Gaziantep Avukat Ali Tümbaş Anlaşmalı ve Çekişmeli Boşanma Avukatı

Yabancı ülkede boşanma kararı ve mal rejimi ( Mal Paylaşımı)

T.C.

YARGITAY

8. HUKUK DAİRESİ

Esas: 2014/4434

Karar: 2014/4886

Tarih: 21.03.2014

✦ YABANCI İLAMIN KESİN HÜKÜM VEYA KESİN DELİL ETKİSİ

✦ KATKI PAYI ALACAĞI DAVASI

✦ ZAMANAŞIMI

✦ BOŞANMA DAVASI AÇILDIKTAN SONRA MAL EDİNİLMESİ

4721 – TÜRK MEDENİ KANUNU (MK) / 5,  166,181,  225.2 

5718 – MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUN / 8,  52,  59 

818 – BORÇLAR KANUNU / 125 

Aysel ile Hasan Ali aralarındaki katılma alacağı davasının reddine dair Denizli 2. Aile Mahkemesi’nden verilen 01.02.2013 gün ve 677/94 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, dava dilekçesinde vekil edeniyle davalının 1981 yılında evlendiklerini, daha sonra Hollanda’ya işçi olarak çalışmaya gittiklerini, Hollanda Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açılan dava sonucunda boşandıklarını, Denizli 1. Aile Mahkemesi’nin 2012/637 Esas sayılı dava dosyasıyla açılan boşanma davasına ait kararın tanınmasına ilişkin davanın açıldığını, evlilik birliği içerisinde davalı eş Hasan Ali adına kayıtlı olan ve vekil edeninin de katkısının bulunduğu 1 nolu parseldeki ev, İzmir Konakta 242 ada 1910 parseldeki dört katlı ev 20 … 6274 plakalı araç ve H… D…, B… şubesindeki döviz ve Türk parası hesabı ile H… İ… B… şubesindeki döviz ve Türk lirası hesabı ve M… B… İ… şubesindeki hesapta bulunan döviz cinsindeki para hesabı ve gayrimenkul cinsindeki malların evlilik birliği içinde müştereken kazanıldığını ve müşterek paralarla alındığını açıklayarak mal rejiminin tasfiyesi ile tasfiye tarihindeki değerleri üzerinden vekil edeninin katılım alacağının belirlenerek davalıdan karar tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekilleri, 23.08.2012 havale tarihli cevap dilekçelerinde; Hollanda Breda 9. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 82385 FA RK 00-1016 sayılı kararıyla boşandıklarını, 12.04.2000 tarihinde kararın kesinleştiğini, tarafların boşanmalarının üzerinden 12 yılı aşkın bir süre geçtiğini, 01.01.2002 tarihinden öncesinde mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğunu, BK.nın 125.maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresinin 01.01.2002 tarihinden sonra edinilen mallar hakkında uygulanamayacağını, bu tarihten sonra edinilen mallar bakımından TMK.nın 178. maddesine göre 1 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğini, edinilen taşınmazlar ile araç ve diğer mallar bakımından zamanaşımının geçtiğini, öncelikle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, bu itiraz kabul edilmediği taktirde haksız ve mesnetsiz açılan davanın esastan reddine, tedbirlerin kaldırılmasına karar verilmesini savunmuşlardır.

Mahkemece; “…davacının K… 1. Bölge K… Mah. 1910 ada 6 sayılı parselde kayıtlı taşınmaz yönünden açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, Denizli Tapu Sicil Müdürlüğü Y… 239 ada 1 parselde kayıtlı taşınmaz ile 20 … 6274 plakalı araç ve bankalardaki hesapların boşanma kararının kesinleşmesinden sonraki döneme ilişkin olması nedeniyle bu taşınmaz, araç ve banka hesapları bakımından istenen katkı payı alacağı ile katılma alacağı istenilmeyeceğinden davacının bu istekler yönündeki davasının reddine” karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, 1910 ada 6 sayılı parselde bulunan zemin kat, 5 nolu bağımsız bölüm ile 1,, 2,, 3 ve 4 nolu bağımsız bölümlerin 08.07.1998 tarihinde davalı tarafından alınması nedeniyle 743 sayılı TKM.nın 170. maddesi uyarınca mal ayrılığı döneminde edinildiğinden, bu rejimden kaynaklanan katkı payı alacağı ile 239 ada 1 parseldeki ev, araç ve bankalardaki hesaplarda bulunan Türk lirası ve döviz cinsindeki paralar bakımından anılan malların mal rejiminin sona ermesinden sonra edinilen mallardan kaynaklanan ve bankalarda açılmış bulunan hesaplarda bulunan paralardan doğan ve Türk Borçlar Kanunu’nun genel hükümlere göre çözümlenmesi gereken alacak isteğine ilişkindir.

Taraflar; 28.07.1981 tarihinde evlenmiş, yabancı mahkemede 10.04.2000 tarihinde açılıp kabulle sonuçlanan ve 10.06.2000 tarihinde kesinleşen boşanma kararıyla boşanmışlardır. Boşanma kararının tanınmasına ilişkin davanın ise, 10.10.2013 tarihinde açıldığı ve 25.10.2013 tarihinde kesinleştiği belirlenmiştir.

Dosyadaki bilgi ve belgelere göre 1910 ada 6 sayılı parselde bulunan zemin kat 5,, 1,, 2,, 3 ve 4 nolu bağımsız bölümlerin 08.07.1998 tarihinde edinildiklerinden bunlar açısından davalı vekilinin ileri sürdüğü zamanaşımı definin değerlendirilmesi gerekir. Dosyadaki bilgi ve belgelerden zamanaşımı definin süresinde olduğu saptanmıştır. Yabancı mahkemeden verilen boşanma kararı 10.06.2000 tarihinde kesinleşmiş olup, tanıma kararı ise 25.10.2013 tarihinde kesinleşmiştir. 5718 sayılı Kanunun 59. maddesinin kapsamı göz önünde tutulduğunda yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarihten itibaren hukuki sonuçlarını doğuracağından boşanma kararının kesinleştiği tarihten ( 10.06.2000 ) itibaren mal rejimine ilişkin davanın açıldığı 18.07.2012 tarihine kadar 10 yıllık zamanaşımı süresini geçtiği anlaşılmaktadır. Somut olayda TBK’nın 146. ( eBK.m.125 ) maddesindeki on yıllık zamanaşımı süresi uygulanmaktadır.

5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanunun 59. maddesi uyarınca; “Yabancı ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisi yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade eder.”

Hemen belirtmelidir ki, her mahkeme kararının kesin hüküm ve icra kabiliyeti olmak üzere iki ayrı sonucu bulunmaktadır. Kesin hüküm teşkil eden mahkeme kararları-istisnalar dışında icra kabiliyeti de taşırlar. Ne var ki, hem kesin hüküm, hem de icra kabiliyetini birlikte taşımayan mahkeme kararları da bulunmaktadır.

Bir mahkeme kararının kesin hüküm ve icra kabiliyeti olmak üzere iki sonucu birlikte taşıyıp taşımadığı, kesin hüküm teşkil eden o mahkeme kararının hukuki niteliğine göre belirlenir. Aynı sonuç yabancı mahkeme kararları için de söz konusudur.

Kesin hüküm, bir uyuşmazlığı nihai olarak ortadan kaldıran ve o hususun mahkemelerde yeniden inceleme konusu yapılmasına engel olan kanuni hakikat vasfıdır ve kararın aynı konuda, aynı taraflar arasında, aynı sebeple yeniden kaza organı önünde muhakeme konusu yapılamamasıdır.

İstisnalar dışında icra kabiliyeti olan kararlar, hem maddi hem de şekli kesinlik taşıyan kararlardır.

Maddi anlamda kesin hükmün, taşıdığı niteliğin gereği olarak, iki sonucu bulunmaktadır: kararın kesin delil teşkil etmesi ve aynı konuda, aynı taraflar arasında, aynı sebeple dava açılması halinde karşı tarafın kesin hüküm itirazında bulunabilmesidir.

İşte yabancı mahkeme kararının tanınmasının hukuki gerekçesini, kararın kesin hüküm kuvveti oluşturmaktadır.

Tanıma; “Bir mahkeme kararının kesin hüküm kuvvetinin yabancı ülkede kabulü”; tenfiz ise; “Bir mahkeme kararının, sahip olduğu kesin hüküm kuvvetinin sonucu olarak, maddi icra muamelelerini gerekli kılan kamu gücünü harekete geçiren vasfı”dır.

Her mahkeme kararı hem kesin hüküm, hem de icra kabiliyetini birlikte taşımamakta; bazı kararlar nitelikleri gereği yalnız kesin hüküm teşkil etmekte, fakat icra kabiliyetleri bulunmamaktadır.

İşte bu tür yabancı mahkeme kararları yalnız tanınabilir; tenfiz edilemezler. Çünkü icra kabiliyetleri yoktur.

Tespit kararları ile yenilik doğurucu kararların Türkiye’de yalnız tanınmaları mümkün olup; bunlara tanıma şartları uygulanacaktır. Eda kararlarının ise, hem tanınmaları hem de tenfizleri mümkündür.

Boşanma kararları hukuksal nitelikçe yenilik doğurucu kararlardandır. Yenilik doğrucu kararlar ise, bir hukuki durumun kurulması, değiştirilmesi veya ortadan kaldırılması için hak sahibinin iradesinin kafi gelmemesi ve durumun ancak bir mahkeme kararı ile doğmasının gerekli olduğu hallerde açılan dava sonucu verilen karardır. Bu kararların hukuki alanda etkili olmaları için icraya ihtiyaçları yoktur. Bu kararlar taşıdıkları inşai tesir ( yenilik doğurucu etki ) ile arzu edilen sonuçları doğururlar. Hukukumuzda, yenilik doğurucu oldukları kabul edilen kararlar, babalık kararı, evlenmenin butlanı, ölüme bağlı tasarrufların iptali, nesebin reddi, evlat edinmeye izin ve boşanma kararları olarak sayılabilir. Bu kararların icra özelliği olmayıp; yabancı mahkeme kararı sadece bu kararlara yönelikse ve Türkiye’de nüfus kayıtlarında işlem yapılması amaçlanıyorsa, tanıma kararı bu amacı gerçekleştirmeye yeterli olacaktır.

Görülmektedir ki, boşanma kararları hukuki nitelikçe yenilik doğurucu kararlardan olmakla, tanınmaları olanaklıdır.

Ne var ki, bir boşanma kararı aynı zamanda icraya koymayı gerektiren, bir eda kararını ( tazminat, nafaka, çocuk teslimi gibi ) da taşıyorsa bu halde kararın eda bölümü için tenfiz şartlarının aranması gerekir.

Diğer taraftan, tanıma yabancı mahkemece verilen kesinleşmiş bir kararın kabul edilmesi işlemi olup; tanımada amaç, sadece kararın maddi anlamda kesinliğinden yararlanılmasıdır.

O halde, tanıma kararı verilebilmesinin ön koşulu bir yabancı mahkeme kararının varlığı ve bu kararın kesinleşmiş olmasıdır.

5718 sayılı Kanunun ( MÖHUK ), yukarıya metni aynen alınan 59. maddesinde; yabancı ilâmın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade edeceği düzenlenmiştir.

Bu hükümle, yabancı mahkemeye ait ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin yabancı mahkeme kararının tanınmasından itibaren değil, somut olayda tanımaya konu yabancı mahkemeye ait boşanma kararının kesinleştiği andan itibaren etkisini göstereceği kabul edilmiştir.

Bir başka deyişle, tanıma kararları nitelikleri gereği, verildikleri andan geriye etkili olarak yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarih itibariyle hüküm ifade edecektir. Bunun sonucu olarak da; boşanma kararının tanınması halinde taraflar, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren boşanmış kabul edilecek; boşanmanın kesinleşmesine bağlı hukuki sonuçlar da, yine bu tarihten itibaren hüküm ifade edecektir.

Açıklanan bu yasal düzenlemeye paralel bir başka düzenleme de, 23.11.2006 gün 26355 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Nüfus Hizmetleri Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 58. maddesinde yer almaktadır. Sözü edilen düzenlemede; yabancı mahkemelerce verilen boşanma kararları için Türk mahkemelerince tenfiz veya tanıma kararı verilip, tanıma ve tenfiz kararının kesinleşmesi halinde; boşanma tarihinin tanıma ve tenfiz kararının kesinleşme tarihi değil; yabancı mahkemece verilmiş olan kararın kesinleşme tarihi olacağı kabul edilmiştir.

Aynı Yönetmeliğin 157. maddesinde:

” ( 1 )… Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun hükümleri uyarınca, yabancı devlet mahkemelerinden verilen ve ilgili devletin kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların işleme konulabilmesi için, yetkili Türk mahkemesince tenfiz edilmesi veya tanınması zorunludur.

( 2 ) Devletimizin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin bu konudaki hükümleri saklıdır.” düzenlemesi yer almaktadır.

Bu hükme göre de, yabancı mahkeme kararlarının Nüfus Müdürlüklerince işleme konulabilmesi için, yetkili Türk Mahkemesince tenfizi veya tanınması gerekmektedir. Öte yandan, 5718 sayılı Kanunun ( MÖHUK ) 52.maddesinin ilk cümlesinde, kararın tenfiz edilmesinde “hukukî yararı” bulunan “herkes’in tenfiz isteminde bulunabileceği düzenlenmiştir.

Vurgulamakta yarar vardır ki, bu düzenleme, daha önceki Kanun metninde olmayıp, 5718 sayılı Kanunla getirilmiştir.

MÖHUK.nın 8. maddesine göre, “Zamanaşımı, hukuki işlem ve ilişkinin esasına uygulanan hukuka tabidir.”

Şıpka, “…Yabancı mahkemenin boşanma kararının Türkiye’de tanınması ön koşulu ile, bu boşanma kararı yabancı mahkemede kesinleştiği andan itibaren hüküm doğurmuş sayılacağından, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda da Yargıtay’ın kabul ettiği zamanaşımı süresi olan bir yıllık süre, yabancı mahkemede kesinleşen boşanma davasının kesinleşme tarihinden itibaren başlaması gerekir. Zira boşanma kararlarının tenfizi için belirli bir zamanaşımı süresi bulunmadığından, yabancı mahkemece verilen kesinleşmiş boşanma kararı uzun yıllar sonra Türkiye’de açılan tenfiz kararının kesinleştiği tarihten başlatmak, 5718 sayılı MÖHUK’un 59.maddesinin hükmüne, amacına ve gerekçesine aykırı olduğu gibi, bu uygulama sonucunda, 20-25 yıl önce yabancı ülkelerde boşanmış olan eşleri, bugün dahi mal rejimi tasfiyesi ya da katkı payı davaları ile karşı karşıya getirebileceği endişemizi belirtmek isteriz” görüşünü savunmuştur. ( Doç. Dr. Şükran Şıpka, Türk Hukukunda, Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi ve Uygulamaya İlişkin Sorunlar. 1. baskı, 2011, İstanbul, s: 365, ayrıca aynı kitap, s: 361 vd. bkz, Dairenin 08.06.2009 tarih ve 2030 E, 2937 sayılı kararı hariç bugüne kadarki kararları aynı yöndedir. )

Tanıma yada tenfiz kararı kesinleştiği tarihten itibaren yabancı mahkemenin boşanma kararı hukuki sonuçlarını doğurur, yargısına varıldığı takdirde karşılaşılan şu sonuçları ortaya koymak mümkündür.

1- Mal rejimi yabancı mahkemede açılan boşanma davasının dava tarihinde değil, yabancı mahkeme kararının tanıma ya da tenfizi kararının kesinleştiği andan itibaren sona erer ve tasfiye bu tarihten sonra yapılabilir.

2- Zamanaşımının başlangıcı; tanıma/tenfiz edilen ve kesinleşen bu kararlardan sonra yabancı boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren değil, yani tanıma ve tenfiz kararının kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar.

3- Eşler arasındaki evlilik, bu durum karşısında yabancı boşanma kararının tanınmasından ya da tenfizinden sonra kesinleştiği tarihte değil, tanıma/tenfiz kararının kesinleştiği tarihte sona ermiş olur.

4- Boşanmanın fer’i ( eki ) haklarına ilişkin olarak zaman aşımının yer aldığı TMK.nın 178.maddesindeki bir yıllık özel zaman aşımı süresinin başlangıcı, yabancı boşanma kararının kesinleştiği tarih ( MÖHUK m. 59 ) değil, tanıma/ tenfiz kararının kesinleştiği tarih olacaktır.

5- Eşlerin ikisi de Türk asıllı ve yurt dışında çalıştıklarını varsayalım. Eşlerden biri yabancı mahkemede açtığı boşanma davasının reddedilmesi ve o ülke hukukuna göre kesinleşmesi durumunda ve TMK.nın 166/4.maddesindeki koşulların gerçekleşmesi ile 3 yıllık fiili ayrılığa dayanılarak yeniden boşanma davası açıldığında 3 yıllık sürenin başlangıç tarihi hangi karara göre ve nasıl değerlendirilecektir

Yabancı mahkemeden verilen boşanmanın reddine ilişkin kararın yetkili Türk Mahkemesi’nce tanınmasına ya da tenfizine karar verilip, bu karar da kesinleştiğinde MÖHUK’un 59. maddesinin amacına uygun olarak yabancı mahkemenin kesinleşme tarihi esas alındığında tarafların boşanmalarına karar verilmesi mümkün olacaktır.

Tanıma ya da tenfiz kararının kesinleşme tarihi baz alındığında ise, aradan belki de çok uzun süre geçmesine karşın yine en azından bir 3 yıl daha bekleyecekler ve ondan sonra TMK’nın166/4. fıkrasına dayanılarak boşanma davasını açabileceklerdir.

Bunun ise, toplum ve aile yapısı üzerinde yaratacağı aksi yöndeki etki, eşlerin karşı karşıya kalacağı psikolojik sorunlar vs. lerin etkisini hesaplamak mümkün müdür

TMK’nın 166/4. maddesindeki 3 yıllık sürenin başlangıcı konusu önemli bir sorun olarak ortada kalmaktadır.

6- Boşanma kararlarının tenfizi ya da tanınması için belirlenmiş bir zaman aşımı süresi de yoktur. Bu nedenle, yabancı mahkeme kararının tanıma ve tenfizi konusunda her zaman dava açılabilir. Tanıma ya da tenfizin kesinleşme tarihi esas alındığında işin daha da uzamasına neden olacağı açıktır. Yabancı mahkemeden verilen boşanma kararının kesinleştiği tarihten tanıma/tenfiz kararının kesinleştiği tarihe kadar edinilen malların durumu ne olacaktır?.

7- Yabancı mahkemeden verilen boşanma kararının verildiği ülke hukukuna göre kesinleşmesinden sonra fakat bu kararın tanınması ya da tenfizi için yetkili Türk Mahkemesinde açılan davanın devamı sonrasında veya böyle bir dava hiç açılmamış ancak bu arada eşlerden biri ölmüş olsa, böyle bir varsayımda; yabancı mahkemenin verdiği boşanma kararının tanınmasına ya da tenfizine ilişkin kararın kesinleşmesinden sonra yabancı boşanma kararının kesinleştiği tarih zaman aşımının başlangıç tarihi olarak kabul edildiğinde, sağ kalan eş, ölen eşin mirasçısı olmayacaktır. Bu durum, TMK.nın 181, MÖHUK’un 52,54,58, 59. maddelerini amacına uygun düşecektir. Fakat zaman aşımının başlangıcı tanıma yada tenfiz kararının kesinleşme tarihi kabul edildiğinde ise, sağ kalan eş ölen eşin mirasçısı olabilecektir.

8- Eşlerden biri Türk vatandaşı, diğeri ise, yabancı uyruklu olduğu varsayımından hareket edildiğinde yabancı uyruklunun ülkesinde verilen boşanma kararı kesinleştiği tarihte o ülke hukukuna göre tüm hukuki sonuçlarını doğuracak, yabancı uyruklu eş kararın kesinleştiği tarihten itibaren boşanmış olacak, ancak Türk vatandaşı eş tanıma ve tenfiz kararının kesinleştiği tarihten itibaren boşanmış kabul edilecektir. Böyle bir çelişkili ve garip bir durum ortaya çıkmış olacaktır.

Tüm bu açıklamalar karşısında her ne kadar tanıma kararı 07.11.2008 tarihinde kesinleşmiş ise de, yabancı mahkemenin boşanmaya ilişkin ilamı 21.12.1993 tarihinde kesinleştiğinden hukuki sonuçlarını bu tarih itibariyle doğurduğu, anılan madde hükmü gereğidir. Dava mal ayrılığı rejimi döneminde edinilen taşınmazlarla ilgili katkı payı alacağı isteğine ilişkin olduğuna göre olayda, Borçlar Kanununun başka türlü hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava için öngördüğü 10 yıllık zamanaşımı süresini öngören TMK.nın 5.maddesi yollamasıyla TBK’nın 146. ( eBK m. 125 ) maddesindeki düzenlemenin uygulanması gerektiği hususunda duraksama da yoktur.

Yabancı Mahkemeden verilen boşanma kararının kesinleştiği 10.6.2000 tarihinden eldeki davanın açıldığı 18.7.2012 tarihine kadar 10 yıllık zaman aşımı süresi geçtiğinde zaman aşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmadığından 1910 ada 6 sayılı parselde bulunan bağımsız bölümlerle ilgili hüküm fıkrasının ONANMASINA,

Davacı vekilinin, 239 ada 1 parseldeki bağımsız bölümlere, aracı bankalardaki hesaplarda bulunan paralara yönelik temyiz itirazlarına gelince: 239 ada 1 parsel sayılı arsanın 17.07.2002, aracın 19.02.2009 tarihinde edinildikleri, bankalarda bulunan hesapların ise, 25.05.2011-18.07.2012 tarihlerinde açıldıkları dosya kapsamıyla belirlenmiştir. Bu durum karşısında 239 ada 1 parseldeki taşınmaz ile 20 … 6274 plakalı aracın ve bankalarda bulunan hesapların ise eşler arasında mal rejiminin sona erdiği ve boşanma davasının açıldığı 10.04.2000 tarihinden çok sonra yukarda açıklanan tarihlerde edinildikleri ve hesapların açıldığı belirlenmiştir. TMK’nın225/2. maddesi uyarınca eşler arasındaki mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermektedir. Bu tarihten önce edinilen mallar, mal rejimi davalarında tasfiyeye tabi tutulmaktadır. Boşanma davasının açıldığı ve mal rejiminin sona erdiği tarihten sonra edinilen mallar ise, mal rejiminin tasfiyesine esas alınmaz ve bunlara ilişkin uyuşmazlıklar 6098 sayılı TBK’nın genel hükümlerine göre genel mahkemelerde bakılmaktadır. Bu nedenle bu mallar yönünden dava dilekçesinin görev yönünden reddiyle dosyanın görevli ve yetkili Asliye Hukuk Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek 239 ada 1 parseldeki taşınmaz ile araç ve bankalardaki hesaplarda bulunan paralar yönünden hüküm kurulmuş bulunması usul ve kanuna aykırıdır. Görev kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece kendiliğinden göz önünde tutulur. 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine dair Kanunun 1,, 2, 4. maddelerinde bu mahkemelerin hangi davalara bakacağı açık bir biçimde belirlenmiştir. Mal rejiminin sona ermesinden sonra alınan mallar yönünden bu mahkemelerin görevli olmadığı anılan Kanunhükümleri gereğidir.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle yerel mahkeme hükmünün 239 ada 1 sayılı parseldeki taşınmaz, araç ve bankalardaki hesaplarda bulunan döviz ve Türk parası cinsindeki paralar için 6100 sayılı HMK’nınGeçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK.nın 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’nın 388/4. ( m.297/ç ) ve HUMK’nın 440/1 maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 24,30 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 0,90 TL’nin temyiz eden davacıdan alınmasına, 21.03.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

Makalemizi Oylar Mısınız?

Bu içeriği paylaşmak ister misiniz?

Yorumlarınız bizim için önemlidir. Soru sormaktan veya yorum yapmaktan lütfen çekinmeyin. Konu ile ilgili merak ettiğiniz detaylarla ilgili avukatlarımız sizlere dönüş yapacaktır.

Gaziantep Avukatlık Ofisimizde, Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, iş Davası Avukatı, İdari Dava Avukatı olarak faaliyetlerinin yanında Uzman Arabulucu olarak ihtiyari ve zorunlu arabuluculuk hizmeti de vermektedir. Ofisimiz Gaziantep dışında, Kahramanmaraş, Kilis ve Şanlıurfa'da da dava takibi yapmaktadır.

© Copyright 2004-2021 
Avukat Ali Tümbaş - Her hakkı saklıdır.
Call Now Buttonenvelopephone-handsetmap-marker
Whatsapp
Avukata Soru Sor
Merhaba.
Hukuki tüm sorularınız için makul bir ücret karşılığı bizimle iletişime geçebilirsiniz. Size konunun uzman avukatı destek verip yol haritanızı çizecektir.
linkedin facebook pinterest youtube rss twitter instagram facebook-blank rss-blank linkedin-blank pinterest youtube twitter instagram