkindir. Dava, trafik kazası sonucunda meydana gelen ölüm olayına bağlı olarak açılmış maddi ve manevi tazminat isteğine ilişkindir.HMK’nun 389. maddesinde, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebileceği belirtilmiştir. Bu yasal düzenlemeye göre ihtiyati tedbir kararının ancak uyuşmazlık konusu hakkında verilmesi mümkün olup, davanın konusunu oluşturmayan hususların anılan madde kapsamında ihtiyati tedbir kararına konu olması mümkün değildir. İİK’nun 257 ve devamı maddelerinde ise ihtiyati haciz ayrıca düzenlenmiştir. Somut olayda üzerine ihtiyati tedbir konulması istenilen davalılara ait mal varlıklarının mülkiyeti husunda ihtilaf bulunmayıp, alacak para alacağına ilişkindir. Bu nedenle, Mahkemece ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık tespit edilemediğinden;davacılar vekilinin istinaf talebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki biçimde hüküm tesis edilmiştir.

SONUÇ : Gerekçe uyarınca;1-Yukarıdaki başlıkta yazılı bulunan mahkeme ara kararına yönelik olarak davacılar vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun HMK.m.353/1-b/1 hükmü gereğince ESASTAN REDDİNE,2-İstinaf yasa yoluna başvuran davacılardan karar tarihi itibariyle alınması gereken istinaf karar ve ilam harcı ile istinaf başvurma harçlarının peşin olarak alındığı anlaşıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 3-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına,4- İstinaf yasa yoluna başvuran davacılar tarafından yapılan giderlerin üzerlerinde bırakılmasına, HMK. m.353/1-b/1 hükmü uyarınca, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve HMK.m.362/1-f gereğince kesin olmak üzere, oybirliğiyle karar verildi.

Daha fazla bilgi için doğrudan 05325740383 numaralı telefondan veya diğer iletişim yollarından irtibata geçebilirsiniz.

Gecikme Tazminatinda Zamanasiminin Baslangici

Gecikme Tazminatında Zamanaşımının Başlangıcı

Özet : Davalı yükleniciler sözleşmede kararlaştırılan sürenin dolmasıyla temerrüde düşmüşlerdir. Ancak davacı yasal hakkı olan yüklenicilerin sözleşmedeki yükümlülüklerini yerine getirmesini beklemiş ve sonrasında bu davayı açmıştır. Davacı ifayı beklediğine göre, davalı yükleniciler sözleşmedeki yükümlülüklerini yerine getirmek zorundadırlar. Gecikme tazminatı istemleri yönünden zamanaşımının başlangıç tarihi, sözleşmeye göre yüklenicilerin edimlerini yerine getirerek davacıya ait bağımsız bölümleri teslim tarihidir. Diğer bir deyişle eser sözleşmesi feshedilmediği sürece iş sahipleri gecikme tazminatını ( kira ) alarak ifayı bekleyebileceğinden eser teslim edilmediği ve sözleşme ifa ile sonuçlanmadığı için teslimi gereken tarih geçmesine rağmen zamanaşımı süresi işlemeye başlamayacaktır. Önceki döneme ait olsa dahi gecikme tazminatı ile ilgili zamanaşımı süresi eserin teslimi ve sözleşmenin ifası ile sonuçlandığı tarihten itibaren başlayacaktır.

Yargıtay

15. Hukuk Dairesi

Esas : 2019/229

Karar : 2019/4869

Karar Tarihi : 27.11.2019

“İçtihat Metni”

Davacılar 1-… 2- … 3-… 4-… 5-… ile davalılar 1-… 2-Tasfiye … SS Efe Konut Yapı Kooperatifi arasındaki davadan dolayı … 1. Asliye Hukuk Hakimliğince verilen 08.09.2015 gün ve 2013/186 E.-2015/362 K. sayılı hükmü bozan 23. Hukuk Dairesinin 20.09.2018 gün ve 2015/9059 E.-2018/4309 K. sayılı ilamı aleyhinde davacılar vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR

Dava, eser sözleşmesi niteliğindeki Kat karşılığı İnşaat sözleşmesinden kaynaklanan kira kaybı ve cezai şart istemlerine ilişkin olup mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karar davalılar tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 23. Hukuk Dairesince yapılan temyiz incelemesi sonucunda 20.09.2018 tarihli 2015/9059 Esas, 2018/4309 Karar sayılı bozma ilamına davacı tarafından karar düzeltme talebinde bulunulmuştur.

Karar düzeltme talebinin kural olarak temyiz incelemesini yapan Yargıtay Hukuk Dairesince incelenmesi gerekmekte ise de; Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nun 09.02.2018 gün 2018/1 sayılı işbölümü kararı ile arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesinden kaynaklanan ve 01.07.2016 tarihinden sonra temyiz ya da karar düzeltme talepli olarak Yargıtay’a gelen dosyalardaki temyiz ya da karar düzeltme taleplerini incelemek görevi Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’ne verildiğinden karar düzeltme talebi Dairemizce incelenmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre davacı vekilinin 1086 sayılı HUMK’nun 440. maddesinde sayılan nedenlerden hiç birisine uymayan aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair karar düzeltme itirazlarının reddi gerekmiştir.

2-Davacı davasında müvekkillerine ait 4 dairenin 31.01.2006 tarihine kadar olan kira getirisinin 48.261,00 TL olduğunu, 31.01.2008 tarihinden 01.01.2010 tarihine kadar iki dairenin kira kaybı alacağının toplam 32.243,54 TL olduğunu, böylece dairelerin sözleşme uyarınca teslimi gereken tarihten fiili teslim olunan tarihlere kadar toplam kira kaybı alacağının 80.504,54 TL olduğunu belirterek tahsilini talep etmiştir. Mahkemece alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Yargıtay 23. Hukuk Dairesi bozma ilamında “Eser sözleşmesine bağlı talepler TBK 147/6 maddesi uyarınca 5 yıllık zamanaşımına tabidir. Bu süre kiranın muaccel olduğu (istenebilir hale geldiği) tarihten başlar. Kirası istenen bağımsız bölümün teslim edilmesi, satılması veya kiraya verilmesi hallerinde kira tazminatı talep edilemez. Hükmen tescil davası açılması teslime ve kullanmaya veya satmaya engel olmadığından zamanaşımını kesmesi mümkün değildir. Somut olayda davanın 02.04.2013 tarihinde açıldığı, davalıları da süresinde zamanaşımı defiinde bulunduğuna göre, mahkemece TBK 147/6 maddesi gereğince zamanaşımı iddiasının yukarıdaki açıklamalar kapsamında ele alınması gerekir. Ayrıca davacılar

vekilince 19.01.2015 tarihli celsede 16 ve 4 nolu dairenin 18.08.2005 tarihinde 8 nolu dairenin 21.05.2010 tarihinde teslim alındığı, 1 nolu daire ile ilgili olarak da davalı kooperatifçe kiraya verilen dairenin kira bedelinin 01.01.2010 tarihinden itibaren davacılara ödendiğini beyan etmiştir. Davacı beyanındaki teslim tarihleri mahkemenin de kabulünde olduğuna göre, bu kez bilirkişi kurulundan ek rapor alınarak, dava tarihinden geriye gidilerek kira alacağının talep edilebileceği tarihten itibaren 5 yılın sona erdiği tarih esas alınarak zamanaşımına uğrayan kısım olup olmadığı incelenip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, bu husus değerlendirilmeden hüküm kurulması doğru olmamıştır” gerekçesi ile bozma yapılmıştır.

Davalı yükleniciler sözleşmede kararlaştırılan sürenin 26.04.2001 tarihinde dolmasıyla temerrüde düşmüşlerdir. Ancak davacı yasal hakkı olan yüklenicilerin sözleşmedeki yükümlülüklerini yerine getirmesini beklemiş, 02.04.2013 tarihinde bu davayı açmıştır. Davacı ifayı beklediğine göre, davalı yükleniciler sözleşmedeki yükümlülüklerini yerine getirmek zorundadırlar. Gecikme tazminatı istemleri yönünden zamanaşımının başlangıç tarihi, sözleşmeye göre yüklenicilerin edimlerini yerine getirerek davacıya ait bağımsız bölümleri teslim tarihidir. Diğer bir deyişle eser sözleşmesi feshedilmediği sürece iş sahipleri gecikme tazminatını (kira) alarak ifayı bekleyebileceğinden eser teslim edilmediği ve sözleşme ifa ile sonuçlanmadığı için teslimi gereken tarih geçmesine rağmen zamanaşımı süresi işlemeye başlamayacaktır. Önceki döneme ait olsa dahi gecikme tazminatı ile ilgili zamanaşımı süresi eserin teslimi ve sözleşmenin ifası ile sonuçlandığı tarihten itibaren başlayacaktır (Yargıtay 15. H.D. 14/10/2010 2010/3391 E. 2010/5310 K.).

Bu açıklamalar ışığında somut olayda; 16 ve 4 nolu dairenin 18.08.2005 tarihinde 8 nolu dairenin 21.05.2010 tarihinde 1 nolu dairenin de 01.01.2010 tarihinde teslim edildiği dikkate alındığında, 8 ve 1 nolu daireler için davacının 02.04.2013 tarihli gecikme tazminatı davasının süresinde olduğu anlaşılmaktadır. Bozma ilamında zamanaşımının başlangıç tarihinde yanılgıya düşülerek, kiranın muaccel olduğu tarihten itibaren zamanaşımının başlayacağının değerlendirilmesi hatalı olmuştur. Mahkeme kararının bu sebeple bozulması gerekirken Yargıtay 23 Hukuk Dairesinin 2015/9059 Esas 2018/4309 Karar numaralı ve 20.09.2018 tarihli ilamında hataen zamanaşımının başlangıç tarihinin kiranın muaccel oluğu tarih olduğuna dair gerekçenin kaldırılarak değişik bu gerekçeye göre bozulması uygun bulunmuştur.

SONUÇ : Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davacının diğer karar düzeltme taleplerinin reddine, 2. bent uyarınca karar düzeltme talebinin kabulü ile Yargıtay 23. Hukuk Dairesince verilen 20.09.2018 tarihli 2015/9059 Esas 2018/4309 Karar sayılı bozma ilamının 6. nolu bendinin gerekçesinin kaldırılarak yukarıda belirtilen gerekçeye göre BOZULMASINA, ödediği karar düzeltme peşin harcının istek … karar düzeltme isteyen davacılara geri verilmesine, 27.11.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

MANEVi ZARARIN SONRADAN DAVA EDiLMESi VE HAK ARAMA HuRRiYETi

MANEVİ ZARARIN SONRADAN DAVA EDİLMESİ VE HAK ARAMA HÜRRİYETİ

Danıştay

12. Daire

Esas : 2017/2225

Karar : 2020/15

Karar Tarihi : 13.1.2020

MANEVİ TAZMİNAT TALEBİ ( İlgilinin Yargı Yerinin İşlemi Hukuka Aykırı Görüp Görmediğini Kusurun Türü ve Derecesine İlişkin Kabulünü Bekleyip Mahkeme Kararından Sonra Manevi Tazmin İstemesinin Mümkün Olduğu – Davacının İşlemin Uygulanmasından Doğan ve Temadi Eden Daha Önceden Talep Etmediği Manevi Zararlarını Mülga 1602 S.K. Md. 42 ve 2577 S.K. Md. 12 Hükümlerinde Öngörülen Seçimlik Hakları Ekseninde Dava Etmesinde Hukuka Aykırılık Bulunmadığı )

HAK ARAMA HÜRRİYETİ ( Aynı Kaynaktan Doğan Aynı Tür Zararların Mükerrer Biçimde İki Dava Yoluyla İstenmesi Mümkün Değilse de Kaynağı ve Türü Farklı Olan Kaynağı ve Türü Farklı Olduğu İçin de İlk Davanın İkamesi Sırasında Dava Edilebilir Nitelikte Olmayan ya da Sonraki Bir Tarihte Doğan Manevi Zararların Her İki Yolla da İstenebilmesinin Anayasal Hak Arama Hürriyetinin Bir Gereği Olduğu )

MANEVİ ZARARIN SONRADAN DAVA EDİLMESİ ( Mülga 1602 S.K. Md. 42 ve 2577 S.K. Md. 12 Hükümlerinde İlk Davadan Sonra İkame Edilecek Olan Tam Yargı Davasının Yasal Süresinde Açılması Gerektiği – Davacının Ayırma İşleminin İptali İstemiyle Açtığı Davada Verilen AYİM Kararının Karar Düzeltme İsteminin Reddedildiği ve Davacının Eldeki Davayı Önceki Bir Tarihte Açtığı Anlaşıldığından Bakılan Davada Süre Bakımından Hukuka Aykırılık Bulunmadığı )

DAVADA SÜRE AŞIMI BULUNMAMASI ( Davacının Türk Silahlı Kuvvetlerinden Ayırma İşlemine Karşı Açtığı Davada Verilen İşlemin İptaline ve Parasal Haklarının Ödenmesine İlişkin Karar Üzerine Ayırma İşlemi Nedeniyle Uğradığını İleri Sürdüğü Manevi Zararların Tazmini İstemi – Davanın Esasına Dair Bir İnceleme Yapılarak Karar Verilmesi Gerektiği/İşlemin İptaline Karar Verilmesini Müteakip Ayrıca Manevi Tazminat Talebinde Bulunmasının Hukuken Mümkün Olmadığı Gerekçesiyle Davanın İncelenmeksizin Reddi Yolundaki AYİM Kararının Bozulması Gerektiği )

926/m.Geç.45

1602/m.42

2577/m.12,Geç.8

Subay Sicil Yönetmeliği/m.92

ÖZET : Dava, Topçu Yüzbaşı olarak görev yapan davacının Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayırma işlemine karşı açtığı davada verilen işlemin iptaline ve parasal haklarının ödenmesine ilişkin karar üzerine ayırma işlemi nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü manevi zararların tazmini istemine ilişkindir.

İlgilinin yargı yerinin işlemi hukuka aykırı görüp görmediğini, kusurun türü ve derecesine ilişkin kabulünü bekleyip, mahkeme kararından sonra manevi tazmin istemesi maddede öngörülen seçimlik haklarının doğal bir sonucu olduğundan, davacının, işlemin uygulanmasından doğan ve temadi eden, daha önceden talep etmediği, manevi zararlarını, mülga 1602 Sayılı Kanun’un 42. ve 2577 S.K.’un 12. maddelerinde öngörülen seçimlik hakları ekseninde dava etmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Mülga 1602 S.K. Md. 42 ve 2577 S.K. Md. 12 hükümlerinde ilk davadan sonra ikame edilecek olan tam yargı davasına ilişkin olarak yer alan tek daraltıcı düzenleme tam yargı davası açmanın süreye bağlanmış olmasıdır. Olayda davacının ayırma işleminin iptali istemiyle açtığı davada verilen AYİM kararının, davalı idare tarafından düzeltilmesinin istendiği, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 1. Dairesi’nce karar düzeltme isteminin reddedildiği, davacının ise bu davayı önceki bir tarihte açtığı anlaşıldığından bakılan davada süre bakımından hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Davanın esasına dair bir inceleme yapılarak karar verilmesi gerekirken, davacının 1602 Sayılı Kanun’un 42. maddesinde kendisine tanınan hakkı kullandığı, işlemin iptaline karar verilmesini müteakip ayrıca manevi tazminat talebinde bulunmasının hukuken mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın incelenmeksizin reddi yolundaki Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

İSTEMİN KONUSU : Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 1. Dairesinin 14/06/2016 tarih ve E:2016/645, K:2016/684 Sayılı kararının; 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 Sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi uyarınca düzeltilmesi istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Topçu Yüzbaşı olarak görev yapan davacının Türk Silahlı kuvvetlerinden ayırma işlemine karşı açtığı davada verilen işlemin iptaline ve parasal haklarının yasal faiziyle ödenmesine ilişkin karar üzerine ayırma işlemi nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü manevi zararlar karşılığında 25000 TL’nin ayırma işlemi tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi talep edilmiştir.

Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kararının özeti: Davacı vekili tarafından, iptal davasıyla birlikte özlük hakkı da talep edilmiş olmakla, diğer bir ifade ile iptal davası ile birlikte tam yargı davası da açılmış olmakla, davacının, 1602 Sayılı Kanun’un 42. maddesinde kendisine tanınan hakkı kullandığı, işlemin iptaline karar verilmesine müteakip ayrıca manevi tazminat talebinde bulunmasının hukuken mümkün olmadığı gerekçesiyle dava konusu manevi tazminat talebinin incelenmeksizin reddine karar verilmiştir.

KARAR DÜZELTME TALEP EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, iptal davasına konu ayırma işleminin yol açtığı manevi zararların; sebepleri ve etkileri bakımından maddi tazminat istemli iptal davası açıldıktan sonra ortaya çıktığı, manevi zararların giderimi için dava yolunun kapatılmasının AYİM Kanunu’nun 42. maddesine uygun olmadığı, maddenin daraltıcı yorumunun Anayasanın 2. maddesinde ifade edilen hukuk devleti ilkesi ile uyumlu olmadığı, Anayasanın 36. maddesindeki hak arama hürriyetinin ihlal edildiği, AYİM Kararının kaldırılması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ DÜŞÜNCESİ : Karar düzeltme isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

Karar veren Danıştay Onikinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

KARAR : 25/08/2017 tarih ve 30165 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 15/08/2017 tarih ve 694 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 36. maddesiyle 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’na eklenen Geçici 45. maddenin sekizinci fıkrasının (b) bendinde: “… Kaldırılan askeri yargı mercilerinde görülmekte olan, tebliğde ve infaz aşamasında bulunanlar ile bu mercilerin arşivlerinde bulunan işi bitmemiş dosyalardan; … b) Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde kanun yolu incelemesi aşamasında olanlar Danıştaya; diğerleri Ankara İdare Mahkemeleri’ne, … 21/01/2017 tarih ve 6771 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren dört ay içinde herhangi bir karara gerek kalmaksızın listeye bağlanarak gönderilir.” hükmüne yer verilmiştir.

Askeri Yüksek İdare Mahkemesi tarafından verilen kararın, 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’na 25/08/2017 tarih ve 694 Sayılı KHK ile eklenen Geçici 45. madde uyarınca incelenmesinden; kararın düzeltilmesi dilekçesinde ileri sürülen nedenlerin, 2577 Sayılı Kanun’un Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 Sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi hükmüne uygun bulunduğu sonucuna ulaşıldığından, karar düzeltme isteminin kabulüyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 1. Dairesinin 14/06/2016 tarih ve E:2016/645, K:2016/684 Sayılı kararı kaldırılarak uyuşmazlık yeniden incelendi:

İNCELEME VE GEREKÇE:

MADDİ OLAY : Davacının 2003 yılında Topçu Tğm. naspedildiği, son olarak Hakkari/Çukurca 2. Hd.Tuğ. Komutanlığında görev yaparken Subay Sicil Yönetmeliği’nin 92. maddesinin, ayırma işlemlerinin personel başkanlıklarınca başlatılmasına ilişkin (b) fıkrası kapsamında davacının durumunun değerlendirildiği ve Subay Sicil Yönetmeliği’nin 92’nici maddesinin (a) fıkrasına göre Kara Kuvvetleri komutanlığı bünyesinde oluşturulan komisyonda incelendiği, Komisyonun 25.12.2013 tarihli ve 13/45 Sayılı kararıyla; 926 Sayılı TSK Personel Kanunu’nun 50. maddesinin (c) fıkrası, 5434 Sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu’nun 39. maddesinin (e) fıkrası ve Subay Sicil Yönetmeliği’nin 91. maddesinin (e) fıkrası gereğince sicil yolu ile Silahlı Kuvvetlerden ilişiğinin kesilmesinin uygun olacağı yönündeki kararının Kara Kuvvetleri Komutanı tarafından 31.12.2013 tarihinde uygun bulunması üzerine, davacı hakkında 31.12.2013 tarihinde 1. sicil üstü olarak Kara Kuvvetleri Komutanı, 08.03.2014 tarihinde 2. sicil üstü olarak da Genelkurmay Başkanı tarafından Subay Sicil Yönetmeliği’nin 91. maddesinin (e) fıkrası (Türk Silahlı Kuvvetleri’nin itibarını sarsacak şekilde ahlâk dışı hareketlerde bulunmak) gereğince ayırma (Silahlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir) sicili düzenlendiği, müteakiben Bakan tarafından 19.03.2014 tarihinde 2014-12 Sayılı kararla ayırma işlemi tesis edilerek TSK’dan ilişiğinin kesilmesi üzerine bahse konu ayırma işleminin iptali ve ayırma işlemi nedeniyle mahrum kalınan özlük haklarının yasal faizi ile birlikte ödenmesi istemi ile AYİM’de dava açıldığı; AYİM 1. Dairesinin 29.12.2015 tarihli, 2014/634 Esas, 2015/1146 Karar sayılı kararı ile hukuka aykırı bulunan ayırma işleminin iptaline statü dışında geçirilen sürelere ilişkin özlük haklarının hak ediş tarihlerinden (ödenmesi gereken aylardan) ödeme tarihine kadar yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine karar verildiği; davacının bu ayırma işlemi nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü manevi zararın tazmini istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

İLGİLİ MEVZUAT : Mülga 1602 Sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 42. maddesinde; “ilgililer, haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davaları ile birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı, icra tarihinden itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 35. madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır.” düzenlemesine, anılan düzenlemeye paralel olarak 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 12. maddesinde ise “İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi, ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler” hükmüne yer verilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME : Mülga 1602 Sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 42. maddesi ve 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 12. maddesine göre, ilgililerin haklarını ihlal eden bir idari işleme karşı doğrudan tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine dava süresi içinde tam yargı davası açmaları mümkün bulunmaktadır.

Anılan madde hükümlerinin lafzında, öngörülen dava yollarından sadece bir tanesine başvurulabileceğine, bu yollardan yalnızca bir tanesinin bir kereye mahsus olmak üzere kullanılabileceği, bir yol seçildikten sonra artık diğer yola ilişkin hakkın da sükut edeceği, dolayısıyla, öngörülen iki ayrı dava hakkının tek bir dava açma süresine tabi olduğu, her iki dava yolu için tek bir hak düşürücü dava açma süresi bulunduğu yolunda dava hakkını daraltıcı herhangi bir ifadeye yer verilmediği gibi, düzenlemeyi dava hakkını bu şeklide daraltıcı bir şekilde yorumlamak Anayasa’nın 36. maddesinde öngörülen “hak arama hürriyeti”ne de aykırı sonuçlara neden olacaktır.

Aynı kaynaktan doğan, aynı tür zararların mükerrer biçimde iki dava yoluyla istenmesi mümkün değil ise de kaynağı ve türü farklı olan, kaynağı ve türü farklı olduğu için de ilk davanın ikamesi sırasında dava edilebilir nitelikte olmayan ya da sonraki bir tarihte doğan manevi zararların, her iki yolla da istenebilmesi Anayasal hak arama hürriyetinin bir gereğidir. Aksinin kabulü, davacının iptal davası açılırken istenen maddi tazminatla birlikte, manevi tazminat da istenmek zorunda bırakmaktadır. Oysa ilgilinin yargı yerinin işlemi hukuka aykırı görüp görmediğini, kusurun türü ve derecesine ilişkin kabulünü bekleyip, mahkeme kararından sonra manevi tazmin istemesi maddede öngörülen seçimlik haklarının doğal bir sonucudur. Bu sebeple, davacının, işlemin uygulanmasından doğan ve temadi eden (daha önceden talep etmediği) manevi zararlarını, mülga 1602 Sayılı Kanun’un 42. ve 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 12. maddelerinde öngörülen seçimlik hakları ekseninde dava etmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Mülga 1602 Sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 42. ve 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 12. maddelerinde ilk davadan sonra ikame edilecek olan tam yargı davasına ilişkin olarak yer alan tek daraltıcı düzenleme tam yargı davası açmanın süreye bağlanmış olmasıdır. Olayda davacının ayırma işleminin iptali istemiyle açtığı davada verilen Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 1. Dairesinin 25.12.2015 tarih ve E:2014/634, K:2015/1146 Sayılı kararın, davalı idare tarafından düzeltilmesinin istendiği, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 1. Dairesi’nce karar düzeltme isteminin 17.05.2016 tarih ve E:2016/487, K:2016/530 Sayılı kararla reddedildiği, davacının ise uyuşmazlık konusu manevi tazminat istemine ilişkin işbu davayı 29.03.2016 tarihinde açtığı anlaşıldığından bakılan davada süre bakımından da hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Bu itibarla davanın esasına dair bir inceleme yapılarak karar verilmesi gerekirken, davacının 1602 Sayılı Kanun’un 42. maddesinde kendisine tanınan hakkı kullandığı, işlemin iptaline karar verilmesini müteakip ayrıca manevi tazminat talebinde bulunmasının hukuken mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın incelenmeksizin reddi yolundaki Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1. 2577 Sayılı Kanun’un 49. maddesine uygun bulunan davacının temyiz isteminin kabulüne,

2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 1. Dairesinin 14/06/2016 tarih ve E:2016/645, K:2016/684 Sayılı kararının 2577 Sayılı Kanun’un 49. maddesi uyarınca BOZULMASINA,

3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Ankara 17. İdare Mahkemesine gönderilmesine, 13.01.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

AVUKATIN HAKSIZ YERE BAROYA SAVCILIĞA ŞİKAYET EDİLMESİ VE MANEVİ TAZMİNAT DAVASI

AVUKATIN HAKSIZ YERE BAROYA SAVCILIgA siKAYET EDiLMESi VE MANEVi TAZMiNAT DAVASI

AVUKATIN HAKSIZ YERE BAROYA SAVCILIĞA ŞİKAYET EDİLMESİ VE MANEVİ TAZMİNAT DAVASI

Yargıtay

Hukuk Genel Kurulu

Esas : 2017/1372

Karar : 2018/1106

Karar Tarihi : 16.05.2018

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki “manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul Anadolu 20. (Kapanan Ümraniye 3.) Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 14.09.2012 gün ve 2004/95 E. 2012/551 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 26.12.2013 gün ve 2013/1940 E., 2013/20648 K. sayılı kararı ile,

“…1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.

2-Diğer temyiz itirazına gelince; dava, haksız şikayet nedeniyle uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece, istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı vekili, davacının daha önce davalının vekilliğini yaptığını, davalının, kendi verdiği ve vekalet ilişkisinin sona erdiğine dair ibranameye rağmen, onun kaybolduğunu zannederek; müvekkilinden şantaj yoluyla para istediği, müvekkilinden para alamayan davalının savcılığa ve baroya şikayette bulunduğunu ayrıca hukuk mahkemesinde tazminat davası açtığını, müvekilinin beraat ettiğini, davalının haksız şikayetleri ile davacının kişilik haklarına saldırıda bulunduğunu belirterek; manevi tazminat istemli eldeki bu davayı açmıştır.

Davalı vekili, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, şikayetin haksız olduğu gerekçesi ile manevi tazminatın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminat ödetilmesini isteyebilir. Yargıç, manevi tazminatın tutarını belirlerken, saldırı oluşturan eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranını, sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate almalıdır. Tutarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel durum ve koşulların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenleri karar yerinde nesnel (objektif) olarak göstermelidir. Çünkü yasanın takdir hakkı verdiği durumlarda yargıcın, hukuk ve adalete uygun karar vereceği Medeni Yasa’nın 4. maddesinde belirtilmiştir. Takdir edilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir işlevi (fonksiyonu) olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek tutar, var olan durumda elde edilmek istenilen doyum (tatmin) duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.

Davaya konu olayda, olayın gelişimi, özellikle olay tarihi ve yukarıda açıklanan ilkeler gözetildiğinde, hüküm altına alınan manevi tazminat fazladır. Daha alt düzeyde manevi tazminata hükmedilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir…”

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, haksız şikâyet nedeniyle kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir.

Davacı vekili müvekkilinin bir dönem davalının avukatlığını yaptığını, davalı ile birlikte bir çok memurun işlerine son verilmesi nedeniyle Ümraniye Belediyesi aleyhine İstanbul İdare Mahkemesinde iptal davaları açtığını, bu davaların hepsini kazanarak işe iade kararları aldığını, bu kararların onanması hâlinde açılacak tam yargı davaları için hazırlık yaptıkları sırada davalı ile bürosunda görüştüğünü, bu sırada davalının başka avukata vekâletname vereceğini söyleyerek müvekkiline ibrayı da içeren vekalet ilişkisinin sona erdiğine dair bir yazı verdiğini, ancak müvekkilinin yanında sigortalı olarak çalışan avukatın ibranameyi fark etmeyerek davalı hakkındaki tam yargı davasını da diğer davalarla birlikte açtığını, durumu fark eden müvekkilinin davanın hataen açıldığını belgelemek istediğini ancak tüm aramalarına rağmen ibranameyi bulamadığını, davalıdan yeniden ibraname istemesi üzerine davalının müvekkilini tehdit ettiğini ve şantaj yaptığını, daha sonra davalının noter ihtarnamesi ile 6.000,00 TL vermediği takdirde hakkında yasal yollara gideceğini bildirdiğini, müvekkilinden para alamayan davalının savcılığa suç duyurusunda bulunduğunu, soruşturma izni verilmesi ve son soruşturmanın açılması aşamalarından sonra müvekkilinin ibranameyi bir başka dosya içinde bularak mahkemeye sunduğunu, davalının bu kez de imza inkârında bulunarak müvekkilinin sahtecilik suçundan cezalandırılmasını istediğini, Ağır Ceza Mahkemesince yaptırılan imza incelemesi sonucu ibranamedeki imzanın davalıya ait olduğunun belirlenmesi üzerine müvekkili hakkında beraat kararı verildiğini, davalı hakkında iftira suçundan suç duyurusunda bulunulduğunu, davalının ayrıca müvekkili hakkında İstanbul Barosuna da şikâyet dilekçesi verdiğini, Baro Yönetim Kurulunca hâlen ceza yargılamasının sonucu beklenmekte ise de, müvekkilinin şu an itibariyle hâlen kayıtlarda şikâyet edilen avukatlar arasında yer aldığını, davalının bununla da kalmayıp Kadıköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde maddi – manevi tazminat davası açtığını, sonuç olarak davalının kendi verdiği ve vekâlet ilişkisini sona erdiğine dair ibranameye rağmen, müvekkilinin bulamamasından faydalanarak gerek cezai yönden, gerek baroya şikâyet, gerekse hukuk mahkemesinde tazminat talebiyle verdiği dilekçelerinde de kullandığı dil ve suçlamalarla müvekkilinin kişilik haklarına saldırıda bulunduğunu ileri sürerek 15.000,00 TL manevi tazminatın haksız fiil tarihi olan 23.12.2002 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili davacının dayandığı azilname ve ibranamenin tarihsiz olduğunu, müvekkilinin böyle bir belge imzaladığını hatırlamadığını, davacının mahkemeye sunulması için imzalattığı diğer belgelerle birlikte imzalatılmış olabileceğini düşündüğünü, ibranameden haberi olmadığından imza itirazında bulunduğunu, davasının geç açılması nedeniyle zarara uğrayan müvekkilinin anayasal şikâyet hakkını kullanarak yasal yollara başvurduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

Yerel mahkemece davalının şikâyet ve dava hakkını haksız bir şekilde ve manevi tazminatı gerektirecek ağırlıkta kullandığı, manevi tazminat miktarının ise, tarafların sosyo-ekonomik durumları, davacının olaydan duyduğu elem ve rencide duygusu dikkate alınarak ve davalının yoğun kastı da gözetilerek ancak manevi tazminatın bir zenginleşme aracı olmayacağı, öte yandan davacının duyduğu acı ve elemi de bir nebze hafifletecek miktarla belirlendiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 6.000,00 TL manevi tazminatın baroya yazdığı şikâyet dilekçesinin tarihi olan 23.12.2002 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Davalı vekilinin temyizi üzerine karar Özel Dairece yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.

Yerel mahkemece davalının şikâyetinin yıllarca vekilliğini yapan avukatına karşı olduğu, vekâlet ilişkisinin gerektirdiği ahde vefa ve geçmişin hukukuna saygının bir kenara bırakılarak sırf bir miktar para alabilmek için, karşı tarafı mesleğinden edebilecek, kamu hizmetlerinden yasaklanmasını gerektirebilecek bir iftira atıldığı, bu hususun her ne kadar kesinleşmemişse de ceza mahkemesi kararıyla vurgulandığı, davacı avukatın yıllarca disiplin soruşturmasına, ceza soruşturmasına muhatap olup sonunda da yargılandığı, hem mesleği hem istikbali söz konusu olduğundan çok etkilendiği ve endişelendiği, mesleki yönden de küçük düştüğü, itibar kaybına uğradığı, bu olayda 6.000,00 TL manevi tazminatın az olduğunun tartışılabileceği ancak kesinlikle çok olduğunun söylenemeyeceği belirtilerek ve önceki gerekçeler tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararını davalı vekili temyiz etmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık: davalının haksız şikâyet teşkil eden eylemi nedeniyle kişilik hakları saldırıya uğrayan davacı yararına takdir edilen manevi tazminat miktarının fazla olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümüne geçilmeden önce, konuya ilişkin yasal düzenleme ve ilkelerin ortaya konulmasında yarar vardır:

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde:

“Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.

Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar yada kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.”

hükmü yer almaktadır.

Dava konusu haksız eylemin gerçekleştiği tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun “Şahsi Menfaatlerin Haleldar Olması” başlıklı 49. maddesinde ise:

“Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dava edebilir.

Hâkim, manevi tazminatın miktarını tayin ederken, tarafların sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate alır.

Hakim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir tazmin sureti ikame veya ilave edebileceği gibi tecavüzü kınayan bir karar vermekle yetinebilir ve bu kararın basın yolu ile ilanına da hükmedebilir.”

düzenlemesine yer verilmiştir.

Dava ve karar tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Kişilik hakkının zedelenmesi” başlıklı 58. maddesinde de:

“Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.

Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.”

şeklinde düzenleme bulunmaktadır.

Türk Medeni Kanunu’nun 24. ve 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 49. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 58.) maddeleri ile koruma altına alınan kişilik hakları, kişisel varlıkların korunmasıyla ilgilidir. Kişisel varlıklar, bedensel ve ruhsal tamlık ve yaşam ile nesep gibi insanın, insan olmasından güç alan varlıklar ya da kişinin adı, onuru ve sır alanı gibi dolaylı varlıklar olarak iki kesimlidir.

Görüldüğü üzere; BK’nın 49. (6098 sayılı TBK’nın 58.) maddesi gereğince kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilir.

Burada kural olarak doğrudan doğruya zarar görme koşulu aranmaktadır. Ancak kişilik değerlerinin kapsam ve çerçevesi, yerleşik değer yargılarına ve yaşam deneyimine bağlı olarak belirlenmelidir. BK’nın 49. maddesi genel bir düzenleme olup, öngördüğü koşullar gerçekleştiğinde, ruhsal uyum dengesi sarsılanın, kişilik değerlerine saldırı nedeniyle manevi tazminat isteyebilmesi olanağı vardır.

Manevi tazminat isteminin temelinde, davalının haksız eylemi yatmaktadır. Bilindiği üzere haksız eylemin unsurları, hukuka aykırı fiil, kusur, zarar ve fiil ile zarar arasında illiyet bağı bulunmasıdır.

Öte yandan, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 47. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 56.) maddesinde düzenlenen manevi tazminatta kusurun gerekmediği, ancak takdirde etkili olabileceği, 22.06.1966 tarih ve 1966/7 E., 1966/7 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıkça vurgulanmıştır. Bu kararın gerekçesinde, takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hâl ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken, ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.

Yine Borçlar Kanunu’nun 47. (Türk Borçlar Kanunu’nun 56.) maddesi hükmüne göre, hâkimin, özel hâlleri göz önünde tutarak, manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği tutar adalete uygun olmalıdır. Hâkim, manevi tazminatın miktarını tayin ederken saldırı teşkil eden eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranını, sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate almalıdır. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hâl ve şartların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenleri karar yerinde objektif olarak göstermelidir. Çünkü kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hâkimin hukuka ve hakkaniyete göre hüküm vereceği Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesinde belirtilmiştir. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi mal varlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut hâlde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.

Tüm bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler ışığında somut olay incelendiğinde;

Davalının avukatı olan davacının, açtığı işe iade davasının davalı lehine sonuçlanmasından sonra, açılacak tam yargı davası için davalının başka avukata vekâletname vereceğini söyleyerek davacıya vekâlet ilişkisinin sona erdiğine ve davacıyı ibra ettiğine dair imzalı bir yazı verdiği, ancak davacının yanında sigortalı olarak çalışan avukatın ibranameyi fark etmeyerek davalı hakkındaki tam yargı davasını da diğer davalarla birlikte açtığı, durumu fark eden davacının davanın hataen açıldığını belgelemek istediği ancak bu sırada ibranameyi kaybettiği, bunun üzerine davalı tarafından davacıya noter aracılığıyla bir ihtarname gönderilerek mesleğinin gerektirdiği hassasiyeti göstermediği iddiasıyla 6.000,00 TL ödemediği takdirde davacı hakkında yasal yollara gideceğini, İstanbul Barosuna ve Cumhuriyet Savcılığına şikâyette bulunacağını bildirdiği, davacının herhangi bir ödeme yapmaması üzerine davalının İstanbul Barosuna ve Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyet dilekçesi verdiği, ayrıca Kadıköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde maddi – manevi tazminat istemiyle dava açtığı, davacı hakkında görevi ihmal suçundan açılan kamu davasında yargılama yapıldığı sırada davacının ibranameyi bir başka dosya içinde bularak mahkemeye sunduğu, davalının mahkemedeki beyanında ibranamenin altındaki imzanın kendisine ait olmadığını belirterek imza inkârında bulunduğu, Ağır Ceza Mahkemesince yaptırılan imza incelemesi sonucu ibranamedeki imzanın davalıya ait olduğunun belirlendiği, bunun üzerine davacının beraatine karar verildiği, beraat kararı ile birlikte davalı hakkında suç duyurusunda bulunulduğu, açılan kamu davasının yargılaması sonucu davalının iftira suçundan cezalandırılmasına karar verildiği, ancak temyiz aşamasında zamanaşımına uğradığı, davacı hakkında Baro Yönetim Kurulunca yapılan disiplin soruşturmasında ceza yargılamasının sonucunun beklendiği, davacının yıllarca İstanbul Barosu kayıtlarında şikâyet edilen avukatlar arasında yer aldığı anlaşılmaktadır. Hukuk mahkemesinde görülen tazminat davasının sonucunda ise ibraname alınmış olması nedeniyle davanın yanlışlıkla açılmasında avukatın ihmal ve kusurunun bulunmadığı, herhangi bir zarar oluşmadığı hâlde sehven dava açılmasından ve reddinden kazanç elde etmeye çalışmanın dürüstlük kuralına uygun düşmeyeceği gibi, kendi kusurundan doğan zararı talep etmenin yasaya uygun görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, bu kararın temyizi üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesince onanarak kesinleşmiştir.

Eldeki davada, davalının vekâlet ilişkisinin sona erdiğine ve davacıyı ibra ettiğine dair imzalı bir yazı vermiş olmasına rağmen, davacının ibranameyi kaybetmesi üzerine davacı hakkında gerek Cumhuriyet Savcılığına, gerek İstanbul Barosuna şikâyet dilekçeleri vermek, gerekse hukuk mahkemesinde tazminat talebiyle dava açmak suretiyle hak arama özgürlüğünün kötüye kullanıldığı, Anayasal şikâyet hakkının sınırlarının aşıldığı ve böylece davacının kişilik haklarına saldırıda bulunduğu hususunda herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Bunun yanında davacı lehine hükmedilen manevi tazminat miktarına da bakıldığında olay tarihi, taraflar arasındaki olayların gelişim şekli, hakkındaki şikâyetler üzerine soruşturma ve dava sürecinde davacı tarafından yaşanan üzüntü ve endişe, mesleki ve kişisel itibar kaybı ile tarafların ekonomik ve sosyal durumları dikkate alındığında, hükmedilen manevi tazminatın miktarı makul olup, objektif ölçülere göre takdir edildiği ve fazla olmadığı kanaatine varılmıştır.

Hâl böyle olunca yerel mahkemenin davalının eyleminin ağırlığı ve meydana getirdiği sonuçlar itibariyle takdir edilen manevi tazminat miktarının çok olmadığı gerekçesiyle verdiği direnme kararı yerindedir.

Açıklanan nedenlerle direnme kararı onanmalıdır.

SONUÇ : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı (371,36 TL) harcın temyiz edenden alınmasına, gerekli temyiz ilam harcı peşin alındığından başka harç alınmasına yer olmadığına, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 16.05.2018 gününde oy çokluğu ile karar verildi.

Gaziantep Avukatlık Ofisimizde, Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, iş Davası Avukatı, İdari Dava Avukatı olarak faaliyetlerinin yanında Uzman Arabulucu olarak ihtiyari ve zorunlu arabuluculuk hizmeti de vermektedir. Ofisimiz Gaziantep dışında, Kahramanmaraş, Kilis ve Şanlıurfa'da da dava takibi yapmaktadır.

© Copyright 2004-2021 
Avukat Ali Tümbaş - Her hakkı saklıdır.
Call Now Buttonenvelopephone-handsetmap-marker
Whatsapp
Avukata Soru Sor
Merhaba,
Hukuki sorularınız için bizim ile iletişime geçebilirsiniz.
linkedin facebook pinterest youtube rss twitter instagram facebook-blank rss-blank linkedin-blank pinterest youtube twitter instagram